<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[VefaEnver.Com.Tr Forum ♥ - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/</link>
		<description><![CDATA[VefaEnver.Com.Tr Forum ♥ - http://www.vefaenver.com.tr/forum]]></description>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 22:46:05 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Güzel ve Çirkin - 15. Bölüm]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/guzel-ve-cirkin-15-bolum.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 19:44:06 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/guzel-ve-cirkin-15-bolum.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://i969.photobucket.com/albums/ae178/pizbola/417063_294222623965448_956774464_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 417063_294222623965448_956774464_n.jpg]" /><br />
</div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><div class="am_embed"><object width="560" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lB6a-iD6ZOY&amp;fs=1" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.youtube.com/v/lB6a-iD6ZOY&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="350"></embed></object></div>
</div>
<br />
<div style="text-align: center;">
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">On and on the rain will say<br />
How fragile we are how fragile we are</span></span></span><br />
</div><div style="text-align: center;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
</span></span></span></div><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Yeni bölüm bu gece ....</span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://i969.photobucket.com/albums/ae178/pizbola/417063_294222623965448_956774464_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 417063_294222623965448_956774464_n.jpg]" /><br />
</div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><div class="am_embed"><object width="560" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lB6a-iD6ZOY&amp;fs=1" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.youtube.com/v/lB6a-iD6ZOY&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="350"></embed></object></div>
</div>
<br />
<div style="text-align: center;">
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;">On and on the rain will say<br />
How fragile we are how fragile we are</span></span></span><br />
</div><div style="text-align: center;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: x-large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
</span></span></span></div><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Trebuchet MS;">Yeni bölüm bu gece ....</span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Buselik Makamı - 8 ve 9. Bölümler]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/buselik-makami-8-ve-9-bolumler.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 19:22:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/buselik-makami-8-ve-9-bolumler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://img152.imageshack.us/img152/4204/buselikmakamioe9.jpg" border="0" alt="[Resim: buselikmakamioe9.jpg]" /> <br />
<br />
<br />
Bölüm 8</div></span><br />
<br />
En sonunda Saner mezun olmuş Buse yazın çalışmaya gittiği otelde bunu öğrenmiş ve rahat bir nefes almıştı. Ne kadar sürecekti bu rahatlık hiç bilmeden sanki tümüyle hayatından çıktığını kâbus gibi bir yılın en sonunda bittiğini düşünerek hem çalışıp hem de tatil yapmıştı.<br />
<br />
Buse mizacı gereği hemen herkesle kaynaşabilen herkesi dinleyebilen bir yapıya sahipti. Gittiği otelde de kendisini hemen sevdirmiş bir daha ki yaz hatta mezuniyet için söz almıştı iş yerinden. Ankara’ya biraz daha kendini yenilenmiş biri olarak gelmiş geçmişe sünger çekmişti. Tabi insan yaşadıklarını yok sayamaz hem sevgili hem arkadaş tekmesi yiyen biri hele ama yoluna devam etmeliydi etti de… Bilerek Saner hakkında konuşmuyor, konuşulduğu zaman ise tepkisizce dinliyordu. Tek dert ortağı Elif olmuştu. Aşkına yenilip Elif’e anlatıyordu arada bir. Okuldaki son yılını her şeyi silerek bekli de buradaki arkadaşlarını bir daha göremeyeceğini düşünerek yaşamıştı hem derslere çalışıp hem de okul dışında elinden geldiğince dışarı çıkıp partilere katılıyordu… Evde yapılan yada 4 kız “corvus” a gidilip dağıtılan “kızlar günü” en favori günleriydi. Corvus genellikle öğrencilerin gitti artık devamlı aynı insanların gelip gitmesi ile masaları belli olan sevimli bir pub’dı kızlarla orada rahatça buluşup içkilerini içip sohbet edebiliyorlardı arada yapılan karaokeler ise apayrı bir eğlence oluyordu… Gene bir Corvus gecesi İclal Aydın şiiri ile dile getirmişti duygularını;<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Seni Seviyordum<br />
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...<br />
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi<br />
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri<br />
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu<br />
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...<br />
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;<br />
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...<br />
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...<br />
BEN SENİ SEVİYORDUM...<br />
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler...<br />
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu.<br />
Geri dönüyordu, çoğalarak,<br />
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum her şeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun.<br />
Kalp ağrısı oluyordun,<br />
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,<br />
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,<br />
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk.<br />
Cesurduk...<br />
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...<br />
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...<br />
Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun.<br />
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra...<br />
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları...<br />
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...<br />
Saçların bana inat başın her şeye meydan okuyarak işte yine aynı...<br />
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...<br />
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun.<br />
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boş ver bilme en iyisi...<br />
</span><br />
Bir anda dökülmüştü dizeler dudağından işte o zamana anlamıştı kendisini ne kadar kandırsa da kimseyle onu konuşmasa da hala içinde yüreğinin tam derinlerinde acısı vardı. Resmen şiirdeki gibi Buse’ye inat başı dik vaziyette devamlı karşısına çıkıyordu… Mezun olmasına, askerde olmasına rağmen bir yerden hayatına giriyor haberler alıyordu. Kayıtsız kaldığı haberleri içinde sevinçle yaşıyor sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. O gece ilk defa içti içti içti… Tek nedeni “belki ağlarım da içimdeki acı akar gider” diye düşünmesiydi… Bir tek o gece itiraf etti Elif dışında Bilge ve Duygu’ya “evet ben onu seviyordum” diye…<br />
<br />
Meşhur kızlar gününden sonra o gece orada yaşanmış, bir daha dile gelmemesi konuşulmuştu. Buse hayatına geri dönmüştü sanki o gece hiç olmamış içini kemiren o duyguyu en sonunda dışa vurmamış gibi… Artık son bitiyordu mezun olmaya diplomayı almaya tam 1 ay kalmıştı. Öğrencilik hayatının son sınavlarına girip yeni bir hayata yelken açıp bu şehirden kaçmak için çaba sarf ediyordu Buse ve Elif…<br />
<br />
Elif ve Buse daha üniversite birinci sınıfta tanışmış bir anda çok sıkı dost olmuşlardı. Buse her arkadaş toplantısında takılır “ ahh Cem iyi ki o zamanlar bana Buse git şu kızla tanış dedin” der tanışmalarını anlatır kahkahalarla gülerlerdi…<br />
<br />
Elif okulun en kaba tabiri ile “inek” denilen ama güzelliğiyle da adından bahsedilen kızlarındandı; Buse ve Cem daha okulun hazırlık sınıfında tanışmış ve arkadaşlıklarını sağlamlaştırmışlardı. Cem bir gün gelip “ Buse sana bir kız göstereceğim lütfen git onunla tanış” demiş mikroekonomi sınıfında Elif’i işaret etmişti;<br />
<br />
-İşte Buse şurada bak tanış o kızla hadi gözünü seveyim…<br />
<br />
-“Kim ay Allah’ım şu kız mı rahibeler grubunda olan mı? Tamam dur” demiş hemen ayağa kalmış Elif’e doğru gitmişti amfide Cem’in “ saçmalama yaa otur şimdi değil” fısıltılarına aldırmadan biraz da sinir etmek için..<br />
<br />
-Şey Elif selam ben Buse şey diyecektim Econ notların var mı?<br />
<br />
-Hımm şey var tabi de bu defterde işte<br />
<br />
-Peki, ben alabilir miyim fotokopi için bak şurada oturuyorum diyip parmağı ile Cem’i göstermişti. O an arkasını dönüp Cem’in koca bedeni ile masanın altındaki halini görünce kahkahayı basmıştı. Cem Buse’nin kendisini göstermesi ile “yandım” diyip kafasını devekuşu misali masanın altına saklamaya çalışmıştı, Elif olan bitenden bir şey anlamamış Cem’in tarafına bakıp “ tamam sen Cem’in arkadaşısın değil mi ben ona veririm defteri seni göremezsem ondan alırsın tamam mı?” demiş Buse’ye fırsatı altın tepsi ile sunmuştu..İlk konuşmaları bu şekilde saçma sapan başlayıp Elif’inde koyu bir Sting hayranı olduğunun öğrenilmesi ile okul çıkışı “ hadi bira içelim” sohbetleri ile devam edip 4 yıl boyunca ayrılmaz ikili olmuşlardı..Burada Cem ve Elif de çok iyi dost yeni tabiri ile “kanka” olmuşlardı..<br />
<br />
Elif’in annesi asker olmasından dolayı katı disiplinli ve kuralcı bir kadındı, babası ise tam tersi rahat hayatı dalgaya alan ve bu evlilikleri boyunca hep sorun olmuş Elif sözde evliliklerini “kurtarma” bebeği olarak dünyaya gelmişti. Bu gerçeği ne annesi nede babası saklıyordu. Birde abisi vardı oda en sonunda annesine dayanamayıp üniversiteyi bitirir bitirmez İstanbul’a yerleşmişti. Elif tüm çocukluğu dâhil hep babası ile vakit geçirmiş babası onunla ilgilenmişti Her sohbetlerinde dertleşmelerinde “ Buse düşün beni kadın doktoruna bile babam götürdü” der içindeki o annesine karşı kırgınlığı dile getirirdi. Zamanla Elif ve Buse’nin arasındaki arkadaşlık yeri gelince anne, yeri gelince abla/kardeş, yeri gelince de arkadaşlığa dönüşmüştü. Nasıl Elif Buse her düştüğünde yanındaysa Buse’de hep Elif’in yanında olmuştu… Şimdi de en mutlu günlerinden birinde birlikte kep atacak birlikte mezun olup hayata atılacaklardı… Hep hayalleri ileride aynı işi yapmak birlikte yaşlanmaktı. Tam keplerini havaya atarken birbirlerine söz verdikleri gibi “ nikâh şahidin ben olacağımmm” diye bağırmış birbirlerine sarılmışlardı. Maalesef hayat gerçekten bir sınavdı ve ikisini de zorlamıştı mezuniyetle beraber..Buse staj yaptığı otelden İstanbul’dan teklif almış “ bu şehirden Saner lanetinden kurtulmam lazım” diyip hiç tereddütsüz kabul etmiş, Elif ise staj yaptığı otelin İzmir şubesinden teklif alıp kabul etmişti…. Böylece ikisinin yolları ayrılmak zorunda kalmış hayallerine ara vermişlerdi.<br />
<br />
Buse İstanbul’daki işinde hayatında çok zorluk çekmemiş zaten bildiği bir ortam olduğu için hemen alışmıştı tek alışamadığı bir zamanlar Cankat yüzünden ağlayarak terk ettiği şehre başka bir adamdan kaçmak için geri gelmesi olmuştu…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">****</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">İstanbul hem acıların hem aşkların hem umutsuzlukların şehri…</span><br />
<br />
Elindeki şiir kitabını kapatıp çantasını düzenlemeye başladı artık rutin olmuştu her sabah saat 7.30’da otobüs durağından aynı otobüse binmek sabah sahilin o boğazın sessizliği dinginliğini izlemek otobüste yarı uyuyan yarı uyanık insanları izlemek ve şiir okumak… Nedense hep İstanbul’la ilgili şiirler okuyordu sabahları belki de 3 yıldır yaşadığı bu kente her sabah böyle selam edip varlığını kabul ettirmek istiyordu belki de her an kalk gidelim diyen yüreğine iç sesine otur oturduğun yerde nereye demek için… Tam tamına 3 yıl geçmesine rağmen hiçbir zaman kendisini bu şehre ait hissedememişti Buse. Oysaki öğrencilik ilk gençlik zamanlarında ne çok severdi İstanbul’u… Bir konuşması sırasında “ İstanbul paran olup yaşanacak burada çalışıp o koşuşturma içinde olunacak şehir değil en güzeli buraya tatile gelmek” demişti. Çalıştığı otelde çok seviliyor stajyerliğini de burada yaptığı için hiçbir sorun çekmiyordu kısa zamanda başladığı satış ofisi asistanlığından “satış yetkilisi” daha dünde “ziyafet satış müdür yardımcısı” olmuştu… Zaten yaşadığı tecrübelerinden sonra hayatına ciddi anlamda kimseyi almamış hep küçük flörtlerle geçiştirmiş karşısına çıkan insan işi ciddiyete dökmeye başladığı an kaçmıştı bu kaçışları da işine yansımış kariyerine odaklanıp kısa zamanda başarılı olup kendini gösterebilmişti…<br />
<br />
Gün tüm olanlığı ile başlamış her zamanki gibi durakta inip otelin yanındaki minicik fırından poğaçasını almış yaşlı fırıncı ile sohbet edip otele doğru yürümeye başlamıştı. Otelin personel kapısından kartını okutup asansöre bindiği an içine acayip bir sıkıntı düşmüş “ aman Buse hayra yor” diyip geçiştirmeye çalışmıştı… Artık saat 9 olmuştu işte şimdi Elif ile telefon zamanı idi…Uzun uzun her sabah yaptıkları gibi konuşmuşlar 3 yıl boyunca ne kadar farklı şehirlerde olsalar dahi aralarındaki mesafeyi hiç görmeyip aynı şekilde dostluklarına devam etmişlerdi..<br />
<br />
-Ay aman Elif ne bileyim sıkıldım işte bilirsin arada eserler bana<br />
<br />
-Ayy evet evet hatırlatma o anları ne çekiyordum yaa<br />
<br />
-Aman boş ver kesin şu medya patronun kızının bugün düğün yemek tadımı var ya onun için kasılıyorumdur. Kız bana neler soruyor bir görsen Allah’ım. Karidesler nerden geliyormuş, hepsi aynı boy aynı irilikte olabilir miymiş vs vs…<br />
<br />
-Cidde mi kızım yandın sen yahu<br />
<br />
-Hem de ne yanma hadi konuşuruz gene ben mutfağa gidip şef ile konuşayım pasta seçilecek daha öptüm seni…<br />
<br />
-Bende hadi kolay gelsin…<br />
<br />
Gün her zamanki olağanlıyla geçmiş meşhur Emel&amp;Ayhan çifti için tadıma inmişti. Emel Soylu ünlü medya patronu Halis beyin kızıydı. Geçen yıl en yakın arkadaşı tekstilci Haldun Arslanlı’nın kızı Gizem Arslanlı bu otelde evlenip unutulmaz düğün yapınca kendiside burada evlenmek istemiş ilk konuşmadan sonra geçen yılki düğünü Buse’nin organize ettiğini öğrenip inatla onun yapmasını istemişti. Buse ilk başta sebebini anlamasa da otelleri ve reklam açısından iyi olacağını düşünüp kabul etmişti. Şu an ise “yangın var” diyip kaçmak istiyordu. Geçen yılki düğünle devamlı kıyaslama halinde “ay o zaman şu vardı ben istemiyorum bu sefer bu olsun hem daha pahalı” söylemleri ve kaprisleri ile uğraşıyordu. Zorlu geçen menü belirleme yemek tadımı sonrası kendini kahve odasında koltuklara bırakmış<br />
<br />
-Aman tanrım kesin bu kız beni öldürecek. Nasıl kalkacağım ben bu düğünün altından bana lobby’deki çiçeklerinde değişmesini istediğini düğün konseptine uymadığını söyledi. Düşünebiliyor musun Tamer kız otelin çiçekleri de değişsin istiyor.<br />
<br />
-Valla Buse işin zor ilk görüşmeyi onlarla ben yaptım gece 12’ye kadar Sultan Park’ta kır düğünü olacakmış sonra da balo salonu sadece gençler için disko’ya çevrilecekmiş<br />
<br />
-Evet… Onu ayarladık hatta disko topu bile buldum… Sanatçı da şu gece kulüplerinde çıkan Korhan diye biri var ya o olacak…<br />
<br />
-Ne diyeyim kızım olay gelsin sen bu 900 kişilik düğünü atlat valla seni terfi ettireceğim.<br />
<br />
-Aman Tamer off hadi gidelim şimdi asıl müdür hanım gelecek kıyamet kopacak<br />
<br />
- Haklısın yaa hamile kadınla çalışmak ne zormuş yaaa<br />
<br />
Buse masa başına geçmesi ile mail kutusunda biriken teklifleri mailleri görünce “Tanrım ne çok mail var kaldık gene mesaiye” demiş yavaş yavaş maillerine cevap yazarken asistanları… Deniz’in sesi ile dünyaya dönmüştü “ arkadaşlar Feyza hanımın hamileliği dolayısıyla bugün itibari ile izine çıkmıştır ve 6 ay gelmeyecektir onun yerine Ankara’daki şubemizden Saner Dursun bey vekâleten gelecekmiş” duyduğu sesle yerinde donup kaldı Buse. Bu adam yüzünden Ankara’dan ailesinden ayrılmamışımıydı tüm hayatını değiştirip buraya gelmiş bir şekilde yaşıyordu ama şimdi aynı yerde çalışacaklar en komiği de Buse onun yardımcısı olacaktı…<br />
<br />
Buse işte o an içindeki sıkıntının tüm nedenini buldu… Saner… Gene hayatına gelmiş tam da başköşeye oturmuştu. Sancılı geçen bir hafta ve Saner’in ofise geldiği gün… Saner herkesle tanışmak için toplantı yaptığında o an yok olmak bir daha gelmek istememişti Buse<br />
<br />
- Arkadaşlar biz zaten Buse hanımla daha önceden tanışıyoruz biliyorsunuzdur belki aynı okuldaydık benim okuldan arkadaşım şimdi ise iş arkadaşım oldu. Eminim Buse hanımın da bana yardımları ve sizinle işbirliği ile bu dönemi çok başarılı bir şekilde atlatacağız. Şimdi birbirimize alışana kadar tabiî ki sorunlarımız olacaktır ama ben işleyişi çok değiştirmek istemiyorum o yüzden Buse hanım’ın işlerinde onunla çalışıp sistemi tam oturtmak istiyorum. Her Salı saat 14.00 haftalık olağan toplantı yapıp haftalık işlerimizi konuşur tartışırız şimdilik bu kadar hepimize başarılar…<br />
<br />
Herkes yavaş yavaş toparlanıp çıkarken Saner “ Buse hanım siz kalabilir misiniz?” demiş diğer elemanların çıkışını beklemişti.<br />
<br />
-Buse açık ofis olduğu için burada konuşmak istedim. Gördüğüm kadarı ile masalarımızda karşılıklı.<br />
<br />
-Evet, Buyurun Saner Bey dinliyorum<br />
<br />
-Buse ne bey’i lütfen! Çok güzelleşmişsin Buse hala o soğuk ama çeken yanın hiç değişmemiş.<br />
<br />
-Saner bak burası iş yeri ve biz artık dediğin gibi iş arkadaşıyız ona göre davranmak konuşmak lazım biliyorsun.<br />
<br />
-Biliyorsun biz seninle iş arkadaşlığından öteyiz Buse lütfen yapma bu kez bak kaç yıl geçti aradan hımm<br />
<br />
-Ötesi yok Saner Bey ötesi yok... Maalesef şartlar bizi gene karşı karşıya getirdi o kadar zaten ne şimdi ne de daha önce bizimle ilgili başka şeyler olamazdı.<br />
<br />
-Emin misin Buse bizim olamayacağımıza emin misin?<br />
<br />
- Evet<br />
<br />
- “Tamam, o zaman iyi çalışmalar umarım güzel geçer seninle çalışma hayatı” demiş ofislerine geri dönmüşlerdi.<br />
<br />
Bundan sonrası ise Buse için tam bir felaketti. Her dakika karşısında yanında hayatında o vardı. Bazen gecenin bir körü bazen boş günlerinde bazen de en olmadık zamanlarda arayıp sözde iş için telefonda konuşuyorlardı. Saner resmen Buse’nin hayatını alt üst etmiş gelişi ile sarsıntılar yaratıp orta yerine yerleşmişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;">Bölüm 9 </div></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">—Buse, hayatım N’oldu niye dalmış öyle oturuyorsun? Bir şeyler mi canını sıktı yoksa gene annem mi?<br />
<br />
—Saner… Aşkım sen ne zaman geldin, nasıl içeri girdin…<br />
<br />
— Ee kapıyı çaldım çaldım açan olmadı. Koli getirmiştim sana bari bırakayım dedim anahtarımla açtım. Nerelere gittin sen bakayım gene pamuğum…<br />
<br />
— Ah bir bilsen… Neyi hatırladım biliyor musun? Senin İstanbul’da ilk karşıma çıkışın ve oteldeki konuşmamız…<br />
<br />
—Ooo hanımefendi derinlere dalmışsınız. Gel bakayım şöyle yamacıma… hımm şimdi oldu benimde aklıma şimdi ne geldi bil bakalım.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">*****</span><br />
<br />
- Buse sana telefon müsait misin bağlayayım mı? <br />
<br />
- Kimmiş Deniz’cim?<br />
<br />
- Burak Bey…<br />
<br />
- Aaa bağla bağla tabi ki…<br />
<br />
Saner asistanları Deniz’in Buse’ye seslenmesi ile dikkat kesilmiş, heyecanla bağlanılması istenen o Burak beyi merak etmişti. Hele Buse’nin o kahkahası eşliğinde…<br />
<br />
- “Aa aşk olsun Burak unutmam tabi sana olan yemek borcunuzu” demesi ile ipleri koparmış masasında kalkıp Buse’nin masasına gelmişti.<br />
<br />
- Tamam, o zaman ben bu akşam otelin terasında Roof Restoran’da yerimizi ayırtıyorum hem yeni müdürümüzle de tanışırsınız bu vesile ile. Tamam, Burak’cım akşam 8’ de görüşmek üzere.<br />
<br />
Telefonun bitmesi ile Saner’in tam tepesinde ona baktığını gören Buse anlam veremeden “Saner bey akşam 8’de PR danışmanımız Burak’la yemek yiyeceğiz. Umarım programın yoktur. Senin de olman gereken bir yemek…<br />
<br />
— Yok. Gelirim 8 ‘de.<br />
<br />
Buse daha ne olduğunu anlamadan Saner’in bir hışımla gitmesine anlam verememiş işine tekrar geri dönmüştü. Saner ise o sinirle kendisini kahve odalarına atmış pencereden Sultan Park’a bakarak düşünmeye başlamıştı.<br />
<br />
“ Neden Buse neden bu kadar uzaksın bana? Görmüyor musun sen kaçtıkça yollarımız daha çok kesişiyor. Kim bu Burak? Eskiden de çevrende hep bir erkek olur ona yollardın o kahkahalarını. Çok mu üzdüm seni çok mu kırdım? Neden bana açmıyorsun şu kapılarını Buse.”<br />
<br />
Sonunda akşam olmuş mesai saati bitmişti, ofistekiler tek tek giderken Buse’nin hala masasının başında olduğunu gören Saner konuşup konuşmama arasında kalmış ama kendine yenilip Buse’nin yanına gitmişti.<br />
<br />
- Hayırdır sen niye daha gitmedin?<br />
<br />
- Ee akşam yemek var ya yukarıda şimdi eve git gel yetişemem. Bende işlerimi biraz daha hafifleteyim öyle yukarı çıkayım dedim..<br />
<br />
- Anladım. Üstünü değiştirmeyeceksin yani? Hazırlık yapmayacaksın?<br />
<br />
- Yoo neden hazırlanayım ki sonuçta basın işlerimizi yürüten firma temsilcisi ile yemek yiyeceğiz.<br />
<br />
- Bilmem çok samimi geldiniz bana belki..<br />
<br />
- Belki ne Saner belki ne? Sen beni ne zannediyorsun, devamlı bir şeyler ima ediyorsun, her lafının altında bir iğneleme… Yeter artık iki ay oldu tam iki ay sen her gün beni iğnelemekten bıkmadın… Ne yapmak istiyorsun ne öğrenmek istiyorsun? Direk sor söyleyeyim…<br />
<br />
Buse uzun zamandır içinde biriktirdiği sıkıntı ile bir anda konuşmuş her şeyi söylemişti. Saner Buse’nin tepkisi ile şaşırmış bir anlam veremeden<br />
<br />
— Ne öğrenmek isteyim Buse? Sen benden kaçıyorsun, eskiyi yaşanmamış sayıyorsun. Anladığım kadarı ile arkadaş olarak bile kalmamışım sende… Tek öğrenmek istediğin neden burada kaldığındı. Neyse o zaman sekizde Roof’da görüşürüz…<br />
<br />
Saner oteldeki odasına çıkmış akşam için spor rahat bir kıyafet seçip güzel Boğaz’ı seyre dalmıştı. Saatin gelmesi ile Roof’a çıkmış, masada Buse ve bir adamı sohbet ederken bulmuştu, biraz daha kapıdan izledikten sonra “ müdürüm buyurun Buse hanımlar da sizi bekliyordu” diyen garsonun sesi ile kendisine gelip hareketlenmişti.<br />
<br />
O gece yemekte Buse ve Burak’ın sadece gerçekten arkadaş olduğunu anlamış fakat onların aralarındaki arkadaşça bağı bile kıskanmıştı. Burak otelin basın-yayın halka ilişkilerini yürüten firmanın ortaklarından birisi idi. Ortağı ise nişanlısı Bilge. Bilge ve Buse Burak sayesinde tanışmış çokta yakın arkadaş olmuşlardı. Yemeğin sonunda hafta sonu Açıkhava tiyatrosunda “Levent Yüksel Kadın Şarkıları” konserine gitmeye karar vermişler Saner’i de bu plana dâhil etmişlerdi. Buse Saner’le bir yere gitmenin heyecanını gizliden gizliye yaşarken, Saner çekinmiş ama Buse’nin “ hadi Saner yaa ne olacak kaç zamandır İstanbul’dasın biraz eğlenceli vakit geçiririz” demesi ile şaşırıp “tamam” diyivermişti. <br />
<br />
Buse kendindeki gelgitlere anlam veremiyor, ne yapmaya çalıştığını kendisinde tam kestiremiyordu. Daha birkaç saat önce bağırıp gemileri yaktığı adama şimdi konser için resmen yalvarıyordu. “salak Buse tabi adamda kendine her şeyden pay çıkarır sen bu kadar dengesizken” .<br />
<br />
Konser gününe kadar ikisi de sessiz barış antlaşması imzalamışçasına çalışmış, her şey olağan şekilde ilerlemişti… Akşam mesai bitiminde Buse Saner’in yanına gidip “ Saner bey şey yani Saner”<br />
<br />
-Efendim Buse<br />
<br />
-Senden bir şey isteyebilir miyim?<br />
<br />
-Tabi ki, seni dinliyorum<br />
<br />
- Hımm akşam konsere gideceğiz ya. Benim üstümü değiştirmem lazım<br />
<br />
- Benim odamı kullanabilirsin <br />
<br />
- Şey ne? Nerden anladın bunu isteyeceğimi? <br />
<br />
- Sen ne kadar inkâr etsen de seni tanıyorum. Yanındaki poşeti de gördüm. Burada veya tuvalette giyinemeyeceğine göre…<br />
<br />
- Çok sağol Saner. <br />
<br />
- Rica ederim. Sen al anahtarı çık ben yarım saate gelirim sen giyinmiş olursun sanırım<br />
<br />
- Aa evet tabi ki ama sende hazırlanacaksın daha. Benim yüzümden geç kalma<br />
<br />
- Yok sen rahat rahat giyin ben gelir hemen hazırlanırım sonrada çıkarız. Birlikte gideriz değil mi?<br />
<br />
- Evet benim arabam yok biliyorsun.<br />
<br />
- Tamam, peki karnım aç benim ama <br />
<br />
- Balık ekmek yiyelim mi? Hım…<br />
<br />
- Tamam. Hadi sen hazırlan bende geliyorum <br />
<br />
“ işte Buse geliyorsun sende yavaş yavaş, ısınıyorsun bana, şimdi benim odam da benim yatağımın üstünde kıyafetlerin, ellerin banyomda, masamda, yüzünün aksi aynamda, kokun odamda. Ben senden nasıl uzak duracağım şimdi. Ahh Buse… Neden inanmıyorsun ki bana, neden bir şans vermiyorsun? O adama bile ikinci şansı verdiğini kendin söylemiştin. Neden benden kaçıyorsun?”<br />
<br />
“ Asansördeyim, senin odana gidiyorum. Nasıl dedim, nasıl cesaret ettim buna. Senin kapını tutuyorum, içeri giriyorum, işte odandayım. Sanki sana gelmiş gibi hissediyorum. Senden kaçmaya çalıştıkça sana geliyorum. O bana bakışların, Buse hanım diyişin, bilgisayar ekranıma bakmak için masama eğilmen, o kokun..İşte o kokun sinmiş odana, senin yatağın, burada mı yatıyorsun? Bu camdan mı boğaz manzarasını izliyorsun, bu kadehlerden içkini yudumlarken beni düşünüyor musun? Ben seni düşünüyorum Saner… Hem de o kadar çok düşünüyorum ki… Bu havlular mı senin yüzünü kuruluyor, bu sabun mu günün kirini alıyor senden? Bu aynadan mı kendini izliyorsun?..Ah Saner bir bilsen için o kadar seninle dolu ki ama bu kız hala çok korkuyor, seni yaşamaktan, aşkını kabul etmekten…”<br />
<br />
Buse hazırlanmış son makyaj rötuşlarını yaparken kapı çalmıştı. Saner ofiste biraz daha oyalanmış artık dayanamamış yukarı odasına çıkmıştı. Kapının açılması ile Saner Buse’yi görmüştü. İşte tıpkı o üniversite de bıraktığı Buse idi karşısında. Buse bol kesim kotunun üstüne düz beyaz body giymiş, saçlarını tepeden atkuyruğu yapmış, ayaklarında bodysi ile uyumlu beyaz converse ayakkabılarını giymişti. <br />
<br />
- Biliyor musun bu halinle aynı bıraktığım Buse’sin..Hiç değişmemişsin…<br />
<br />
- Ahh sağ ol ama o üç yıl bana 5 kilo ile geldi…<br />
<br />
- Yok, bence hala aynı güzellikte karşımdasın… Neyse bende giyineyim.<br />
<br />
- Tamam, çok sağ ol oda için, ben aşağıda bekleyeyim seni.<br />
<br />
- Yok, gerek yok, Buse kal burada sen oturma odasında beklersin ben hemen giyinirim.<br />
<br />
- Tamam, o zaman…<br />
<br />
Buse Saner’i beklerken camdan gözüken eşsiz İstanbul manzarasını izlemiş, Saner’de Buse ile uyumlu olmak için spor giyinmeyi tercih etmişti. Oda pantolon seçimini kottan yana kullanmış üstüne beyaz gömleği ile tamamlamıştı. Buse burnuna gelen Saner’in parfümü ile arkasını dönmüş ve oda aynı üniversitedeki Saner’i görmüştü…<br />
<br />
-“Sanırım bu gece geriye dönüş yaşıyoruz Saner” diyebilmişti.<br />
<br />
Konserden önce Burak ve nişanlısı Bilge ile buluşmuşlar balık ekmeklerini yiyip konser alanına gitmişlerdi. Cemil Topuzlu Açıkhava’da sıcak bir İstanbul akşamında Levent Yüksel o içten sesi ile ilk parçasını söylemeye başlamıştı “ Ya sonra ne yaparım senden sonra, acımadan geçen yıllar, zamanla yalnızlık başlar” … Daha önce kadınlar tarafından seslendirilen şarkıları tekrar düzenlemiş bambaşka bir şekilde hayat vermişti, araya kattığı kendi şarkıları ile. Konserin ikinci yarısına “ Zalim, senin Allahın yok mu?” ile başlamış Saner hafifçe eğilip Buse’nin kulağına mırıldanmıştı şarkıyı… Şarkıların birlikte söylenmesi ile Buse ve Saner aralarındaki buzları eritmeye başlamıştı. Konserin son şarkısına gelindiğinde Levent “ bu şarkı buradaki tüm âşıklar için gelsin” demiş, orkestra şarkıya başlamıştı. Müziği duymaları ile Buse Saner’e sarılmış tüm şarkıyı öyle dinlemişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Gölgen gibi adım adım<br />
Her solukta benim adım<br />
Ben nasıl ki unutmadım<br />
Sende unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca<br />
Unutma beni, unutamam beni<br />
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Sevişirken, öpüşürken<br />
Yapayalnız dolaşırken<br />
Unutmaya çalışırken<br />
Unutama beni, unutama beni</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Buse ve Saner geçmişleri ile ilgili upuzun bir yolculuğa çıkmışlar, anılarını tazelemişlerdi.<br />
<br />
Saner koltukta kollarının arasına kıvrılmış kadına baktı Buse sonunda Saner’in yanındaydı işte. Şimdi de hayatına temelli giriyordu.<br />
<br />
- Yaa Buse Hanım, iyi ki o konsere gitmişsiz, iyi ki seni tekrar ikna edebilmişim. Hadi şimdi kal çok işimiz var kolilere eşyaları yerleştirmemiz lazım. Birazdan teyzen de gelir. <br />
<br />
- Olsun Saner çok işimiz olsun, ben biraz daha senin kokunla burada oturmak sıcağında ısınmak istiyorum.<br />
<br />
- Benim için hava hoş, sonra “Yetişemeyeceğiz Saner” deme bana.<br />
<br />
- Demem aşkım demem... Sen beni hep böyle sarıp sarmaladıkça ben hiç şikayet etmem…</span><br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://img152.imageshack.us/img152/4204/buselikmakamioe9.jpg" border="0" alt="[Resim: buselikmakamioe9.jpg]" /> <br />
<br />
<br />
Bölüm 8</div></span><br />
<br />
En sonunda Saner mezun olmuş Buse yazın çalışmaya gittiği otelde bunu öğrenmiş ve rahat bir nefes almıştı. Ne kadar sürecekti bu rahatlık hiç bilmeden sanki tümüyle hayatından çıktığını kâbus gibi bir yılın en sonunda bittiğini düşünerek hem çalışıp hem de tatil yapmıştı.<br />
<br />
Buse mizacı gereği hemen herkesle kaynaşabilen herkesi dinleyebilen bir yapıya sahipti. Gittiği otelde de kendisini hemen sevdirmiş bir daha ki yaz hatta mezuniyet için söz almıştı iş yerinden. Ankara’ya biraz daha kendini yenilenmiş biri olarak gelmiş geçmişe sünger çekmişti. Tabi insan yaşadıklarını yok sayamaz hem sevgili hem arkadaş tekmesi yiyen biri hele ama yoluna devam etmeliydi etti de… Bilerek Saner hakkında konuşmuyor, konuşulduğu zaman ise tepkisizce dinliyordu. Tek dert ortağı Elif olmuştu. Aşkına yenilip Elif’e anlatıyordu arada bir. Okuldaki son yılını her şeyi silerek bekli de buradaki arkadaşlarını bir daha göremeyeceğini düşünerek yaşamıştı hem derslere çalışıp hem de okul dışında elinden geldiğince dışarı çıkıp partilere katılıyordu… Evde yapılan yada 4 kız “corvus” a gidilip dağıtılan “kızlar günü” en favori günleriydi. Corvus genellikle öğrencilerin gitti artık devamlı aynı insanların gelip gitmesi ile masaları belli olan sevimli bir pub’dı kızlarla orada rahatça buluşup içkilerini içip sohbet edebiliyorlardı arada yapılan karaokeler ise apayrı bir eğlence oluyordu… Gene bir Corvus gecesi İclal Aydın şiiri ile dile getirmişti duygularını;<br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Seni Seviyordum<br />
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...<br />
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi<br />
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri<br />
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu<br />
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...<br />
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;<br />
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...<br />
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...<br />
BEN SENİ SEVİYORDUM...<br />
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler...<br />
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu.<br />
Geri dönüyordu, çoğalarak,<br />
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum her şeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun.<br />
Kalp ağrısı oluyordun,<br />
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,<br />
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,<br />
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk.<br />
Cesurduk...<br />
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...<br />
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...<br />
Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun.<br />
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra...<br />
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları...<br />
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...<br />
Saçların bana inat başın her şeye meydan okuyarak işte yine aynı...<br />
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...<br />
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun.<br />
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boş ver bilme en iyisi...<br />
</span><br />
Bir anda dökülmüştü dizeler dudağından işte o zamana anlamıştı kendisini ne kadar kandırsa da kimseyle onu konuşmasa da hala içinde yüreğinin tam derinlerinde acısı vardı. Resmen şiirdeki gibi Buse’ye inat başı dik vaziyette devamlı karşısına çıkıyordu… Mezun olmasına, askerde olmasına rağmen bir yerden hayatına giriyor haberler alıyordu. Kayıtsız kaldığı haberleri içinde sevinçle yaşıyor sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. O gece ilk defa içti içti içti… Tek nedeni “belki ağlarım da içimdeki acı akar gider” diye düşünmesiydi… Bir tek o gece itiraf etti Elif dışında Bilge ve Duygu’ya “evet ben onu seviyordum” diye…<br />
<br />
Meşhur kızlar gününden sonra o gece orada yaşanmış, bir daha dile gelmemesi konuşulmuştu. Buse hayatına geri dönmüştü sanki o gece hiç olmamış içini kemiren o duyguyu en sonunda dışa vurmamış gibi… Artık son bitiyordu mezun olmaya diplomayı almaya tam 1 ay kalmıştı. Öğrencilik hayatının son sınavlarına girip yeni bir hayata yelken açıp bu şehirden kaçmak için çaba sarf ediyordu Buse ve Elif…<br />
<br />
Elif ve Buse daha üniversite birinci sınıfta tanışmış bir anda çok sıkı dost olmuşlardı. Buse her arkadaş toplantısında takılır “ ahh Cem iyi ki o zamanlar bana Buse git şu kızla tanış dedin” der tanışmalarını anlatır kahkahalarla gülerlerdi…<br />
<br />
Elif okulun en kaba tabiri ile “inek” denilen ama güzelliğiyle da adından bahsedilen kızlarındandı; Buse ve Cem daha okulun hazırlık sınıfında tanışmış ve arkadaşlıklarını sağlamlaştırmışlardı. Cem bir gün gelip “ Buse sana bir kız göstereceğim lütfen git onunla tanış” demiş mikroekonomi sınıfında Elif’i işaret etmişti;<br />
<br />
-İşte Buse şurada bak tanış o kızla hadi gözünü seveyim…<br />
<br />
-“Kim ay Allah’ım şu kız mı rahibeler grubunda olan mı? Tamam dur” demiş hemen ayağa kalmış Elif’e doğru gitmişti amfide Cem’in “ saçmalama yaa otur şimdi değil” fısıltılarına aldırmadan biraz da sinir etmek için..<br />
<br />
-Şey Elif selam ben Buse şey diyecektim Econ notların var mı?<br />
<br />
-Hımm şey var tabi de bu defterde işte<br />
<br />
-Peki, ben alabilir miyim fotokopi için bak şurada oturuyorum diyip parmağı ile Cem’i göstermişti. O an arkasını dönüp Cem’in koca bedeni ile masanın altındaki halini görünce kahkahayı basmıştı. Cem Buse’nin kendisini göstermesi ile “yandım” diyip kafasını devekuşu misali masanın altına saklamaya çalışmıştı, Elif olan bitenden bir şey anlamamış Cem’in tarafına bakıp “ tamam sen Cem’in arkadaşısın değil mi ben ona veririm defteri seni göremezsem ondan alırsın tamam mı?” demiş Buse’ye fırsatı altın tepsi ile sunmuştu..İlk konuşmaları bu şekilde saçma sapan başlayıp Elif’inde koyu bir Sting hayranı olduğunun öğrenilmesi ile okul çıkışı “ hadi bira içelim” sohbetleri ile devam edip 4 yıl boyunca ayrılmaz ikili olmuşlardı..Burada Cem ve Elif de çok iyi dost yeni tabiri ile “kanka” olmuşlardı..<br />
<br />
Elif’in annesi asker olmasından dolayı katı disiplinli ve kuralcı bir kadındı, babası ise tam tersi rahat hayatı dalgaya alan ve bu evlilikleri boyunca hep sorun olmuş Elif sözde evliliklerini “kurtarma” bebeği olarak dünyaya gelmişti. Bu gerçeği ne annesi nede babası saklıyordu. Birde abisi vardı oda en sonunda annesine dayanamayıp üniversiteyi bitirir bitirmez İstanbul’a yerleşmişti. Elif tüm çocukluğu dâhil hep babası ile vakit geçirmiş babası onunla ilgilenmişti Her sohbetlerinde dertleşmelerinde “ Buse düşün beni kadın doktoruna bile babam götürdü” der içindeki o annesine karşı kırgınlığı dile getirirdi. Zamanla Elif ve Buse’nin arasındaki arkadaşlık yeri gelince anne, yeri gelince abla/kardeş, yeri gelince de arkadaşlığa dönüşmüştü. Nasıl Elif Buse her düştüğünde yanındaysa Buse’de hep Elif’in yanında olmuştu… Şimdi de en mutlu günlerinden birinde birlikte kep atacak birlikte mezun olup hayata atılacaklardı… Hep hayalleri ileride aynı işi yapmak birlikte yaşlanmaktı. Tam keplerini havaya atarken birbirlerine söz verdikleri gibi “ nikâh şahidin ben olacağımmm” diye bağırmış birbirlerine sarılmışlardı. Maalesef hayat gerçekten bir sınavdı ve ikisini de zorlamıştı mezuniyetle beraber..Buse staj yaptığı otelden İstanbul’dan teklif almış “ bu şehirden Saner lanetinden kurtulmam lazım” diyip hiç tereddütsüz kabul etmiş, Elif ise staj yaptığı otelin İzmir şubesinden teklif alıp kabul etmişti…. Böylece ikisinin yolları ayrılmak zorunda kalmış hayallerine ara vermişlerdi.<br />
<br />
Buse İstanbul’daki işinde hayatında çok zorluk çekmemiş zaten bildiği bir ortam olduğu için hemen alışmıştı tek alışamadığı bir zamanlar Cankat yüzünden ağlayarak terk ettiği şehre başka bir adamdan kaçmak için geri gelmesi olmuştu…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">****</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">İstanbul hem acıların hem aşkların hem umutsuzlukların şehri…</span><br />
<br />
Elindeki şiir kitabını kapatıp çantasını düzenlemeye başladı artık rutin olmuştu her sabah saat 7.30’da otobüs durağından aynı otobüse binmek sabah sahilin o boğazın sessizliği dinginliğini izlemek otobüste yarı uyuyan yarı uyanık insanları izlemek ve şiir okumak… Nedense hep İstanbul’la ilgili şiirler okuyordu sabahları belki de 3 yıldır yaşadığı bu kente her sabah böyle selam edip varlığını kabul ettirmek istiyordu belki de her an kalk gidelim diyen yüreğine iç sesine otur oturduğun yerde nereye demek için… Tam tamına 3 yıl geçmesine rağmen hiçbir zaman kendisini bu şehre ait hissedememişti Buse. Oysaki öğrencilik ilk gençlik zamanlarında ne çok severdi İstanbul’u… Bir konuşması sırasında “ İstanbul paran olup yaşanacak burada çalışıp o koşuşturma içinde olunacak şehir değil en güzeli buraya tatile gelmek” demişti. Çalıştığı otelde çok seviliyor stajyerliğini de burada yaptığı için hiçbir sorun çekmiyordu kısa zamanda başladığı satış ofisi asistanlığından “satış yetkilisi” daha dünde “ziyafet satış müdür yardımcısı” olmuştu… Zaten yaşadığı tecrübelerinden sonra hayatına ciddi anlamda kimseyi almamış hep küçük flörtlerle geçiştirmiş karşısına çıkan insan işi ciddiyete dökmeye başladığı an kaçmıştı bu kaçışları da işine yansımış kariyerine odaklanıp kısa zamanda başarılı olup kendini gösterebilmişti…<br />
<br />
Gün tüm olanlığı ile başlamış her zamanki gibi durakta inip otelin yanındaki minicik fırından poğaçasını almış yaşlı fırıncı ile sohbet edip otele doğru yürümeye başlamıştı. Otelin personel kapısından kartını okutup asansöre bindiği an içine acayip bir sıkıntı düşmüş “ aman Buse hayra yor” diyip geçiştirmeye çalışmıştı… Artık saat 9 olmuştu işte şimdi Elif ile telefon zamanı idi…Uzun uzun her sabah yaptıkları gibi konuşmuşlar 3 yıl boyunca ne kadar farklı şehirlerde olsalar dahi aralarındaki mesafeyi hiç görmeyip aynı şekilde dostluklarına devam etmişlerdi..<br />
<br />
-Ay aman Elif ne bileyim sıkıldım işte bilirsin arada eserler bana<br />
<br />
-Ayy evet evet hatırlatma o anları ne çekiyordum yaa<br />
<br />
-Aman boş ver kesin şu medya patronun kızının bugün düğün yemek tadımı var ya onun için kasılıyorumdur. Kız bana neler soruyor bir görsen Allah’ım. Karidesler nerden geliyormuş, hepsi aynı boy aynı irilikte olabilir miymiş vs vs…<br />
<br />
-Cidde mi kızım yandın sen yahu<br />
<br />
-Hem de ne yanma hadi konuşuruz gene ben mutfağa gidip şef ile konuşayım pasta seçilecek daha öptüm seni…<br />
<br />
-Bende hadi kolay gelsin…<br />
<br />
Gün her zamanki olağanlıyla geçmiş meşhur Emel&amp;Ayhan çifti için tadıma inmişti. Emel Soylu ünlü medya patronu Halis beyin kızıydı. Geçen yıl en yakın arkadaşı tekstilci Haldun Arslanlı’nın kızı Gizem Arslanlı bu otelde evlenip unutulmaz düğün yapınca kendiside burada evlenmek istemiş ilk konuşmadan sonra geçen yılki düğünü Buse’nin organize ettiğini öğrenip inatla onun yapmasını istemişti. Buse ilk başta sebebini anlamasa da otelleri ve reklam açısından iyi olacağını düşünüp kabul etmişti. Şu an ise “yangın var” diyip kaçmak istiyordu. Geçen yılki düğünle devamlı kıyaslama halinde “ay o zaman şu vardı ben istemiyorum bu sefer bu olsun hem daha pahalı” söylemleri ve kaprisleri ile uğraşıyordu. Zorlu geçen menü belirleme yemek tadımı sonrası kendini kahve odasında koltuklara bırakmış<br />
<br />
-Aman tanrım kesin bu kız beni öldürecek. Nasıl kalkacağım ben bu düğünün altından bana lobby’deki çiçeklerinde değişmesini istediğini düğün konseptine uymadığını söyledi. Düşünebiliyor musun Tamer kız otelin çiçekleri de değişsin istiyor.<br />
<br />
-Valla Buse işin zor ilk görüşmeyi onlarla ben yaptım gece 12’ye kadar Sultan Park’ta kır düğünü olacakmış sonra da balo salonu sadece gençler için disko’ya çevrilecekmiş<br />
<br />
-Evet… Onu ayarladık hatta disko topu bile buldum… Sanatçı da şu gece kulüplerinde çıkan Korhan diye biri var ya o olacak…<br />
<br />
-Ne diyeyim kızım olay gelsin sen bu 900 kişilik düğünü atlat valla seni terfi ettireceğim.<br />
<br />
-Aman Tamer off hadi gidelim şimdi asıl müdür hanım gelecek kıyamet kopacak<br />
<br />
- Haklısın yaa hamile kadınla çalışmak ne zormuş yaaa<br />
<br />
Buse masa başına geçmesi ile mail kutusunda biriken teklifleri mailleri görünce “Tanrım ne çok mail var kaldık gene mesaiye” demiş yavaş yavaş maillerine cevap yazarken asistanları… Deniz’in sesi ile dünyaya dönmüştü “ arkadaşlar Feyza hanımın hamileliği dolayısıyla bugün itibari ile izine çıkmıştır ve 6 ay gelmeyecektir onun yerine Ankara’daki şubemizden Saner Dursun bey vekâleten gelecekmiş” duyduğu sesle yerinde donup kaldı Buse. Bu adam yüzünden Ankara’dan ailesinden ayrılmamışımıydı tüm hayatını değiştirip buraya gelmiş bir şekilde yaşıyordu ama şimdi aynı yerde çalışacaklar en komiği de Buse onun yardımcısı olacaktı…<br />
<br />
Buse işte o an içindeki sıkıntının tüm nedenini buldu… Saner… Gene hayatına gelmiş tam da başköşeye oturmuştu. Sancılı geçen bir hafta ve Saner’in ofise geldiği gün… Saner herkesle tanışmak için toplantı yaptığında o an yok olmak bir daha gelmek istememişti Buse<br />
<br />
- Arkadaşlar biz zaten Buse hanımla daha önceden tanışıyoruz biliyorsunuzdur belki aynı okuldaydık benim okuldan arkadaşım şimdi ise iş arkadaşım oldu. Eminim Buse hanımın da bana yardımları ve sizinle işbirliği ile bu dönemi çok başarılı bir şekilde atlatacağız. Şimdi birbirimize alışana kadar tabiî ki sorunlarımız olacaktır ama ben işleyişi çok değiştirmek istemiyorum o yüzden Buse hanım’ın işlerinde onunla çalışıp sistemi tam oturtmak istiyorum. Her Salı saat 14.00 haftalık olağan toplantı yapıp haftalık işlerimizi konuşur tartışırız şimdilik bu kadar hepimize başarılar…<br />
<br />
Herkes yavaş yavaş toparlanıp çıkarken Saner “ Buse hanım siz kalabilir misiniz?” demiş diğer elemanların çıkışını beklemişti.<br />
<br />
-Buse açık ofis olduğu için burada konuşmak istedim. Gördüğüm kadarı ile masalarımızda karşılıklı.<br />
<br />
-Evet, Buyurun Saner Bey dinliyorum<br />
<br />
-Buse ne bey’i lütfen! Çok güzelleşmişsin Buse hala o soğuk ama çeken yanın hiç değişmemiş.<br />
<br />
-Saner bak burası iş yeri ve biz artık dediğin gibi iş arkadaşıyız ona göre davranmak konuşmak lazım biliyorsun.<br />
<br />
-Biliyorsun biz seninle iş arkadaşlığından öteyiz Buse lütfen yapma bu kez bak kaç yıl geçti aradan hımm<br />
<br />
-Ötesi yok Saner Bey ötesi yok... Maalesef şartlar bizi gene karşı karşıya getirdi o kadar zaten ne şimdi ne de daha önce bizimle ilgili başka şeyler olamazdı.<br />
<br />
-Emin misin Buse bizim olamayacağımıza emin misin?<br />
<br />
- Evet<br />
<br />
- “Tamam, o zaman iyi çalışmalar umarım güzel geçer seninle çalışma hayatı” demiş ofislerine geri dönmüşlerdi.<br />
<br />
Bundan sonrası ise Buse için tam bir felaketti. Her dakika karşısında yanında hayatında o vardı. Bazen gecenin bir körü bazen boş günlerinde bazen de en olmadık zamanlarda arayıp sözde iş için telefonda konuşuyorlardı. Saner resmen Buse’nin hayatını alt üst etmiş gelişi ile sarsıntılar yaratıp orta yerine yerleşmişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;">Bölüm 9 </div></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">—Buse, hayatım N’oldu niye dalmış öyle oturuyorsun? Bir şeyler mi canını sıktı yoksa gene annem mi?<br />
<br />
—Saner… Aşkım sen ne zaman geldin, nasıl içeri girdin…<br />
<br />
— Ee kapıyı çaldım çaldım açan olmadı. Koli getirmiştim sana bari bırakayım dedim anahtarımla açtım. Nerelere gittin sen bakayım gene pamuğum…<br />
<br />
— Ah bir bilsen… Neyi hatırladım biliyor musun? Senin İstanbul’da ilk karşıma çıkışın ve oteldeki konuşmamız…<br />
<br />
—Ooo hanımefendi derinlere dalmışsınız. Gel bakayım şöyle yamacıma… hımm şimdi oldu benimde aklıma şimdi ne geldi bil bakalım.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">*****</span><br />
<br />
- Buse sana telefon müsait misin bağlayayım mı? <br />
<br />
- Kimmiş Deniz’cim?<br />
<br />
- Burak Bey…<br />
<br />
- Aaa bağla bağla tabi ki…<br />
<br />
Saner asistanları Deniz’in Buse’ye seslenmesi ile dikkat kesilmiş, heyecanla bağlanılması istenen o Burak beyi merak etmişti. Hele Buse’nin o kahkahası eşliğinde…<br />
<br />
- “Aa aşk olsun Burak unutmam tabi sana olan yemek borcunuzu” demesi ile ipleri koparmış masasında kalkıp Buse’nin masasına gelmişti.<br />
<br />
- Tamam, o zaman ben bu akşam otelin terasında Roof Restoran’da yerimizi ayırtıyorum hem yeni müdürümüzle de tanışırsınız bu vesile ile. Tamam, Burak’cım akşam 8’ de görüşmek üzere.<br />
<br />
Telefonun bitmesi ile Saner’in tam tepesinde ona baktığını gören Buse anlam veremeden “Saner bey akşam 8’de PR danışmanımız Burak’la yemek yiyeceğiz. Umarım programın yoktur. Senin de olman gereken bir yemek…<br />
<br />
— Yok. Gelirim 8 ‘de.<br />
<br />
Buse daha ne olduğunu anlamadan Saner’in bir hışımla gitmesine anlam verememiş işine tekrar geri dönmüştü. Saner ise o sinirle kendisini kahve odalarına atmış pencereden Sultan Park’a bakarak düşünmeye başlamıştı.<br />
<br />
“ Neden Buse neden bu kadar uzaksın bana? Görmüyor musun sen kaçtıkça yollarımız daha çok kesişiyor. Kim bu Burak? Eskiden de çevrende hep bir erkek olur ona yollardın o kahkahalarını. Çok mu üzdüm seni çok mu kırdım? Neden bana açmıyorsun şu kapılarını Buse.”<br />
<br />
Sonunda akşam olmuş mesai saati bitmişti, ofistekiler tek tek giderken Buse’nin hala masasının başında olduğunu gören Saner konuşup konuşmama arasında kalmış ama kendine yenilip Buse’nin yanına gitmişti.<br />
<br />
- Hayırdır sen niye daha gitmedin?<br />
<br />
- Ee akşam yemek var ya yukarıda şimdi eve git gel yetişemem. Bende işlerimi biraz daha hafifleteyim öyle yukarı çıkayım dedim..<br />
<br />
- Anladım. Üstünü değiştirmeyeceksin yani? Hazırlık yapmayacaksın?<br />
<br />
- Yoo neden hazırlanayım ki sonuçta basın işlerimizi yürüten firma temsilcisi ile yemek yiyeceğiz.<br />
<br />
- Bilmem çok samimi geldiniz bana belki..<br />
<br />
- Belki ne Saner belki ne? Sen beni ne zannediyorsun, devamlı bir şeyler ima ediyorsun, her lafının altında bir iğneleme… Yeter artık iki ay oldu tam iki ay sen her gün beni iğnelemekten bıkmadın… Ne yapmak istiyorsun ne öğrenmek istiyorsun? Direk sor söyleyeyim…<br />
<br />
Buse uzun zamandır içinde biriktirdiği sıkıntı ile bir anda konuşmuş her şeyi söylemişti. Saner Buse’nin tepkisi ile şaşırmış bir anlam veremeden<br />
<br />
— Ne öğrenmek isteyim Buse? Sen benden kaçıyorsun, eskiyi yaşanmamış sayıyorsun. Anladığım kadarı ile arkadaş olarak bile kalmamışım sende… Tek öğrenmek istediğin neden burada kaldığındı. Neyse o zaman sekizde Roof’da görüşürüz…<br />
<br />
Saner oteldeki odasına çıkmış akşam için spor rahat bir kıyafet seçip güzel Boğaz’ı seyre dalmıştı. Saatin gelmesi ile Roof’a çıkmış, masada Buse ve bir adamı sohbet ederken bulmuştu, biraz daha kapıdan izledikten sonra “ müdürüm buyurun Buse hanımlar da sizi bekliyordu” diyen garsonun sesi ile kendisine gelip hareketlenmişti.<br />
<br />
O gece yemekte Buse ve Burak’ın sadece gerçekten arkadaş olduğunu anlamış fakat onların aralarındaki arkadaşça bağı bile kıskanmıştı. Burak otelin basın-yayın halka ilişkilerini yürüten firmanın ortaklarından birisi idi. Ortağı ise nişanlısı Bilge. Bilge ve Buse Burak sayesinde tanışmış çokta yakın arkadaş olmuşlardı. Yemeğin sonunda hafta sonu Açıkhava tiyatrosunda “Levent Yüksel Kadın Şarkıları” konserine gitmeye karar vermişler Saner’i de bu plana dâhil etmişlerdi. Buse Saner’le bir yere gitmenin heyecanını gizliden gizliye yaşarken, Saner çekinmiş ama Buse’nin “ hadi Saner yaa ne olacak kaç zamandır İstanbul’dasın biraz eğlenceli vakit geçiririz” demesi ile şaşırıp “tamam” diyivermişti. <br />
<br />
Buse kendindeki gelgitlere anlam veremiyor, ne yapmaya çalıştığını kendisinde tam kestiremiyordu. Daha birkaç saat önce bağırıp gemileri yaktığı adama şimdi konser için resmen yalvarıyordu. “salak Buse tabi adamda kendine her şeyden pay çıkarır sen bu kadar dengesizken” .<br />
<br />
Konser gününe kadar ikisi de sessiz barış antlaşması imzalamışçasına çalışmış, her şey olağan şekilde ilerlemişti… Akşam mesai bitiminde Buse Saner’in yanına gidip “ Saner bey şey yani Saner”<br />
<br />
-Efendim Buse<br />
<br />
-Senden bir şey isteyebilir miyim?<br />
<br />
-Tabi ki, seni dinliyorum<br />
<br />
- Hımm akşam konsere gideceğiz ya. Benim üstümü değiştirmem lazım<br />
<br />
- Benim odamı kullanabilirsin <br />
<br />
- Şey ne? Nerden anladın bunu isteyeceğimi? <br />
<br />
- Sen ne kadar inkâr etsen de seni tanıyorum. Yanındaki poşeti de gördüm. Burada veya tuvalette giyinemeyeceğine göre…<br />
<br />
- Çok sağol Saner. <br />
<br />
- Rica ederim. Sen al anahtarı çık ben yarım saate gelirim sen giyinmiş olursun sanırım<br />
<br />
- Aa evet tabi ki ama sende hazırlanacaksın daha. Benim yüzümden geç kalma<br />
<br />
- Yok sen rahat rahat giyin ben gelir hemen hazırlanırım sonrada çıkarız. Birlikte gideriz değil mi?<br />
<br />
- Evet benim arabam yok biliyorsun.<br />
<br />
- Tamam, peki karnım aç benim ama <br />
<br />
- Balık ekmek yiyelim mi? Hım…<br />
<br />
- Tamam. Hadi sen hazırlan bende geliyorum <br />
<br />
“ işte Buse geliyorsun sende yavaş yavaş, ısınıyorsun bana, şimdi benim odam da benim yatağımın üstünde kıyafetlerin, ellerin banyomda, masamda, yüzünün aksi aynamda, kokun odamda. Ben senden nasıl uzak duracağım şimdi. Ahh Buse… Neden inanmıyorsun ki bana, neden bir şans vermiyorsun? O adama bile ikinci şansı verdiğini kendin söylemiştin. Neden benden kaçıyorsun?”<br />
<br />
“ Asansördeyim, senin odana gidiyorum. Nasıl dedim, nasıl cesaret ettim buna. Senin kapını tutuyorum, içeri giriyorum, işte odandayım. Sanki sana gelmiş gibi hissediyorum. Senden kaçmaya çalıştıkça sana geliyorum. O bana bakışların, Buse hanım diyişin, bilgisayar ekranıma bakmak için masama eğilmen, o kokun..İşte o kokun sinmiş odana, senin yatağın, burada mı yatıyorsun? Bu camdan mı boğaz manzarasını izliyorsun, bu kadehlerden içkini yudumlarken beni düşünüyor musun? Ben seni düşünüyorum Saner… Hem de o kadar çok düşünüyorum ki… Bu havlular mı senin yüzünü kuruluyor, bu sabun mu günün kirini alıyor senden? Bu aynadan mı kendini izliyorsun?..Ah Saner bir bilsen için o kadar seninle dolu ki ama bu kız hala çok korkuyor, seni yaşamaktan, aşkını kabul etmekten…”<br />
<br />
Buse hazırlanmış son makyaj rötuşlarını yaparken kapı çalmıştı. Saner ofiste biraz daha oyalanmış artık dayanamamış yukarı odasına çıkmıştı. Kapının açılması ile Saner Buse’yi görmüştü. İşte tıpkı o üniversite de bıraktığı Buse idi karşısında. Buse bol kesim kotunun üstüne düz beyaz body giymiş, saçlarını tepeden atkuyruğu yapmış, ayaklarında bodysi ile uyumlu beyaz converse ayakkabılarını giymişti. <br />
<br />
- Biliyor musun bu halinle aynı bıraktığım Buse’sin..Hiç değişmemişsin…<br />
<br />
- Ahh sağ ol ama o üç yıl bana 5 kilo ile geldi…<br />
<br />
- Yok, bence hala aynı güzellikte karşımdasın… Neyse bende giyineyim.<br />
<br />
- Tamam, çok sağ ol oda için, ben aşağıda bekleyeyim seni.<br />
<br />
- Yok, gerek yok, Buse kal burada sen oturma odasında beklersin ben hemen giyinirim.<br />
<br />
- Tamam, o zaman…<br />
<br />
Buse Saner’i beklerken camdan gözüken eşsiz İstanbul manzarasını izlemiş, Saner’de Buse ile uyumlu olmak için spor giyinmeyi tercih etmişti. Oda pantolon seçimini kottan yana kullanmış üstüne beyaz gömleği ile tamamlamıştı. Buse burnuna gelen Saner’in parfümü ile arkasını dönmüş ve oda aynı üniversitedeki Saner’i görmüştü…<br />
<br />
-“Sanırım bu gece geriye dönüş yaşıyoruz Saner” diyebilmişti.<br />
<br />
Konserden önce Burak ve nişanlısı Bilge ile buluşmuşlar balık ekmeklerini yiyip konser alanına gitmişlerdi. Cemil Topuzlu Açıkhava’da sıcak bir İstanbul akşamında Levent Yüksel o içten sesi ile ilk parçasını söylemeye başlamıştı “ Ya sonra ne yaparım senden sonra, acımadan geçen yıllar, zamanla yalnızlık başlar” … Daha önce kadınlar tarafından seslendirilen şarkıları tekrar düzenlemiş bambaşka bir şekilde hayat vermişti, araya kattığı kendi şarkıları ile. Konserin ikinci yarısına “ Zalim, senin Allahın yok mu?” ile başlamış Saner hafifçe eğilip Buse’nin kulağına mırıldanmıştı şarkıyı… Şarkıların birlikte söylenmesi ile Buse ve Saner aralarındaki buzları eritmeye başlamıştı. Konserin son şarkısına gelindiğinde Levent “ bu şarkı buradaki tüm âşıklar için gelsin” demiş, orkestra şarkıya başlamıştı. Müziği duymaları ile Buse Saner’e sarılmış tüm şarkıyı öyle dinlemişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Gölgen gibi adım adım<br />
Her solukta benim adım<br />
Ben nasıl ki unutmadım<br />
Sende unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca<br />
Unutma beni, unutamam beni<br />
Ayrılığın acısını kalbinde duyunca<br />
Unutma beni, unutama beni<br />
<br />
Sevişirken, öpüşürken<br />
Yapayalnız dolaşırken<br />
Unutmaya çalışırken<br />
Unutama beni, unutama beni</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Buse ve Saner geçmişleri ile ilgili upuzun bir yolculuğa çıkmışlar, anılarını tazelemişlerdi.<br />
<br />
Saner koltukta kollarının arasına kıvrılmış kadına baktı Buse sonunda Saner’in yanındaydı işte. Şimdi de hayatına temelli giriyordu.<br />
<br />
- Yaa Buse Hanım, iyi ki o konsere gitmişsiz, iyi ki seni tekrar ikna edebilmişim. Hadi şimdi kal çok işimiz var kolilere eşyaları yerleştirmemiz lazım. Birazdan teyzen de gelir. <br />
<br />
- Olsun Saner çok işimiz olsun, ben biraz daha senin kokunla burada oturmak sıcağında ısınmak istiyorum.<br />
<br />
- Benim için hava hoş, sonra “Yetişemeyeceğiz Saner” deme bana.<br />
<br />
- Demem aşkım demem... Sen beni hep böyle sarıp sarmaladıkça ben hiç şikayet etmem…</span><br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siparişim Var! - 1. Bölüm (Pink)]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-1-bolum-pink.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 18:14:02 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-1-bolum-pink.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">Genç kadın lüks daire’ye yaklaştı ve derin bir nefes aldı. Bu onun tek başına yürüteceği ilk projesiydi. Kesinlikle başaracaktı ve herkese Deniz Akcan’ın kim olduğunu gösterecekti. ‘Özellikle sana göstereceğim bayan bilmiş!’ diye iç geçirdi ve gülümsedi. Kendinden emin adımlarla daire’ye doğru ilerledi. Apartmanın önüne geldi ve açık olan kapıdan içeri girecekken arkasından bir ses geldi.<br />
<br />
“Buyur kime bakmıştınız?” dedi ve “ben apartman görevlisiyim yardımcı olayım size…” diyip Deniz’in yanına doğru geldi.<br />
<br />
“Merhaba ben Deniz Akcan… Daire 3’e gelmiştim. Aral beyin evini dekore edeceğim.” Dedi gülümseyerek.<br />
<br />
“Haaa Aral Bey dediydi. Buyurun beraber çıkalım kapıyı ben açacağım size… Aral Bey demin önce gitti ama hemen döneceğimi söyle dedi.” derken Deniz’e geçmesi için işaret etti.<br />
<br />
Deniz içinden söylenmeye başladı. ‘ Hey Allah’ım yaa adama bak. Saygısız şey ne olacak!’ derken bir yandan da asansöre doğru yürüyordu.<br />
<br />
Az sonra görevli kapı açıp “bir istediğiniz olursa kapının arkasında ki düğmeden beni çağırabilirsiniz.” diyip gitti.<br />
<br />
Deniz yeni inşaattan çıkmış ve temizlenmiş evi incelemeye başladı. Kocaman deniz gören çok güzel bir salonu vardı evin. Yavaşça cama yaklaştı ve hemen oraya iki tane tekli koltuğun olduğunu hayal etti. ‘Lila renginde iki tane tek koltuk karşılıklı, tam ortalarında beyaz bir sehpa.’ Sonra kafasını salonun sağ tarafına döndü ve hayal etmeye devam etti. ‘ Televizyon tam karşıda asılı duracak ve tam karşı köşeye de beyaz bir köşeli koltuk. Koltuğun üzerinde lila, mor ve gri yastıklar.’<br />
<br />
“Harika olacak ama hepsini not etmem lazım.” diyip hemen not defterini çıkartıp kafasındakileri yazdı. Sonra diğer bir odaya doğru yürümeye başladı. Kapıyı açarak içeri doğru yürürken telefonu çaldı. Çantasını omzundan alıp içini karıştırmaya başladı. “Nerede bu?” diye söylenirken bir aklına geldi “Kabanım cebinde tabi!” dedi ve sol elindeki defteri sağ eline aldı ve telefonu cebinden çıkarttı, arayan ev arkadaşı Gökçe idi.<br />
<br />
“Efendim Gökçe.” dedi.<br />
<br />
“Tatlım ne yaptın merak ettim. Dayanamayıp aradım.”<br />
<br />
“Şimdi geldim. Gökçeee ev çok güzel. Ne şanslı kadınlar var görüyorsun di mi?”<br />
<br />
“hahaha eee kızım adam koskoca Aral Vural bırak da sevgileri şanslı olsun.”<br />
<br />
“Sevgileri mi nişanlı adam yahu…” derken odanın ortasında durmuş yatak odası olduğunu tahmin ettiği bu büyük odayı hayalinde eşyalarla yerleştiriyordu.<br />
<br />
“O zaman neden adam kendine ayrı bir ev yapsın tatlım? Demek ki nişanlısından gizli kaçamakları oraya atacak.”<br />
<br />
“Saçmalama istersen. Hem bize ne adamdan!”<br />
<br />
“Ayy tamam tamam akşam kaç gibi gelirsin. Ben olmayabilirim.”<br />
<br />
“Aa neden yoksun film izlerdik birlikte. Hem de ilk projemi kutlardık.”<br />
<br />
“Ee dün dedim ya… Özgür ve onun değişik arkadaşlarıyla dışarıda olacağız diye… Hem sen gelirsin orada kutlarız.”<br />
<br />
“Tamam anlaştık. Ama söyle o sevgiline yine bana sevgili ayarlama olayına girmesin.”diye söyledi, daha önce ki olayları hatırlatıp…<br />
<br />
“Tamam, tamam kuzucum, hadi öptüm bye”<br />
<br />
“Bende öptüm.” diyip kapattı telefonu ve dış kapının sesini duydu ve odadan çıkmak için yürümeye başladı. Salona doğru yürüdü ve arkası dönük kumral bir adam vardı.<br />
<br />
Adam birden Deniz’e doğru döndü ve<br />
<br />
“Merhaba Deniz Hanım Ben Aral Vural.” diyip elini uzattı gülümseyerek.<br />
<br />
Deniz karşısında ki adama baktı. Gerçekten de çok yakışıklıydı. İnternette ki gördüğü fotoğraflardan kat kat hem de! Kumral dağınık saçları, bal rengi gözleri ve gülerken yanağında ki gamzelerle çok fazla yakışıklıydı. Hele üstüne giydiği mavi kareli-beyaz gömleği ve kalın kot keten pantolonuyla âdete ‘gir koluma sahilde yürüyelim’ izlemeni veriyordu.’ diye düşündü ve tekrar adamın sesiyle kendine geldi.<br />
<br />
“Deniz Hanım iyi misiniz?”<br />
<br />
“E-ve-et. Merhaba memnun oldum Aral Bey.” dedi gülümseyerek.<br />
<br />
“Kusura bakmayın… Sizi ben karşılamak isterdim ama acil şirkete dönmem gerekliydi.”<br />
<br />
“Önemli değil bende evi inceliyordum.”<br />
<br />
“Nasıl buldunuz evi?”<br />
<br />
“Çok güzel… Birkaç şey düşündüm bile…” diyip hemen anlatmaya başladı. “Mesela şu camın önüne karşılıklı iki ayrı tekli koltuklar olabilir. Lila renginde ve tam ortasında da beyaz bir sehpa…” dedi ve sağ tarafına döndü “ tam şu karşıya Televizyon ve hemen altına bir TV ünitesi ve hemen karşısına beyaz bir köşe koltuğu” diyip heyecanlı anlatmasına son verip Aral’a döndü ve devam etti.<br />
<br />
“Ama tabi nişanlınızın istediği bir renk varsa ve daha farklı fikirleri varsa hemen ona göre notumu alırım.” dedi.<br />
<br />
Aral genç kadının heyecanlı anlatmasına o kadar hayran olmuştu ki… Ne dediğini hatırlamıyordu bile… Konuşurken saçlarında ki dalgalar, insan da okşanma hissi uyandırıyordu. Elleri sürekli hareket içerisindeydi.<br />
<br />
“Aral Bey?”<br />
<br />
Aral hemen kendine geldi ve “ Aa evet ama bu evde ben tek yaşayacağım.”<br />
<br />
“Öyle mi bunu bilmiyordum. Ben nişanlınızla yaşayacağı düşünmüştüm.”<br />
<br />
“Zaten evlenince aynı evde yaşayacağız. Şimdi den başlarsak sıkılırız.” diyip göz kırptı.<br />
<br />
‘Evet, bu adam çapkının önde gideni, Gökçe’nin dediği doğru çıktı yani burayı sevgilileri için hazırlıyordu. Ne insanlar var şu dünya da… Annem hep bu tiplerden uzak dur demişti. Seni kullanıp kapının önüne koyar da demişti. Sonrada ağlamaya başlamıştı.’ diye içinden kendi kendiyle sohbette başlamıştı. Kafasını sallayıp tekrar konuşmaya başladı.<br />
<br />
“Peki, öyleyse sizin aklınızda bir fikir var mı? Ya da dilediğiniz renkler?”<br />
<br />
“Aslında vardı ama sizin tarzınızı ve fikirlerinizi daha çok beğendim.”<br />
<br />
“Peki, öyleyse ben diğer odaları gezeyim.” diyip arkasını dönüp yürümeye başladı.<br />
<br />
Aral, Deniz’in arkasından baktı. ‘ Güzel kalça.’ diyip sırıtarak takip etti Deniz’i…<br />
<br />
*45 Dakika Sonra*<br />
<br />
“Ben notumu aldım. En kısa sürede evinize tekrar aşık olacaksınız.” dedi Deniz tatlı ses tonuyla…<br />
<br />
“Buna eminim.” derken kızın kapanın önünü iliklemesini izliyordu.<br />
<br />
“Peki, o zaman size iyi günler.” diyip elini uzattı. Aral da bu teklifi hemen kabul etti ve kızın yumuşak ellerine bıraktı kendini.<br />
<br />
“Size de iyi günler.”derken telefonu çaldı. Arayan ismi görünce yüzünü buruşturdu ve sessize aldı.<br />
<br />
Deniz tekrar gülümseyip kapıyı açtı ve çıktı. Mağazalarına gidip hemen kafasındakileri almak istiyordu ama bu kadar acele etmesine gerek yoktu. Bir profesyonel gibi davranmalıydı. Tıpkı Aysu gibi…<br />
<br />
Deniz 27 yaşında esmer tenli, siyah saçlı ve yeşil gözleriyle tam bir bütünlük sembol idi. Özel bir üniversiteden mezun olmuştu. Annesi ve babası Balıkesir’de yaşıyordu. İki tane ablası vardı, Berrak ve Duru. En büyük ablası Berrak evlenmiş ve eşi ile birlikte yurtdışında yaşıyordu. Diğer ablası Duru ise, İzmir de kendi kafesini açmış ve onu işletmekle meşguldü. Babasıyla İstanbul’a gelme savaşı yaşamış ve hep aynı cevapla karşılaşmıştı ‘bu sefer de kızımı İstanbul’a mı yollayacağım?’ diyip kesin cevabını koymuştu. Ama Deniz ne yapıp ne etmiş babasını ikna edip 24 yaşında İstanbul’a ayak basmıştı. İlk önceleri İstanbul’a gelmesinin tek sebebi Burak denilen o adamdan uzaklaşmaktı. Hayatının aşkı Burak… Lise yıllarından beri birliktelerdi. Birçok ilkleri onunla yaşamış ve Deniz’e göre ‘hayatının erkeğine’ ilk olma şansı vermişti. Ama doyumsuz sürüsü olan erkek biletli kategorisine giren beyinsiz Burak, bununla yetinmemiş ve Deniz’i aldatmıştı. Üstelik bu aldatması tek seferlikte değildi. Deniz ona hiçbir açıklama yapmadan İstanbul’a gitme kararı almıştı ve yanında en sadık dostu Gökçe’yi de sürüklemişti. Ve şimdi 3 yıldır İstanbul’da idi.<br />
<br />
Deniz apartmanın dışına çıkıp caddeye doğru yürüdü. Bir taksi çevirip bindi.<br />
<br />
“Nereye abla?” dedi şoför.<br />
<br />
“Etilere…”<br />
<br />
‘Bu akşam içip dağıtacağım. Bugün benim günüm. Allah’ım sonunda! Artık ben ve projelerim olacak. Kendi odam, kendi masam, sandalyem… Çığlık atmak istiyorum. Bu akşam o Özgür bile sinirimi bozamayacak.’ iç sesiyle konuştu ve cama doğru döndü. Yüzünde hala gülümsemesi vardı.<br />
<br />
*****************<br />
<br />
Aral nişanlısının evine doğru arabasını sürüyordu. Ama aklında Deniz vardı. ‘tam bir biblo gibiydi. Dalgalı saçları, esmer teni, yeşil gözleriyle tam bir kadındı.’ diye düşündü. Ve telefonu tekrar çalmaya başladı.<br />
<br />
“Efendim Pelin.”<br />
<br />
“Neden açmıyorsun telefonunu? Kaç defa aradım seni?”<br />
<br />
Aral derin bir nefes alıp “İşim vardı sevgilim seni dinliyorum” dedi ‘sevgilim’ kısmını özellikle söyledi. Nişanlısı hemen yumuşasın ve tartışma yaratmasın diye…<br />
<br />
“Ne işiniz vardı acaba Aral Bey? Ben burada akşam için hazırlık yapıyorum ama sen yoksun” diye sitem etti Pelin.<br />
<br />
“Güzelim işim vardı diyorum hem yoldayım sana geliyorum. Bence akşam için hazırlık yapmayı bırak şuan için hazırlık yap” dedi Aral telefonda ki kadının ne kadar heyecanlandığı bilerek.<br />
<br />
“Yaa gıcık! Tamam, çabuk gel ama… Akşam için daha elbise seçeceğim.”<br />
<br />
“Tamam, az kaldı ve lütfen akşam giyeceğin elbise dar ve uzun olmasın. Çıkartması kolay olan giysileri tercih et!” dedi Aral tatlı sesiyle…<br />
<br />
“Yaa aşkım yaa… Çabuk gel! Seni seviyorum.”<br />
<br />
“Bende.” diyip telefonu yan tarafına attı.<br />
<br />
******************<br />
<br />
“Off Gökçe giy artık birisini yaa… Özgür korna manyağı oldu resmen! Bak bu sefer de arıyor.” Diyip telefonunu uzattı.<br />
<br />
“Yaa beklesin biraz daha… Tamam, ben de senin gibi siyah giyeceğim.” diyip yatağının üzerinde ki elbiseyi aldı ve hemen giyindi.<br />
<br />
“Neyse ki makyajın tamam.” diye tersledi arkadaşını Deniz.<br />
<br />
“bööö… Çok fazla konuşur oldun sen” derken parfümünü sıktı ve çantası alıp arkadaşına gülümsedi.<br />
<br />
“İşte hazırım.”<br />
<br />
“Hadi artık!” diyip kolundan geçiştirdi arkadaşını…<br />
<br />
Deniz mini siyah bir elbise giymişti. Tek omzunu kaplayan kalın askı ile çok tatlı görünüyordu. Siyah topukluları ve yeşil kümeleri ona ayrı bir hava veriyordu. Kırmızı kapanını alıp hemen üzerine geçirdi.<br />
<br />
“Gökçe yeter artık aynayı çatlatacaksın.” diyip önüne geçti. Gökçe de siyah dizinin üstünde göğüs dekolteli bir elbise giymişti. Sevgilisini deli edeceğini bile bile giymişti. Çünkü biliyordu ki gecenin sonunda ona teşekkür edecekti.<br />
<br />
***************<br />
<br />
Aral nişanlısının üstünden yan tarafa uzandı. İkisi de derin nefes alıp- veriyorlardı. Biraz sonra nefesleri düzene girdiğinde Pelin, Aral’a doğru döndü ve<br />
<br />
“Görende bir haftadır seni kendimden mahrum ediyorum sanacak.” diyip gülümsedi.<br />
<br />
“Benim sana olan doyumsuzluğumu biliyorsun bebeğim.” diyip göz kırptı.<br />
<br />
“Hmm… Biliyor muyum gerçekten” derken elleriyle adamın göğsünde daireler çiziyordu.<br />
<br />
“Hmmmm… Biliyorsun tabi. Ve bu durumu sürekli kullanıyorsun.” diyip tekrar kadının üstüne uzandı.<br />
<br />
“Yaa Aral daha elbise bile seçmedim yine geç kalacağız.” derken bile aslında kendi ona bırakmaya hazırdı.<br />
<br />
Aral yavaş yavaş boyunu öpüyordu. Biraz önce dişlediği yer mor olmuştu. Öpücükleri daha aşağılara inerken telefon sesi duyuldu. Ama Aral işini yarım bırakmayı sevmezdi. Öpücüklerine devam etti.<br />
<br />
“Aşkım kesin kızlar arıyor. Hem zaten gecenin yarısını burada geçirdik. Ve ben daha elbise mi bile seçmedim.” diyip adamın dudakları öpüp üzerinden itti.<br />
<br />
“Tamam, bu sefer böyle olsun ne de olsa yarın cumartesi” diyip yataktan kalktı.<br />
Aral banyoya doğru yürüdü. Kapıyı açtı ve içeriye girdi. Lavabonun önüne geldi ve musluğu açıp yüzüne su çarptı. Aynada ki yansımasına baktı. Artık 32 yaşında olmuştu. Şirket artık tamamen onun kontrolün de ilerliyordu. Babası artık annesine zaman ayıracağı söyleyip koltuğunu kendisine vermişti. İlk önceleri kabul etmemiş, karşı çıkmış ama şimdi 4 yıldır şirket tam anlamıyla ona ait olmuştu. Aldığı karar ve projelerin altına attı her imzada şirketin değerini ve adını yükseltmişti.<br />
<br />
Ellerini kumral dağınık saçlarından geçirip “eski haline döndürme vakti” geldiğini düşündü. Tekrar yüzüne su çarptı ve birden aklına yine şu dalgalı saçlı kız gelmişti. Çok fazla güzeldi. ‘Keşke Pelin den önce görseydim. En azından uzun süre sana bolca vakit ayırabilirdim.’ diye düşündü ve odaya geri döndü.<br />
Pelin elbiseni giymiş makyajını yapıyordu.<br />
<br />
“Kırmızı… Güzel tercih” diyip Pelin’in aynada ki yansımasına gülümsedi. Pelin de gülümseyip göz kırptı.<br />
<br />
**************<br />
<br />
Araba Reina’nın önün de durdu ve nihayet Gökçe’nin sesi kesildi. Kapılarını açıp aşağı indiler. Özgür anahtarı görevliye doğru uzattı ve iki kızı da kollarının arasına aldı.<br />
<br />
İçeriye girdiklerinde Özgür hemen onları arkadaşlarının olduğu yöne doğru sürükledi. Deniz arabada konuyu açmadı ama şimdi şu erkek grubunu görünce başladı konuşmaya…<br />
<br />
“Bana bak Özgür bu sefer de birini ayarlamaya çalışırsan yemin ederim bu sefer kesinlikle konuşmam.” dedi. <br />
<br />
“Gözün korkmasın güzelim bak yanlarında kız arkadaşları var.” diye gülümsedi.<br />
<br />
“Çok rahatladım sanki ben körüm. Ben şu iki erkekten bahsediyorum gözlerini bana dikmiş olanlardan.”<br />
<br />
“Merak etme canım sana asla erkek ayarlama olayına bir daha girmem. Hem sevgilimden oluyorum hem de sen hepsiyle kanka oluyorsun.” derken aynı zaman da Gökçe tarafından kolu cimcikleşmişti.<br />
<br />
“Bu gece susup ana odaklanalım di mi sevgilim? Bak kankam ve sevgilim yanım da bu akşam Deniz’in projesini kutluyoruz. Ohh miiiss” dedi ve hemen aklına geldi “ Deniz sahi şu Aral Vural yakından nasıl?” derken masalarına gelmişlerdi ve Deniz ve Özgür’ün sert bakışlarına maruz kalmış.<br />
<br />
**************<br />
<br />
Deniz bu sefer ki grubu çok sevmişti. Espriler ve şakalar havada uçuşuyordu. Ama Deniz en çok Can’ı sevmişti. Çok tatlı ve tüm grupta ki bayanları esprileriyle kendine bir kat daha fazla hayran bırakıyordu. Ama Can sürekli kendisiyle ilgileniyordu. Arada kulağına yaklaşıp bir şeyler söylüyordu ama Deniz adamın losyonun etkisinde kaldığı için hiçbir şey anlamıyordu. Sırf ayıp olmasında yine gülümseyip duruyordu.<br />
<br />
Biraz sonra grubun artık kendi başına takıldığı anlarda can gitmemiş onun yanın da durmuştu. Deniz yerinde müziğin ritmine uygun sallanıyordu. Can kulağına “Gökçe’ye baksana…” dediğinde kafasını çevirip ona bakmıştı. Arkadaşı delicesine dans ediyordu. Deniz onun haline gülerken ilerde kendisine dik dik bakan adamı gördü. Anında şimşek çaktı ve gözlerini kısıp iyice emin olmak istercesine uzun baktı.<br />
Evet, oydu Aral Vural. Adam gülümseyip başıyla selam verdi. Deniz de gülümseyip selamı kabul etti.<br />
<br />
Ama bilmediği bir şey vardı. O da Aral Vural’ın nedeni bilinmeyen siniri yatıştırmak için kendisine güldüğü idi.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff00ff;"><span style="color: #000000;">Sırayı sevgili</span> <span style="font-style: italic;"><span style="font-size: x-large;">Goddess of folly</span></span> <span style="color: #000000;">arkadaşımıza veriyorum.</span><br />
<span style="color: #000000;">Ve Siparişim;</span> "<span style="font-style: italic;"><span style="font-size: x-large;"><span style="text-decoration: underline;">Aral, Deniz’in üstüne yanlışlıkla içki döksün.</span></span></span>" </span></span></span><img class="postimage" src="images/gulucukler/girl_pinkglassesf.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Girl_pinkglassesf" title="Girl_pinkglassesf" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">Genç kadın lüks daire’ye yaklaştı ve derin bir nefes aldı. Bu onun tek başına yürüteceği ilk projesiydi. Kesinlikle başaracaktı ve herkese Deniz Akcan’ın kim olduğunu gösterecekti. ‘Özellikle sana göstereceğim bayan bilmiş!’ diye iç geçirdi ve gülümsedi. Kendinden emin adımlarla daire’ye doğru ilerledi. Apartmanın önüne geldi ve açık olan kapıdan içeri girecekken arkasından bir ses geldi.<br />
<br />
“Buyur kime bakmıştınız?” dedi ve “ben apartman görevlisiyim yardımcı olayım size…” diyip Deniz’in yanına doğru geldi.<br />
<br />
“Merhaba ben Deniz Akcan… Daire 3’e gelmiştim. Aral beyin evini dekore edeceğim.” Dedi gülümseyerek.<br />
<br />
“Haaa Aral Bey dediydi. Buyurun beraber çıkalım kapıyı ben açacağım size… Aral Bey demin önce gitti ama hemen döneceğimi söyle dedi.” derken Deniz’e geçmesi için işaret etti.<br />
<br />
Deniz içinden söylenmeye başladı. ‘ Hey Allah’ım yaa adama bak. Saygısız şey ne olacak!’ derken bir yandan da asansöre doğru yürüyordu.<br />
<br />
Az sonra görevli kapı açıp “bir istediğiniz olursa kapının arkasında ki düğmeden beni çağırabilirsiniz.” diyip gitti.<br />
<br />
Deniz yeni inşaattan çıkmış ve temizlenmiş evi incelemeye başladı. Kocaman deniz gören çok güzel bir salonu vardı evin. Yavaşça cama yaklaştı ve hemen oraya iki tane tekli koltuğun olduğunu hayal etti. ‘Lila renginde iki tane tek koltuk karşılıklı, tam ortalarında beyaz bir sehpa.’ Sonra kafasını salonun sağ tarafına döndü ve hayal etmeye devam etti. ‘ Televizyon tam karşıda asılı duracak ve tam karşı köşeye de beyaz bir köşeli koltuk. Koltuğun üzerinde lila, mor ve gri yastıklar.’<br />
<br />
“Harika olacak ama hepsini not etmem lazım.” diyip hemen not defterini çıkartıp kafasındakileri yazdı. Sonra diğer bir odaya doğru yürümeye başladı. Kapıyı açarak içeri doğru yürürken telefonu çaldı. Çantasını omzundan alıp içini karıştırmaya başladı. “Nerede bu?” diye söylenirken bir aklına geldi “Kabanım cebinde tabi!” dedi ve sol elindeki defteri sağ eline aldı ve telefonu cebinden çıkarttı, arayan ev arkadaşı Gökçe idi.<br />
<br />
“Efendim Gökçe.” dedi.<br />
<br />
“Tatlım ne yaptın merak ettim. Dayanamayıp aradım.”<br />
<br />
“Şimdi geldim. Gökçeee ev çok güzel. Ne şanslı kadınlar var görüyorsun di mi?”<br />
<br />
“hahaha eee kızım adam koskoca Aral Vural bırak da sevgileri şanslı olsun.”<br />
<br />
“Sevgileri mi nişanlı adam yahu…” derken odanın ortasında durmuş yatak odası olduğunu tahmin ettiği bu büyük odayı hayalinde eşyalarla yerleştiriyordu.<br />
<br />
“O zaman neden adam kendine ayrı bir ev yapsın tatlım? Demek ki nişanlısından gizli kaçamakları oraya atacak.”<br />
<br />
“Saçmalama istersen. Hem bize ne adamdan!”<br />
<br />
“Ayy tamam tamam akşam kaç gibi gelirsin. Ben olmayabilirim.”<br />
<br />
“Aa neden yoksun film izlerdik birlikte. Hem de ilk projemi kutlardık.”<br />
<br />
“Ee dün dedim ya… Özgür ve onun değişik arkadaşlarıyla dışarıda olacağız diye… Hem sen gelirsin orada kutlarız.”<br />
<br />
“Tamam anlaştık. Ama söyle o sevgiline yine bana sevgili ayarlama olayına girmesin.”diye söyledi, daha önce ki olayları hatırlatıp…<br />
<br />
“Tamam, tamam kuzucum, hadi öptüm bye”<br />
<br />
“Bende öptüm.” diyip kapattı telefonu ve dış kapının sesini duydu ve odadan çıkmak için yürümeye başladı. Salona doğru yürüdü ve arkası dönük kumral bir adam vardı.<br />
<br />
Adam birden Deniz’e doğru döndü ve<br />
<br />
“Merhaba Deniz Hanım Ben Aral Vural.” diyip elini uzattı gülümseyerek.<br />
<br />
Deniz karşısında ki adama baktı. Gerçekten de çok yakışıklıydı. İnternette ki gördüğü fotoğraflardan kat kat hem de! Kumral dağınık saçları, bal rengi gözleri ve gülerken yanağında ki gamzelerle çok fazla yakışıklıydı. Hele üstüne giydiği mavi kareli-beyaz gömleği ve kalın kot keten pantolonuyla âdete ‘gir koluma sahilde yürüyelim’ izlemeni veriyordu.’ diye düşündü ve tekrar adamın sesiyle kendine geldi.<br />
<br />
“Deniz Hanım iyi misiniz?”<br />
<br />
“E-ve-et. Merhaba memnun oldum Aral Bey.” dedi gülümseyerek.<br />
<br />
“Kusura bakmayın… Sizi ben karşılamak isterdim ama acil şirkete dönmem gerekliydi.”<br />
<br />
“Önemli değil bende evi inceliyordum.”<br />
<br />
“Nasıl buldunuz evi?”<br />
<br />
“Çok güzel… Birkaç şey düşündüm bile…” diyip hemen anlatmaya başladı. “Mesela şu camın önüne karşılıklı iki ayrı tekli koltuklar olabilir. Lila renginde ve tam ortasında da beyaz bir sehpa…” dedi ve sağ tarafına döndü “ tam şu karşıya Televizyon ve hemen altına bir TV ünitesi ve hemen karşısına beyaz bir köşe koltuğu” diyip heyecanlı anlatmasına son verip Aral’a döndü ve devam etti.<br />
<br />
“Ama tabi nişanlınızın istediği bir renk varsa ve daha farklı fikirleri varsa hemen ona göre notumu alırım.” dedi.<br />
<br />
Aral genç kadının heyecanlı anlatmasına o kadar hayran olmuştu ki… Ne dediğini hatırlamıyordu bile… Konuşurken saçlarında ki dalgalar, insan da okşanma hissi uyandırıyordu. Elleri sürekli hareket içerisindeydi.<br />
<br />
“Aral Bey?”<br />
<br />
Aral hemen kendine geldi ve “ Aa evet ama bu evde ben tek yaşayacağım.”<br />
<br />
“Öyle mi bunu bilmiyordum. Ben nişanlınızla yaşayacağı düşünmüştüm.”<br />
<br />
“Zaten evlenince aynı evde yaşayacağız. Şimdi den başlarsak sıkılırız.” diyip göz kırptı.<br />
<br />
‘Evet, bu adam çapkının önde gideni, Gökçe’nin dediği doğru çıktı yani burayı sevgilileri için hazırlıyordu. Ne insanlar var şu dünya da… Annem hep bu tiplerden uzak dur demişti. Seni kullanıp kapının önüne koyar da demişti. Sonrada ağlamaya başlamıştı.’ diye içinden kendi kendiyle sohbette başlamıştı. Kafasını sallayıp tekrar konuşmaya başladı.<br />
<br />
“Peki, öyleyse sizin aklınızda bir fikir var mı? Ya da dilediğiniz renkler?”<br />
<br />
“Aslında vardı ama sizin tarzınızı ve fikirlerinizi daha çok beğendim.”<br />
<br />
“Peki, öyleyse ben diğer odaları gezeyim.” diyip arkasını dönüp yürümeye başladı.<br />
<br />
Aral, Deniz’in arkasından baktı. ‘ Güzel kalça.’ diyip sırıtarak takip etti Deniz’i…<br />
<br />
*45 Dakika Sonra*<br />
<br />
“Ben notumu aldım. En kısa sürede evinize tekrar aşık olacaksınız.” dedi Deniz tatlı ses tonuyla…<br />
<br />
“Buna eminim.” derken kızın kapanın önünü iliklemesini izliyordu.<br />
<br />
“Peki, o zaman size iyi günler.” diyip elini uzattı. Aral da bu teklifi hemen kabul etti ve kızın yumuşak ellerine bıraktı kendini.<br />
<br />
“Size de iyi günler.”derken telefonu çaldı. Arayan ismi görünce yüzünü buruşturdu ve sessize aldı.<br />
<br />
Deniz tekrar gülümseyip kapıyı açtı ve çıktı. Mağazalarına gidip hemen kafasındakileri almak istiyordu ama bu kadar acele etmesine gerek yoktu. Bir profesyonel gibi davranmalıydı. Tıpkı Aysu gibi…<br />
<br />
Deniz 27 yaşında esmer tenli, siyah saçlı ve yeşil gözleriyle tam bir bütünlük sembol idi. Özel bir üniversiteden mezun olmuştu. Annesi ve babası Balıkesir’de yaşıyordu. İki tane ablası vardı, Berrak ve Duru. En büyük ablası Berrak evlenmiş ve eşi ile birlikte yurtdışında yaşıyordu. Diğer ablası Duru ise, İzmir de kendi kafesini açmış ve onu işletmekle meşguldü. Babasıyla İstanbul’a gelme savaşı yaşamış ve hep aynı cevapla karşılaşmıştı ‘bu sefer de kızımı İstanbul’a mı yollayacağım?’ diyip kesin cevabını koymuştu. Ama Deniz ne yapıp ne etmiş babasını ikna edip 24 yaşında İstanbul’a ayak basmıştı. İlk önceleri İstanbul’a gelmesinin tek sebebi Burak denilen o adamdan uzaklaşmaktı. Hayatının aşkı Burak… Lise yıllarından beri birliktelerdi. Birçok ilkleri onunla yaşamış ve Deniz’e göre ‘hayatının erkeğine’ ilk olma şansı vermişti. Ama doyumsuz sürüsü olan erkek biletli kategorisine giren beyinsiz Burak, bununla yetinmemiş ve Deniz’i aldatmıştı. Üstelik bu aldatması tek seferlikte değildi. Deniz ona hiçbir açıklama yapmadan İstanbul’a gitme kararı almıştı ve yanında en sadık dostu Gökçe’yi de sürüklemişti. Ve şimdi 3 yıldır İstanbul’da idi.<br />
<br />
Deniz apartmanın dışına çıkıp caddeye doğru yürüdü. Bir taksi çevirip bindi.<br />
<br />
“Nereye abla?” dedi şoför.<br />
<br />
“Etilere…”<br />
<br />
‘Bu akşam içip dağıtacağım. Bugün benim günüm. Allah’ım sonunda! Artık ben ve projelerim olacak. Kendi odam, kendi masam, sandalyem… Çığlık atmak istiyorum. Bu akşam o Özgür bile sinirimi bozamayacak.’ iç sesiyle konuştu ve cama doğru döndü. Yüzünde hala gülümsemesi vardı.<br />
<br />
*****************<br />
<br />
Aral nişanlısının evine doğru arabasını sürüyordu. Ama aklında Deniz vardı. ‘tam bir biblo gibiydi. Dalgalı saçları, esmer teni, yeşil gözleriyle tam bir kadındı.’ diye düşündü. Ve telefonu tekrar çalmaya başladı.<br />
<br />
“Efendim Pelin.”<br />
<br />
“Neden açmıyorsun telefonunu? Kaç defa aradım seni?”<br />
<br />
Aral derin bir nefes alıp “İşim vardı sevgilim seni dinliyorum” dedi ‘sevgilim’ kısmını özellikle söyledi. Nişanlısı hemen yumuşasın ve tartışma yaratmasın diye…<br />
<br />
“Ne işiniz vardı acaba Aral Bey? Ben burada akşam için hazırlık yapıyorum ama sen yoksun” diye sitem etti Pelin.<br />
<br />
“Güzelim işim vardı diyorum hem yoldayım sana geliyorum. Bence akşam için hazırlık yapmayı bırak şuan için hazırlık yap” dedi Aral telefonda ki kadının ne kadar heyecanlandığı bilerek.<br />
<br />
“Yaa gıcık! Tamam, çabuk gel ama… Akşam için daha elbise seçeceğim.”<br />
<br />
“Tamam, az kaldı ve lütfen akşam giyeceğin elbise dar ve uzun olmasın. Çıkartması kolay olan giysileri tercih et!” dedi Aral tatlı sesiyle…<br />
<br />
“Yaa aşkım yaa… Çabuk gel! Seni seviyorum.”<br />
<br />
“Bende.” diyip telefonu yan tarafına attı.<br />
<br />
******************<br />
<br />
“Off Gökçe giy artık birisini yaa… Özgür korna manyağı oldu resmen! Bak bu sefer de arıyor.” Diyip telefonunu uzattı.<br />
<br />
“Yaa beklesin biraz daha… Tamam, ben de senin gibi siyah giyeceğim.” diyip yatağının üzerinde ki elbiseyi aldı ve hemen giyindi.<br />
<br />
“Neyse ki makyajın tamam.” diye tersledi arkadaşını Deniz.<br />
<br />
“bööö… Çok fazla konuşur oldun sen” derken parfümünü sıktı ve çantası alıp arkadaşına gülümsedi.<br />
<br />
“İşte hazırım.”<br />
<br />
“Hadi artık!” diyip kolundan geçiştirdi arkadaşını…<br />
<br />
Deniz mini siyah bir elbise giymişti. Tek omzunu kaplayan kalın askı ile çok tatlı görünüyordu. Siyah topukluları ve yeşil kümeleri ona ayrı bir hava veriyordu. Kırmızı kapanını alıp hemen üzerine geçirdi.<br />
<br />
“Gökçe yeter artık aynayı çatlatacaksın.” diyip önüne geçti. Gökçe de siyah dizinin üstünde göğüs dekolteli bir elbise giymişti. Sevgilisini deli edeceğini bile bile giymişti. Çünkü biliyordu ki gecenin sonunda ona teşekkür edecekti.<br />
<br />
***************<br />
<br />
Aral nişanlısının üstünden yan tarafa uzandı. İkisi de derin nefes alıp- veriyorlardı. Biraz sonra nefesleri düzene girdiğinde Pelin, Aral’a doğru döndü ve<br />
<br />
“Görende bir haftadır seni kendimden mahrum ediyorum sanacak.” diyip gülümsedi.<br />
<br />
“Benim sana olan doyumsuzluğumu biliyorsun bebeğim.” diyip göz kırptı.<br />
<br />
“Hmm… Biliyor muyum gerçekten” derken elleriyle adamın göğsünde daireler çiziyordu.<br />
<br />
“Hmmmm… Biliyorsun tabi. Ve bu durumu sürekli kullanıyorsun.” diyip tekrar kadının üstüne uzandı.<br />
<br />
“Yaa Aral daha elbise bile seçmedim yine geç kalacağız.” derken bile aslında kendi ona bırakmaya hazırdı.<br />
<br />
Aral yavaş yavaş boyunu öpüyordu. Biraz önce dişlediği yer mor olmuştu. Öpücükleri daha aşağılara inerken telefon sesi duyuldu. Ama Aral işini yarım bırakmayı sevmezdi. Öpücüklerine devam etti.<br />
<br />
“Aşkım kesin kızlar arıyor. Hem zaten gecenin yarısını burada geçirdik. Ve ben daha elbise mi bile seçmedim.” diyip adamın dudakları öpüp üzerinden itti.<br />
<br />
“Tamam, bu sefer böyle olsun ne de olsa yarın cumartesi” diyip yataktan kalktı.<br />
Aral banyoya doğru yürüdü. Kapıyı açtı ve içeriye girdi. Lavabonun önüne geldi ve musluğu açıp yüzüne su çarptı. Aynada ki yansımasına baktı. Artık 32 yaşında olmuştu. Şirket artık tamamen onun kontrolün de ilerliyordu. Babası artık annesine zaman ayıracağı söyleyip koltuğunu kendisine vermişti. İlk önceleri kabul etmemiş, karşı çıkmış ama şimdi 4 yıldır şirket tam anlamıyla ona ait olmuştu. Aldığı karar ve projelerin altına attı her imzada şirketin değerini ve adını yükseltmişti.<br />
<br />
Ellerini kumral dağınık saçlarından geçirip “eski haline döndürme vakti” geldiğini düşündü. Tekrar yüzüne su çarptı ve birden aklına yine şu dalgalı saçlı kız gelmişti. Çok fazla güzeldi. ‘Keşke Pelin den önce görseydim. En azından uzun süre sana bolca vakit ayırabilirdim.’ diye düşündü ve odaya geri döndü.<br />
Pelin elbiseni giymiş makyajını yapıyordu.<br />
<br />
“Kırmızı… Güzel tercih” diyip Pelin’in aynada ki yansımasına gülümsedi. Pelin de gülümseyip göz kırptı.<br />
<br />
**************<br />
<br />
Araba Reina’nın önün de durdu ve nihayet Gökçe’nin sesi kesildi. Kapılarını açıp aşağı indiler. Özgür anahtarı görevliye doğru uzattı ve iki kızı da kollarının arasına aldı.<br />
<br />
İçeriye girdiklerinde Özgür hemen onları arkadaşlarının olduğu yöne doğru sürükledi. Deniz arabada konuyu açmadı ama şimdi şu erkek grubunu görünce başladı konuşmaya…<br />
<br />
“Bana bak Özgür bu sefer de birini ayarlamaya çalışırsan yemin ederim bu sefer kesinlikle konuşmam.” dedi. <br />
<br />
“Gözün korkmasın güzelim bak yanlarında kız arkadaşları var.” diye gülümsedi.<br />
<br />
“Çok rahatladım sanki ben körüm. Ben şu iki erkekten bahsediyorum gözlerini bana dikmiş olanlardan.”<br />
<br />
“Merak etme canım sana asla erkek ayarlama olayına bir daha girmem. Hem sevgilimden oluyorum hem de sen hepsiyle kanka oluyorsun.” derken aynı zaman da Gökçe tarafından kolu cimcikleşmişti.<br />
<br />
“Bu gece susup ana odaklanalım di mi sevgilim? Bak kankam ve sevgilim yanım da bu akşam Deniz’in projesini kutluyoruz. Ohh miiiss” dedi ve hemen aklına geldi “ Deniz sahi şu Aral Vural yakından nasıl?” derken masalarına gelmişlerdi ve Deniz ve Özgür’ün sert bakışlarına maruz kalmış.<br />
<br />
**************<br />
<br />
Deniz bu sefer ki grubu çok sevmişti. Espriler ve şakalar havada uçuşuyordu. Ama Deniz en çok Can’ı sevmişti. Çok tatlı ve tüm grupta ki bayanları esprileriyle kendine bir kat daha fazla hayran bırakıyordu. Ama Can sürekli kendisiyle ilgileniyordu. Arada kulağına yaklaşıp bir şeyler söylüyordu ama Deniz adamın losyonun etkisinde kaldığı için hiçbir şey anlamıyordu. Sırf ayıp olmasında yine gülümseyip duruyordu.<br />
<br />
Biraz sonra grubun artık kendi başına takıldığı anlarda can gitmemiş onun yanın da durmuştu. Deniz yerinde müziğin ritmine uygun sallanıyordu. Can kulağına “Gökçe’ye baksana…” dediğinde kafasını çevirip ona bakmıştı. Arkadaşı delicesine dans ediyordu. Deniz onun haline gülerken ilerde kendisine dik dik bakan adamı gördü. Anında şimşek çaktı ve gözlerini kısıp iyice emin olmak istercesine uzun baktı.<br />
Evet, oydu Aral Vural. Adam gülümseyip başıyla selam verdi. Deniz de gülümseyip selamı kabul etti.<br />
<br />
Ama bilmediği bir şey vardı. O da Aral Vural’ın nedeni bilinmeyen siniri yatıştırmak için kendisine güldüğü idi.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff00ff;"><span style="color: #000000;">Sırayı sevgili</span> <span style="font-style: italic;"><span style="font-size: x-large;">Goddess of folly</span></span> <span style="color: #000000;">arkadaşımıza veriyorum.</span><br />
<span style="color: #000000;">Ve Siparişim;</span> "<span style="font-style: italic;"><span style="font-size: x-large;"><span style="text-decoration: underline;">Aral, Deniz’in üstüne yanlışlıkla içki döksün.</span></span></span>" </span></span></span><img class="postimage" src="images/gulucukler/girl_pinkglassesf.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Girl_pinkglassesf" title="Girl_pinkglassesf" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seviyorum Seni.....]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/seviyorum-seni.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:42:34 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/seviyorum-seni.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"> <div class="am_embed"><object width="560" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/PEFDK2_fd2Q&amp;fs=1" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.youtube.com/v/PEFDK2_fd2Q&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="350"></embed></object></div>
<br />
<img class="postimage" src="http://img225.imageshack.us/img225/6125/normalsarahandben01byac.jpg" border="0" alt="[Resim: normalsarahandben01byac.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<br />
Seviyordu genç kız… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Seviyordu genç adam…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Birbirin delicesine aşık bir çiftti onlar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir gün karar verdiler artık ailelerine açılmaya ,aşklarının<br />
büyüklüğünü anlatmaya….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama her iki tarafta kabul etmedi durumu.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Karşı geldiler gençlere...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız üzgün…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam üzgün…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sonunda kaçmaya karar verdiler her şeyi arkalarında<br />
bırakarak…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İki baldırı çıplaktı onlar artık zorlu yaşamda…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam bıraktı çok sevdiği okulunu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir yıl kalmıştı<br />
mezun olmasına… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Olsun varsın! Sevdiği yanında olsunda mühendis olmasa da<br />
olurdu…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kızda o çok sevdiği öğretmenlik mesleğini yapacaktı bir<br />
yıl sonra… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama kader… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ya sevdiği?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ya okulu? <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
O sevdiğim dedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevdiği hayır sen okuyacaksın dedi! <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Gece gündüz her işte çalıştı genç adam…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yeri geldi kuru ekmek soğan yediler…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yeri geldi aç kaldılar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama mutluydular birlikte…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kimseleri yoktu artık hayatta onların.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yalnız ama aşıktılar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir gün genç adam fenalaştı işyerinde…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hastaneye kaldırdılar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız haberi duyar duymaz aldı soluğu sevdiğinin yanında…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Perişan… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bitap…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok geçmeden doktor geldi yanına yakını mısınız diye sordu?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız evet eşiyim dedi!<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Doktor çok üzüldü bu gencecik filize ama kaderinde önüne<br />
geçilemiyordu işte…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok üzgünüm dedi doktor eşiniz kan kanseri. Bir hafta<br />
bilemediniz bir ay yaşar… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam da duydu bu esna da doktorun sözlerini…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yıkıldı genç kız... <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mahvoldu…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama sevdiği için güçlü olmalıydı. Sildi gözünün yaşını<br />
topladı kendini<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Dayan yüreğim dedi buna da dayan dedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Eşini hastaneden çıkarıp eve getirdi genç kız. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Son günlerini iyi geçirsin istiyordu ama nasıl? <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Neyle?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kırdı gururunun kalın zincirlerini gitti sevdiğinin<br />
ailesine…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Onlar zaten bekliyorlardı genç kızı. Her şeyi anlatılar tüm<br />
çıplaklığıyla.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir sıradan kan testi sonucu öğrendiklerini ve hastalığın son<br />
evresine yakın olduğu için oğullarına söylemediklerini ve onlara bu yüzden<br />
karşı çıktıklarını bir bir anlattılar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Onlar anlattı genç kız ağladı… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız ağladı onlar ağladı….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Beklenen yardım yapıldı.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yine de mutluydu genç kız. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevdiğinin son günleri iyi geçecekti…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
En sevdiği yemek olan karnıyarığı yaptı genç kız.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam sorgulamadı nereden geldiğini yiyeceklerin.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kızda söylemedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok değil bir hafta sürdü mutlu günleri …<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir sabah ansızın o her gece sıkı sıkıya tuttuğu sevdiğinin<br />
elleri kayıp gitti avuçlarından…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bırakmıştı genç adam sevdiğini istemeyerekte olsa...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Son görevini metanetle yerine getirdi genç kız<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ve sevdiğinin mezar taşına o çok sevdikleri şair "Nazım Hikmet"<br />
ten bir dörtlük yazdırdı….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
"<br />
<span style="font-size: xx-large;">Seviyorum seni <br />
<br />
ekmeği tuza banıp yer gibi <br />
<br />
Geceleyin ateşler içinde uyanarak <br />
<br />
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi…….</span>"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"> <div class="am_embed"><object width="560" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/PEFDK2_fd2Q&amp;fs=1" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.youtube.com/v/PEFDK2_fd2Q&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="350"></embed></object></div>
<br />
<img class="postimage" src="http://img225.imageshack.us/img225/6125/normalsarahandben01byac.jpg" border="0" alt="[Resim: normalsarahandben01byac.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<br />
Seviyordu genç kız… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Seviyordu genç adam…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Birbirin delicesine aşık bir çiftti onlar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir gün karar verdiler artık ailelerine açılmaya ,aşklarının<br />
büyüklüğünü anlatmaya….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama her iki tarafta kabul etmedi durumu.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Karşı geldiler gençlere...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız üzgün…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam üzgün…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sonunda kaçmaya karar verdiler her şeyi arkalarında<br />
bırakarak…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İki baldırı çıplaktı onlar artık zorlu yaşamda…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam bıraktı çok sevdiği okulunu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir yıl kalmıştı<br />
mezun olmasına… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Olsun varsın! Sevdiği yanında olsunda mühendis olmasa da<br />
olurdu…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kızda o çok sevdiği öğretmenlik mesleğini yapacaktı bir<br />
yıl sonra… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama kader… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ya sevdiği?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ya okulu? <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
O sevdiğim dedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevdiği hayır sen okuyacaksın dedi! <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Gece gündüz her işte çalıştı genç adam…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yeri geldi kuru ekmek soğan yediler…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yeri geldi aç kaldılar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama mutluydular birlikte…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kimseleri yoktu artık hayatta onların.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yalnız ama aşıktılar…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir gün genç adam fenalaştı işyerinde…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hastaneye kaldırdılar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız haberi duyar duymaz aldı soluğu sevdiğinin yanında…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Perişan… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bitap…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok geçmeden doktor geldi yanına yakını mısınız diye sordu?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız evet eşiyim dedi!<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Doktor çok üzüldü bu gencecik filize ama kaderinde önüne<br />
geçilemiyordu işte…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok üzgünüm dedi doktor eşiniz kan kanseri. Bir hafta<br />
bilemediniz bir ay yaşar… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam da duydu bu esna da doktorun sözlerini…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yıkıldı genç kız... <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mahvoldu…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ama sevdiği için güçlü olmalıydı. Sildi gözünün yaşını<br />
topladı kendini<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Dayan yüreğim dedi buna da dayan dedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Eşini hastaneden çıkarıp eve getirdi genç kız. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Son günlerini iyi geçirsin istiyordu ama nasıl? <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Neyle?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Kırdı gururunun kalın zincirlerini gitti sevdiğinin<br />
ailesine…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Onlar zaten bekliyorlardı genç kızı. Her şeyi anlatılar tüm<br />
çıplaklığıyla.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir sıradan kan testi sonucu öğrendiklerini ve hastalığın son<br />
evresine yakın olduğu için oğullarına söylemediklerini ve onlara bu yüzden<br />
karşı çıktıklarını bir bir anlattılar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Onlar anlattı genç kız ağladı… <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kız ağladı onlar ağladı….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Beklenen yardım yapıldı.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yine de mutluydu genç kız. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevdiğinin son günleri iyi geçecekti…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
En sevdiği yemek olan karnıyarığı yaptı genç kız.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç adam sorgulamadı nereden geldiğini yiyeceklerin.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Genç kızda söylemedi…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Çok değil bir hafta sürdü mutlu günleri …<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bir sabah ansızın o her gece sıkı sıkıya tuttuğu sevdiğinin<br />
elleri kayıp gitti avuçlarından…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bırakmıştı genç adam sevdiğini istemeyerekte olsa...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Son görevini metanetle yerine getirdi genç kız<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ve sevdiğinin mezar taşına o çok sevdikleri şair "Nazım Hikmet"<br />
ten bir dörtlük yazdırdı….<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
"<br />
<span style="font-size: xx-large;">Seviyorum seni <br />
<br />
ekmeği tuza banıp yer gibi <br />
<br />
Geceleyin ateşler içinde uyanarak <br />
<br />
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi…….</span>"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gezgin Tutsağı- 3.Bölüm]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/gezgin-tutsagi-3-bolum.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 09:01:54 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/gezgin-tutsagi-3-bolum.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.vefaenver.com.tr/forum/jscripts/wysiwyg_themes/default/undefined" target="_blank">bölüm 3</a><br />
<br />
claire <br />
<br />
O sırada aklıma bir fikir geldi. <br />
<br />
“bakın beni incitmeyin lütfen. bu yüzüğü istemiyorum! Onu çıkartmanın bir yolunu bulun ve alın, sizin olsun! bende size minnettar kalırım ayrıca şu hafıza meselesini halledene kadarda burada misafir kalmış olurum ki o zaman size olan minnetim ikiye katlanır” <br />
<br />
bazı meseleler vardır savaşarak değil masa başında çözülebilir ancak. ve benim meselemde böyle bir meseleydi ne yazık ki. zaten kazanamayacağım bir savaşa girmektense, bana musallat olmuş uğursuz bir yüzükten kurtulmayı ve o sırada da anlaşmayı bulmak için vakit kazanmayı tercih ederdim. <br />
<br />
dük beni şüpheyle süzdü.<br />
<br />
“şu hafıza yalanıyla nereye varmaya çalıştığını çok merak ediyorum” üst dudağında yukarıya çekilmeye benzer bir mimik oldu. tıpkı..tıpkı bir hayvanın dişlerini ortaya çıkarmak için yaptığı türden! ve kahretsin ki, kelimelerinde de hafızamı kaybetmediğime dair çok emin bir hal vardı!! ama nasıl? nasıl bu kadar emin olabilirdi? <br />
<br />
 <br />
<br />
“ama peki dediğin gibi olsun.”diye devam etti sözlerine sonra da parmağını yüzüme doğru uzattı ve “sakın arkamdan iş çevirmeye kalkışma claire çünkü gözüm hep üzerinde olacak ve saklamaya çalıştığın sırrını da, yüzüğü senden almanın yolunu da ergeç bulacağım!” <br />
<br />
sonra da, haley ile birlikte hızla odayı terk etti ve ben söylediklerini beynimde evirip çevirirken yıkıcı derecede korkunç bir gerçeğin de farkına vardım! <br />
<br />
bana ismimle hitap etmiş, ‘claire’ demişti! hatta ilk şatoya geldiğimiz andan beri beni herkese claire olarak takdim etmişti!<br />
<br />
ama nasıl?<br />
<br />
ben ona adımı bile hatırlamadığımı söylememiş miydim? <br />
<br />
yoksa o da dragon gibi zihin okuyor yada kahin gibi bazı şeyleri öncesinden mi görüyordu??? <br />
<br />
***** <br />
<br />
akşam elenora beni küçük bir odaya yerleştirmiş, çok geçmeden de İki hizmetkar sıcak su dolu bir küvet bırakmıştı odama. ben yıkanırken, Elenora da temiz bir gecelik ile, yemek için kaz eti, ekmek ve şarap getirdi. temizlenmiş olmak ve karnımın doyması ruh halime iyi gelmişti. ama belli ki aynı şey genç kız için pekte geçerli değildi. <br />
<br />
“efendim şey,yanlış anlamazsanız size bir şey sorabilirmiyim?”<br />
<br />
“elbette elenora, lütfen rahat ol. beni arkadaşın olarak görmeni istediğimi söylemiştim” bu sözlerimde gerçekten içtendim çünkü beyaz salonda benim için yaptığı iyiliği unutmamış ve ona güvenebileceğimi düşünerek ne kadar haklı olduğumu görmüştüm. <br />
<br />
“ size aşağıda majesteleri zorla …”derken sesi titremiş ve sonunu getirememişti söyleyeceklerinin. ama ben ne demek istediğini anladım. <br />
<br />
“endişelenecek bir şey yok elenora inan bana” dedim koluna dokunarak. <br />
<br />
“bakın leydim, aslında majesteleri öyle bir insan değildir. yani siz çok güzelsiniz ve belki de o….da-dayanamamıştır. tabii bu-bunu haklı bir gerekçe diye söylemiyorum!” derken hızla elini ağzına götürdü kendini susturma için. bu hareketine gülümsedim. <br />
<br />
“Dük bana hiç bir şey yapmadı elenora!onun için, için rahat olsun sadece… şey benim başım döndü ve düşmek üzereyken beni tuttu. Yani ondan o kadar yakındık…” <br />
<br />
kabul ediyorum. kötü bir yalandı ama elenora inanmak istediği şeye çok ihtiyaç duyuyor olmalıydı ki can simidi gibi sarıldı sözlerime ve ,<br />
<br />
“ah elbette başka türlü düşünmem budalacaydı zaten değil mi! onun benim için yaptıkları düşünülürse.” dedi. <br />
<br />
“ne yaptı ki?” diye sordum merakıma yenik düşerek.elenora bir süre ellerine baktı. omuzları içeri doğru bükülmüş ve birinin ona vurmasını bekliyormuş gibi ürkekti. <br />
<br />
“ o beni sokaklarda kalmaktan kurtardı bebeğimle” dedi ve duyduklarımın şokuyla asıl vurulan ben oldum.<br />
<br />
“be-bek mi?” bakışları yeniden gözlerimi bulduğunda, içleri beklediğimin aksine gözyaşları yerine sevgiyle parlıyordu. <br />
<br />
“onu görmelisiniz leydim. çok çok güzel bir kız olacak büyüdüğünde! saçları sizinkiler gibi tıpkı sarı...daha iki yaşında ama görseniz şarkı bile söylüyor!” <br />
<br />
şaşırmıştım. ne diyeceğimi bilemedim bir an. elenora’ya baktım. anne olmak için öyle gençti ki… ama sonra kendime bu yüzyılda kızların 17yaşında evlendiklerini hatırlattım. bu durumda bunun olması çokta tuhaf sayılmazdı değil mi? <br />
<br />
“kocan nerede peki?” diye sordum öldüğünü yada onu terk ettiğini duymayı bekleyerek. ama sanırım bugün elenora’nın beni şaşırtma günüydü. <br />
<br />
“o yok… yani ben..Cassie’nin babasını tanımıyorum pek. onu buraya majestelerinin konuğu olarak geldiğinde görmüştüm bir iki kere. sonra bir gün mahzenden şarap aldığım sırada karşıma çıktı ve…..” <br />
<br />
gözlerimi yumup “tamam!… elenora….tamam anladım” derken elimle susmasını işaret etim. çünkü içimde yükselen öfke beni bile korkutmuştu. ellerim yumruk olmuş ve o tecavüzcüyü nasıl öldüreceğimi düşünüyordum çünkü! <br />
<br />
“nerde şu anda o adam biliyor musun peki?” diye sordum bu gece gizlice kaleden çıkıp onu bulabilmek ümidiyle! <br />
<br />
“ben bilmiyorum. majesteleri durumu öğrendikten sonra onu benimle evlenmeye zorlamış. ama sonra bir anda ortadan kayboldu.” <br />
<br />
Sesi sonlara doğru düşmüştü. Dükün kötü birisi olduğunu düşünüyor olsam da yaptığı şeyi takdir etmiştim. adamın ortadan kaybolması evlenmeyi reddettiğini gösteriyordu ki bu durumda Dük’te onu layık olduğu yere yani ‘ölü kuşlar’ cehennemine yollamış olmalıydı herhalde. ve şimdi anlıyordum elenora’nın da odada neden hassas davrandığını. belli ki aynı şeyin benimde başıma geldiğini sanmıştı… gençkız bir sürelik sessizlikten sonra kendini toparlayarak konuyu değiştirdi. <br />
<br />
 <br />
<br />
“size acilen elbise diktirmeli ve iyi bir dolap hazırlamalıyız leydim. tam sezonun açılma dönemi ve balolara yemeklere katılarak, sizi tanıyan birileriyle karşılaşabilirsiniz” <br />
<br />
sezondan kastının ne olduğunu biliyordum. soylular bu dönemde sıkça balo düzenler ve yemek verirlerdi sosyalleşmek adına. güzellik ve zenginlik yarışından başka bir şeyin önemsenmediği bu topluluğa, acımalı mıyım yoksa dertsiz hayatlarına imrenmeli miyim bilemedim bir an.<br />
<br />
 “ama sizin gibi bir leydinin dük gibi bekar bir erkekle aynı çatı altında refakatçisi olmadan bulunması dedikodulara da yol açabilir! tanrı korusun! adınız kirlenecektir! gerçi dükün ne önünden ne de ardından dedikodu yapmaya kimse cesaret edemez ama yine de sizin hakkınızda en ufak bir söylenti çıksa, o bile saygınlığınızın kaybolmasına yeter …” <br />
<br />
bir süre sıkıntıyla kaşlarını çatmasını izlerken, ‘benim için önemi yok çıkacak söylentilerin’ demek istedim yeni arkadaşıma. ‘bunlar benim sorunlarımın en önemsizi..’ ama elbette yapamadım. içimdeki sırla birlikte arkadaşım dediğim kıza yalan söylemeye ve rol yapmaya devam ettim. buna mecburdum çünkü. onun için asilde olsa sıradanda olsa bu çağda namus bir kadın için her şey olmalıydı. o yüzden, benim içinde öyleymiş gibi davranmaya devam ettim. <br />
<br />
<span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;">“belki de Dük’ün kız kardeşini kaleye çağırabilirler bir süre için. Bu sayede onunla birlikte refakatçisi de geleceğine göre bir sorun da kalmaz. Sonuçta önemli olan bu çatı altında size göz kulak olabilecek vasıfta başka bir kadının daha bulunmuş olması değil mi? hem madam mathilda sosyetede saygınlık kazanmış bir dul. aslında bir fransızdır ama uzun yıllar önce bir ingiliz lordu ile evlenerek, kendisini aristokrat kesime kabul ettirmeyi başarmış. Eşinin vefatından beride yani beş yıldırda dük’ün kız kardeşi olan düşes’in yanında kalıyor. Dük onu çok sever ve sayar. o yüzdende size yararı dokunacağına eminim.evet evet ! en doğrusu bu olacak. majesteleri de bunu yerinde bulacaktır eminim. babama söyleyeyim de bu konuyu açsın. malum erkeklerin böyle şeyleri kendi başlarına akıl etmeleri pek mümkün olmuyor. Ne yazık majestelerinin ailesinden hiç kimsenin kalmamış olması… belki ailede büyük bir kadın olsaydı onu razı edebilirdi evlenmeye…” </span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
belli ki elenora birisinin yanında rahatladıkça bu rahatlık çenesine vuruyordu. ama benim için böylesi daha iyi diye düşündüm. çünkü bu sayede ona sorular sormama gerek kalmadan bir çok konuda bana bilgi vermiş oluyordu. konuşmasının sonlarına doğru ise bir şey dikkatimi çekti. Dük’ten bahsederken gözlerinde beliren parıltı! o kadar barizdi ki, düke aşık olup olmadığından şüphelendim açıkçası ve, <br />
<br />
“sence evlenebileceği uygun bir aday var mı?” diye sordum bu yüzden de açık vereceğini umarak. <br />
<br />
“ah şey… bu zamana kadar yoktu ama…bilmem… belki siz geldikten sonra” derken heyecanla elimi sıktı ve o an kafasında ne olduğunu anladım! <br />
<br />
“oh” dedim gözlerimi kaçırırken. ben onun ağzından laf alayım derken o benim dükte gözüm olduğunu sanmıştı! tanrı korusun! düşüncesi bile korkutucu.<br />
<br />
“dük ile aramızda düşündüğün tarzda bir şey olmasına imkan yok elenora” dedim bu konuda kafasındakilere biran önce atması için. <br />
<br />
“ama neden? Onu yakışıklı bulmadınız mı yoksa!” <br />
<br />
“ah hayır. Yani evet . yani dediğim şeyin bununla bir ilgisi yok demek istiyorum!” <br />
<br />
off konuştukça daha da çok batıyordum! ‘başkasını seviyorum’ demek istedim bir an. ama hafızamı kaybettiğim içinde şüphe çekerdi bu cevabım. gerçek şu ki elenoraya daha fazla yalan söylemekte istemiyordum artık. çünkü yalanlar her zaman bir diğerini doğuruyorlar ve birsüre sonra da insanın ayağına dolanıyorlardı. bana beklentiyle bakan elenoraya baktım. ona kendimden söz etmeyi çok isterdim. olanlardan bahsetmeyi. shine ve sherry’den sonra kendimi çok yalnız hissediyordum. ikiside en yakın arkadaşımdı. ama elenora onlar gibi değildi. olamazdı. hayatında hiç doğaüstü şeylerle karşılaşmamış, yaşadığı sıradan hayatın dışına hiç çıkmamıştı. ona ne diyecektim ki? muhtemelen bir ucube olduğum için benden korkar ve arkasına bile bakmadan kaçardı. <br />
<br />
Bu yüzden Bende doğruya en yakın bahaneyi kullanmak zorunda kaldım ve “zaten dükün benden hoşlanmadığına da eminim. Bazen bakışları çok ürkütücü oluyor! O yüzden lütfen bu bahsi kapatalım artık!” dedim. <br />
<br />
ama elenora pek kapatacak gibi görünmüyordu çünkü cevabıma &lt;gülünecek ne varsa?&gt;kıkırdayarak güldü ve beni merakım ve şaşkınlığımla bırakarak hiçbir şey söylemeden, odadan iyi geceler dileyerek çıktı. <br />
<br />
 <br />
<br />
yatağıma uzandıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım. Dük gözünün sürekli üzerimde olacağını söylediğine göre, keşif yapmak için onun evden ayrıldığı bir zamanı kollayacaktım ama bundan çok daha önemli bir sorunum vardı aslında. o da aramaya nereden başlayacağımı ve deep anlaşmasının hala dükte olup olmadığını bilmememdi maalesef. gözlerim yorgunlukla kapanırken iyi bir plan için yarın sabahı beklemeye karar verdim. <br />
<br />
gözlerim dalmaya başladığında gözümün önüne dragon geldi ve o zamana kadar aklıma gelmemiş olan şey ansızın beliriverdi zihnimde! panikle yatakta doğruldum. <br />
<br />
Elk ormanı ile dünyada aynı zaman dilimi yaşandığına göre ben şu anda 20 yıl ileriye düşmüşsem, ozaman Elk ormanından ayrılmamın üzerinden de tam 20 yıl geçmiş demekti! <br />
<br />
bunu daha önce nasıl düşünememiştim! <br />
<br />
Dragon.....delirmiş olmalıydı. Benim için onsuz bir gün bile bu kadar zorken onun bensiz 20 yılı nasıl geçmişti kim bilir! Onu bırakıp gittiğimi mi düşünmüştü acaba? Beni aramış mıydı? Kahin bana ne olduğunu görmüş olabilir miydi? <br />
<br />
20yıl…. Dragon geçen onca yılda beni unutmuş yada benden vazgeçmiş olabilir miydi?<br />
<br />
 <br />
<br />
 Unutulmuş olma ihtimali bile göz yaşlarına sebep oldu. Hayatımda ilk defa bir erkeğe karşı böylesi güçlü hisler besliyordum. ve evet, itiraf ediyorum. Ona aşık olmuştum. ama aşkın bu kadar can yakıcı bir şey olduğunu bilseydim kesinlikle ondan uzak durmayı seçerdim daha en baştan! ailemin ölümünden sonra ilk defa çaresizlik yüreğime kor bir ateş gibi düştü. içinde bulunduğum bu durumu ve yapayalnız olduğum gerçeğini daha yeni yeni idrak ederken, gözyaşlarına tutulmamak için kendimi zor zapdettim. <br />
<br />
Ağlamayacaktım! benim hayatım bu değil miydi zaten?asla bir ailem ve bir geleceğim olmayacağını bilmiyor muydum sanki! Gezgin grubuna ilk katıldığım andan beri varlığımı insanlığın kurtuluşuna adamıştım. Ve benim için artık kişisel beklentilere yer yoktu hayatta! … <br />
<br />
 <br />
<br />
Kalbimde ince bir sızıyla yatağa uzanırken, yeniden yüzükteki kürede dolaştırdım parmaklarımı. Nasıl olduğunu bilmesem de dragondan ayrı düşmemin sebebi bu yüzüktü bence. <br />
<br />
Dük…… deep anlaşması……yüzük……e-ron ırkı dördü arasında bir bağ vardı kesin ama ne olduğunu acaba bulabilecek miydim? <br />
<br />
 <br />
<br />
derken yeni birşey daha hatırıma geldi ve bu şokla kalbim yeniden hızlandı. bu yüzüğü daha önce de görmüştüm çünkü! <br />
<br />
Aptal kafam daha ilk gördüğüm anda neden aklıma gelmemişti ki sanki! bir rüyada görmüştüm onu. Elk ormanındaki ilk gecemde. Karanlık lord ve dragon karşı karşıyaydı ve yüzük karanlık lordun elinde, dragonun enerjisini emiyordu! Sonrasında gücü dragonu öldürmüştü ve ben de uyanmıştım. sadece bir kabus olduğunu düşünmüştüm açıkçası bu rüyanın ve bir daha da hiç aklıma gelmemişti . zaten düşünüyorum da, karanlık lord’la karşılaştığımda da elinde bu yüzüğü gördüğümü sanmıyordum. Aptal bir rüyada gördüğüm aptal bir yüzüktü sadece işte…..ama peki şimdi nasıl oluyor da, karşımda hatta parmağımda duruyordu! <br />
<br />
Tekrar çıkartmaya denedim parmağımdan. ama olmadı. “lanetli! Baş belası!” diye bağırdım yüzüğe doğru. Acaba bu belayı hak etmek için tanrıya ne yapmıştım? … <br />
<br />
 <br />
<br />
şamdandan yükselen mum ışığında uykunun o huzur dolu kollarına kendimi bıraktım ne sonra. çarşafların serinliği içinde tatlı bir rüyaya daldım. annemi ve babamı gördüğüm güzel bir rüyaydı. uzun zamandır rüyalarıma gelmemişlerdi. küçüktüm ve örgülü saçlarımı okşuyordu babam. annem arkamdan sarılıp yanağıma bir öpücük konduruyordu ve ikisi birden sarılıyordu bana. derken ansızın uyandırıldım! <br />
<br />
 <br />
<br />
ama etrafta kimseciler yoktu ve ben ayaktaydım. sonra nasıl olduysa yeni bir rüyaya geçtiğimi fark ettim zaten. yani uyanmamıştım da aslında! sadece Tuhaf bir rüyaydı gördüklerim sadece. yatakta yatan bedenime bakıyordum bu sefer. Bugün dükle yaşadığımız o tuhaf ruh değişimi deneyimi yüzünden bilinçaltım sapıtmaya başlıyor herhalde diye düşündüm. <br />
<br />
odadan çıkarak karanlık koridor boyunca ilerledim Ve merdivenlerden inerek birkaç şamdanın aydınlattığı holde büyük bir kapının altından ışık sızdığını gördüm. Tuhaf bir rüyaydı çünkü kapıyı açmak için davranınca, elim boşluğu yakalamış ve dengemi kaybedip bir anda içeri düşüvermiştim….. <br />
<br />
tıpkı bir hayalet gibi kapının içinden öylece geçivermiştim! toparlanarak ayağa kalkarken bir yandan da odayı inceliyordum. burası gerçektende büyük ve etkileyici bir kütüphaneydi. iki katlıydı ve üst kattaki asma kata, ahşap bir merdivenlerle çıkılıyordu. uzayıp giden raflarda ise sayısız kitap vardı. bizim zamanımızda dijital bilgiye alışık olduğumuz için bende yabancı bir heyecan duygusuna sebep olmuştu bu görüntü. okumayı severdim ve Kahininde kitaplığında karşılaştığım o kalın ciltli kitaplardan sonra dahada çok sevmiştim bir kitaba dokunmayı ve kokusunu içime çekerek okumayı. ama buradaki eserlerin büyüklüğüne ve ciltlerin güzelliğine baktıkça içimdeki özlem ve arzu daha da büyüdü! keşke hepsini alıp okuyabilecek kadar vakite ve lükse sahip olabilseydim…. <br />
<br />
 <br />
<br />
derken yan taraftaki karanlık bölgede bir kıpırtı fark ettim ve haley’in orada olduğunu görünce şaşkınlıkla yeniden kapıya tutunayım derken, içinden geçip dışarı devriliverdim. ağırlığım yoktu. tabii gürültüde çıkartmamıştım. eh doğru ya rüyaydı bütün bunlar! neden yakalanmışım gibi bu kadar paniklemiştim ki sanki? <br />
<br />
kendime gülerken toparlanıp yeniden kafamı usulca içeri soktum ve haley’i izlemeye koyuldum.varlığımdan habersiz bir halde, açık duran bir kasanın içindeki bazı kağıtları karıştırıyordu!Bir kasa! Bunu daha önce nasıl düşünememiştim ki! Eskiden insanlar değerli eşyalarını kasalarda saklardı! Ve belki de deep anlaşması da böyle bir kasanın içinde saklıydı! içgüdüsel bir dikkatle usulca arkasından yaklaştım haley’in. Şimdi, elinde küçük bir kadife kutu tutuyordu. sonra bir şeyler mırıldanmaya başladı. ama o kadar yavaştı ki duymak için iyice yanaşmak zorunda kaldım. <br />
<br />
“enlik tafuk ,safir yahlum” <br />
<br />
bu mısraları tekrarlarken, ön kuşağından bir iksir şişesi çıkarttı ve içinde ne olduğunu göremediğim kutunun içine birkaç damlasını akıttı dikkatlice. iki elinde de deri eldivenler vardı. merakıma yenik düşerek, Kutunun içindekini görmek için parmak uçlarımda yükseldim ve haley’in aniden arkasını dönüp bana şaşkın ve öfkeli gözlerle bakmasından saniyeler önce, kutuda bir madalyon olduğunu zar zor fark edebildim. tabii rüyada da olsa haley’in bana vurabildiğini de!. <br />
<br />
 <br />
<br />
ama yumruğu bedenimin içinden geçip gitti neyseki. öyle tuhaftı ki rüyada olmama rağmen hissettiğim panik ve şaşkınlık yüzünden nefesim kesilmişti. koşar adımlarla kütüphaneden çıkıp merdivenlere yöneldim. ve haley’in arkamdan gelip gelmediğini kontrol ettim. hayır yoktu. şu kabusa dönüşen lanet rüyadan uyanmayı dileyerek odamın kapısından içeri girdim ve o anda odada birinin beni beklediğini farkettim! İrkildim. penceremin önünde birisi vardı…. <br />
<br />
bir erkek. <br />
<br />
 <br />
<br />
ama mumlar söndüğü için, ay ışığı yüzünü görmemde yetersiz kalıyordu. başka birisi olsaydı onu haley’ sanabilirdim kesin ama …hayır o değildi! çünkü hangi koşullar altında olursa olsun, Kevin’i nerde görsem tanırdım! <br />
<br />
 <br />
<br />
kalbimde bir tekleme oldu. ‘bu bir rüya Claire’ diyerek hatırlattım kendime. Güvendeydim ve hatta buda bilinç altımın bir oyunuydu sadece! Kim bilir, belki de onu düşündüğümden daha da fazla özlemiştim ve görmem de bu yüzdendi! derin bir nefes alarak, karanlık siluete doğru yürüdüm. yaklaştıkça önce saçları renk kazandı Kevin’in. toprak rengiydi yine ve kulaklarına kadar hafif dalgalar halinde başının etrafında dalgalanıyorlardı. teni artık açık mavi değilde buğday rengindeydi ama üzerindekiler değişmemişti hiç… tıpkı onu en son gördüğümdeki hali gibiydi ve o ana dair hatırladıklarım içimi dağladı çünkü onu En son gördüğümde, göğsünden büyük bir yara almış ve kollarımda can vermişti! <br />
<br />
 <br />
<br />
ama neyse ki şu anda göğsündeki o kötü yaradan bir iz yoktu. gözümden yaşlar geldiğini ne sonra fark ettim. insan rüyasında ağlayabilir miydi? kevinin hep hayallerimde yaşattığım gibi olan çekici gülümseyişi, ağladığımı görünce durdu. Kevin…. bu yabancı yerde gördüğüm tek dost yüz, bana parmaklarını uzattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
bense büyük bir özlemle ona sarılmak için boynuna atıldım düşünmeden ve o anda yatağımdan nefes nefese doğrularak uyandım. Odada yalnızdım ama tıpkı rüyamdaki gibi şamdandaki mumlar bitmiş ve oda karanlığa gömülmüştü. <br />
<br />
 <br />
<br />
Kevini gördüğüm boş pencere kenarına diktim gözlerimi ve belirsiz dakikalar boyunca onu gördüğüm haliyle hayal etmeye devam ettim. En son vedalaşmamızda onu ölüme uğurlamıştım. Kollarımda vermişti son nefesini. Dragon’un askerlerinden biriydi ve tıpkı onun gibi bir güneş perisiydi. Bana aşıktı. Ölümünden ise, bir şekilde de olsa ben sorumluydum! ama bana daha da acı veren asıl şey, ölürken benden istediği son dileği olmuştu.<br />
<br />
 “eğer sende beni seviyorsan kainatın en mutlu erkeği olarak öleceğim” demişti çünkü. <br />
<br />
Onu seviyordum elbette, ama bir arkadaş olaraktı hislerim. yinede isteğini kıramamış ve onu sevdiğimi söylemiştim dayanamayarak. halbuki o anda da, evvelinde de tek sevdiğim erkek dragon olmuştu. ama kevin’in, beni dragondan korumak için can verdiği düşünülürse, ona gerçekler konusunda yalan söylememin mazur görülecek bir davranış olacağını düşünüyordum hala da. ne de olsa, sevdiğim adamın başkası olduğunu söylemek,&lt; helede onun katili olan kişi olduğunu söylemek&gt; hazmı kolay bir gerçek değildi! <br />
<br />
 <br />
<br />
ben düşünce denizinde kaybolmuşken bir anda camda bir tıkırtı duydum ve korkuyla yutkunarak yavaş adımlarla pencereye bakmak için kalktım. Odam, şatonun arka tarafında kalan ağaçlık alana bakıyordu ve kimsenin giremeyeceği kadarda yüksekteydim. Ses aşağılardan gelmiş olmalıydı. <br />
<br />
 <br />
<br />
etrafı dikenli tellerle çevrilmiş olan şato duvarlarında yanan meşaleler, az da olsa görüş açısı sağlıyordu bakınmak için. pencereden iyice sarkıp, bir şeyler görmeye çabaladım ama görünürde hiçbirşey bulamadım. derken, çalıların arasındaki bir karaltı çekti dikkatimi. bir hayvan? bir insan? emin olamadan ağaçların arasında kayboldu.. <br />
<br />
 <br />
<br />
derken saniyeler içinde burnumun dibinde bir adam bittti! boşlukta öylece sallanan bir ruha benziyordu! yağlı saçları ve kırmızı burnuyla, paniklemiş bir halde ses çıkartmaya, sanki bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi ama sesi yoktu. o kadar korkmuştum ki aklıma tek gelen şey çığlık atmak oldu ve adamda hızla kollarıma tutundu. <br />
<br />
beni pencereden aşağıya çektiğini hissettiğimde yatağımdan &lt;yeniden!&gt;nefes nefese ve ter içinde uyandım. <br />
<br />
ve uyandığımda hatırımda kalan son şey, adamın boynunda gördüğüm bir çift ısırık izi oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.vefaenver.com.tr/forum/jscripts/wysiwyg_themes/default/undefined" target="_blank">bölüm 3</a><br />
<br />
claire <br />
<br />
O sırada aklıma bir fikir geldi. <br />
<br />
“bakın beni incitmeyin lütfen. bu yüzüğü istemiyorum! Onu çıkartmanın bir yolunu bulun ve alın, sizin olsun! bende size minnettar kalırım ayrıca şu hafıza meselesini halledene kadarda burada misafir kalmış olurum ki o zaman size olan minnetim ikiye katlanır” <br />
<br />
bazı meseleler vardır savaşarak değil masa başında çözülebilir ancak. ve benim meselemde böyle bir meseleydi ne yazık ki. zaten kazanamayacağım bir savaşa girmektense, bana musallat olmuş uğursuz bir yüzükten kurtulmayı ve o sırada da anlaşmayı bulmak için vakit kazanmayı tercih ederdim. <br />
<br />
dük beni şüpheyle süzdü.<br />
<br />
“şu hafıza yalanıyla nereye varmaya çalıştığını çok merak ediyorum” üst dudağında yukarıya çekilmeye benzer bir mimik oldu. tıpkı..tıpkı bir hayvanın dişlerini ortaya çıkarmak için yaptığı türden! ve kahretsin ki, kelimelerinde de hafızamı kaybetmediğime dair çok emin bir hal vardı!! ama nasıl? nasıl bu kadar emin olabilirdi? <br />
<br />
 <br />
<br />
“ama peki dediğin gibi olsun.”diye devam etti sözlerine sonra da parmağını yüzüme doğru uzattı ve “sakın arkamdan iş çevirmeye kalkışma claire çünkü gözüm hep üzerinde olacak ve saklamaya çalıştığın sırrını da, yüzüğü senden almanın yolunu da ergeç bulacağım!” <br />
<br />
sonra da, haley ile birlikte hızla odayı terk etti ve ben söylediklerini beynimde evirip çevirirken yıkıcı derecede korkunç bir gerçeğin de farkına vardım! <br />
<br />
bana ismimle hitap etmiş, ‘claire’ demişti! hatta ilk şatoya geldiğimiz andan beri beni herkese claire olarak takdim etmişti!<br />
<br />
ama nasıl?<br />
<br />
ben ona adımı bile hatırlamadığımı söylememiş miydim? <br />
<br />
yoksa o da dragon gibi zihin okuyor yada kahin gibi bazı şeyleri öncesinden mi görüyordu??? <br />
<br />
***** <br />
<br />
akşam elenora beni küçük bir odaya yerleştirmiş, çok geçmeden de İki hizmetkar sıcak su dolu bir küvet bırakmıştı odama. ben yıkanırken, Elenora da temiz bir gecelik ile, yemek için kaz eti, ekmek ve şarap getirdi. temizlenmiş olmak ve karnımın doyması ruh halime iyi gelmişti. ama belli ki aynı şey genç kız için pekte geçerli değildi. <br />
<br />
“efendim şey,yanlış anlamazsanız size bir şey sorabilirmiyim?”<br />
<br />
“elbette elenora, lütfen rahat ol. beni arkadaşın olarak görmeni istediğimi söylemiştim” bu sözlerimde gerçekten içtendim çünkü beyaz salonda benim için yaptığı iyiliği unutmamış ve ona güvenebileceğimi düşünerek ne kadar haklı olduğumu görmüştüm. <br />
<br />
“ size aşağıda majesteleri zorla …”derken sesi titremiş ve sonunu getirememişti söyleyeceklerinin. ama ben ne demek istediğini anladım. <br />
<br />
“endişelenecek bir şey yok elenora inan bana” dedim koluna dokunarak. <br />
<br />
“bakın leydim, aslında majesteleri öyle bir insan değildir. yani siz çok güzelsiniz ve belki de o….da-dayanamamıştır. tabii bu-bunu haklı bir gerekçe diye söylemiyorum!” derken hızla elini ağzına götürdü kendini susturma için. bu hareketine gülümsedim. <br />
<br />
“Dük bana hiç bir şey yapmadı elenora!onun için, için rahat olsun sadece… şey benim başım döndü ve düşmek üzereyken beni tuttu. Yani ondan o kadar yakındık…” <br />
<br />
kabul ediyorum. kötü bir yalandı ama elenora inanmak istediği şeye çok ihtiyaç duyuyor olmalıydı ki can simidi gibi sarıldı sözlerime ve ,<br />
<br />
“ah elbette başka türlü düşünmem budalacaydı zaten değil mi! onun benim için yaptıkları düşünülürse.” dedi. <br />
<br />
“ne yaptı ki?” diye sordum merakıma yenik düşerek.elenora bir süre ellerine baktı. omuzları içeri doğru bükülmüş ve birinin ona vurmasını bekliyormuş gibi ürkekti. <br />
<br />
“ o beni sokaklarda kalmaktan kurtardı bebeğimle” dedi ve duyduklarımın şokuyla asıl vurulan ben oldum.<br />
<br />
“be-bek mi?” bakışları yeniden gözlerimi bulduğunda, içleri beklediğimin aksine gözyaşları yerine sevgiyle parlıyordu. <br />
<br />
“onu görmelisiniz leydim. çok çok güzel bir kız olacak büyüdüğünde! saçları sizinkiler gibi tıpkı sarı...daha iki yaşında ama görseniz şarkı bile söylüyor!” <br />
<br />
şaşırmıştım. ne diyeceğimi bilemedim bir an. elenora’ya baktım. anne olmak için öyle gençti ki… ama sonra kendime bu yüzyılda kızların 17yaşında evlendiklerini hatırlattım. bu durumda bunun olması çokta tuhaf sayılmazdı değil mi? <br />
<br />
“kocan nerede peki?” diye sordum öldüğünü yada onu terk ettiğini duymayı bekleyerek. ama sanırım bugün elenora’nın beni şaşırtma günüydü. <br />
<br />
“o yok… yani ben..Cassie’nin babasını tanımıyorum pek. onu buraya majestelerinin konuğu olarak geldiğinde görmüştüm bir iki kere. sonra bir gün mahzenden şarap aldığım sırada karşıma çıktı ve…..” <br />
<br />
gözlerimi yumup “tamam!… elenora….tamam anladım” derken elimle susmasını işaret etim. çünkü içimde yükselen öfke beni bile korkutmuştu. ellerim yumruk olmuş ve o tecavüzcüyü nasıl öldüreceğimi düşünüyordum çünkü! <br />
<br />
“nerde şu anda o adam biliyor musun peki?” diye sordum bu gece gizlice kaleden çıkıp onu bulabilmek ümidiyle! <br />
<br />
“ben bilmiyorum. majesteleri durumu öğrendikten sonra onu benimle evlenmeye zorlamış. ama sonra bir anda ortadan kayboldu.” <br />
<br />
Sesi sonlara doğru düşmüştü. Dükün kötü birisi olduğunu düşünüyor olsam da yaptığı şeyi takdir etmiştim. adamın ortadan kaybolması evlenmeyi reddettiğini gösteriyordu ki bu durumda Dük’te onu layık olduğu yere yani ‘ölü kuşlar’ cehennemine yollamış olmalıydı herhalde. ve şimdi anlıyordum elenora’nın da odada neden hassas davrandığını. belli ki aynı şeyin benimde başıma geldiğini sanmıştı… gençkız bir sürelik sessizlikten sonra kendini toparlayarak konuyu değiştirdi. <br />
<br />
 <br />
<br />
“size acilen elbise diktirmeli ve iyi bir dolap hazırlamalıyız leydim. tam sezonun açılma dönemi ve balolara yemeklere katılarak, sizi tanıyan birileriyle karşılaşabilirsiniz” <br />
<br />
sezondan kastının ne olduğunu biliyordum. soylular bu dönemde sıkça balo düzenler ve yemek verirlerdi sosyalleşmek adına. güzellik ve zenginlik yarışından başka bir şeyin önemsenmediği bu topluluğa, acımalı mıyım yoksa dertsiz hayatlarına imrenmeli miyim bilemedim bir an.<br />
<br />
 “ama sizin gibi bir leydinin dük gibi bekar bir erkekle aynı çatı altında refakatçisi olmadan bulunması dedikodulara da yol açabilir! tanrı korusun! adınız kirlenecektir! gerçi dükün ne önünden ne de ardından dedikodu yapmaya kimse cesaret edemez ama yine de sizin hakkınızda en ufak bir söylenti çıksa, o bile saygınlığınızın kaybolmasına yeter …” <br />
<br />
bir süre sıkıntıyla kaşlarını çatmasını izlerken, ‘benim için önemi yok çıkacak söylentilerin’ demek istedim yeni arkadaşıma. ‘bunlar benim sorunlarımın en önemsizi..’ ama elbette yapamadım. içimdeki sırla birlikte arkadaşım dediğim kıza yalan söylemeye ve rol yapmaya devam ettim. buna mecburdum çünkü. onun için asilde olsa sıradanda olsa bu çağda namus bir kadın için her şey olmalıydı. o yüzden, benim içinde öyleymiş gibi davranmaya devam ettim. <br />
<br />
<span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;">“belki de Dük’ün kız kardeşini kaleye çağırabilirler bir süre için. Bu sayede onunla birlikte refakatçisi de geleceğine göre bir sorun da kalmaz. Sonuçta önemli olan bu çatı altında size göz kulak olabilecek vasıfta başka bir kadının daha bulunmuş olması değil mi? hem madam mathilda sosyetede saygınlık kazanmış bir dul. aslında bir fransızdır ama uzun yıllar önce bir ingiliz lordu ile evlenerek, kendisini aristokrat kesime kabul ettirmeyi başarmış. Eşinin vefatından beride yani beş yıldırda dük’ün kız kardeşi olan düşes’in yanında kalıyor. Dük onu çok sever ve sayar. o yüzdende size yararı dokunacağına eminim.evet evet ! en doğrusu bu olacak. majesteleri de bunu yerinde bulacaktır eminim. babama söyleyeyim de bu konuyu açsın. malum erkeklerin böyle şeyleri kendi başlarına akıl etmeleri pek mümkün olmuyor. Ne yazık majestelerinin ailesinden hiç kimsenin kalmamış olması… belki ailede büyük bir kadın olsaydı onu razı edebilirdi evlenmeye…” </span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
belli ki elenora birisinin yanında rahatladıkça bu rahatlık çenesine vuruyordu. ama benim için böylesi daha iyi diye düşündüm. çünkü bu sayede ona sorular sormama gerek kalmadan bir çok konuda bana bilgi vermiş oluyordu. konuşmasının sonlarına doğru ise bir şey dikkatimi çekti. Dük’ten bahsederken gözlerinde beliren parıltı! o kadar barizdi ki, düke aşık olup olmadığından şüphelendim açıkçası ve, <br />
<br />
“sence evlenebileceği uygun bir aday var mı?” diye sordum bu yüzden de açık vereceğini umarak. <br />
<br />
“ah şey… bu zamana kadar yoktu ama…bilmem… belki siz geldikten sonra” derken heyecanla elimi sıktı ve o an kafasında ne olduğunu anladım! <br />
<br />
“oh” dedim gözlerimi kaçırırken. ben onun ağzından laf alayım derken o benim dükte gözüm olduğunu sanmıştı! tanrı korusun! düşüncesi bile korkutucu.<br />
<br />
“dük ile aramızda düşündüğün tarzda bir şey olmasına imkan yok elenora” dedim bu konuda kafasındakilere biran önce atması için. <br />
<br />
“ama neden? Onu yakışıklı bulmadınız mı yoksa!” <br />
<br />
“ah hayır. Yani evet . yani dediğim şeyin bununla bir ilgisi yok demek istiyorum!” <br />
<br />
off konuştukça daha da çok batıyordum! ‘başkasını seviyorum’ demek istedim bir an. ama hafızamı kaybettiğim içinde şüphe çekerdi bu cevabım. gerçek şu ki elenoraya daha fazla yalan söylemekte istemiyordum artık. çünkü yalanlar her zaman bir diğerini doğuruyorlar ve birsüre sonra da insanın ayağına dolanıyorlardı. bana beklentiyle bakan elenoraya baktım. ona kendimden söz etmeyi çok isterdim. olanlardan bahsetmeyi. shine ve sherry’den sonra kendimi çok yalnız hissediyordum. ikiside en yakın arkadaşımdı. ama elenora onlar gibi değildi. olamazdı. hayatında hiç doğaüstü şeylerle karşılaşmamış, yaşadığı sıradan hayatın dışına hiç çıkmamıştı. ona ne diyecektim ki? muhtemelen bir ucube olduğum için benden korkar ve arkasına bile bakmadan kaçardı. <br />
<br />
Bu yüzden Bende doğruya en yakın bahaneyi kullanmak zorunda kaldım ve “zaten dükün benden hoşlanmadığına da eminim. Bazen bakışları çok ürkütücü oluyor! O yüzden lütfen bu bahsi kapatalım artık!” dedim. <br />
<br />
ama elenora pek kapatacak gibi görünmüyordu çünkü cevabıma &lt;gülünecek ne varsa?&gt;kıkırdayarak güldü ve beni merakım ve şaşkınlığımla bırakarak hiçbir şey söylemeden, odadan iyi geceler dileyerek çıktı. <br />
<br />
 <br />
<br />
yatağıma uzandıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım. Dük gözünün sürekli üzerimde olacağını söylediğine göre, keşif yapmak için onun evden ayrıldığı bir zamanı kollayacaktım ama bundan çok daha önemli bir sorunum vardı aslında. o da aramaya nereden başlayacağımı ve deep anlaşmasının hala dükte olup olmadığını bilmememdi maalesef. gözlerim yorgunlukla kapanırken iyi bir plan için yarın sabahı beklemeye karar verdim. <br />
<br />
gözlerim dalmaya başladığında gözümün önüne dragon geldi ve o zamana kadar aklıma gelmemiş olan şey ansızın beliriverdi zihnimde! panikle yatakta doğruldum. <br />
<br />
Elk ormanı ile dünyada aynı zaman dilimi yaşandığına göre ben şu anda 20 yıl ileriye düşmüşsem, ozaman Elk ormanından ayrılmamın üzerinden de tam 20 yıl geçmiş demekti! <br />
<br />
bunu daha önce nasıl düşünememiştim! <br />
<br />
Dragon.....delirmiş olmalıydı. Benim için onsuz bir gün bile bu kadar zorken onun bensiz 20 yılı nasıl geçmişti kim bilir! Onu bırakıp gittiğimi mi düşünmüştü acaba? Beni aramış mıydı? Kahin bana ne olduğunu görmüş olabilir miydi? <br />
<br />
20yıl…. Dragon geçen onca yılda beni unutmuş yada benden vazgeçmiş olabilir miydi?<br />
<br />
 <br />
<br />
 Unutulmuş olma ihtimali bile göz yaşlarına sebep oldu. Hayatımda ilk defa bir erkeğe karşı böylesi güçlü hisler besliyordum. ve evet, itiraf ediyorum. Ona aşık olmuştum. ama aşkın bu kadar can yakıcı bir şey olduğunu bilseydim kesinlikle ondan uzak durmayı seçerdim daha en baştan! ailemin ölümünden sonra ilk defa çaresizlik yüreğime kor bir ateş gibi düştü. içinde bulunduğum bu durumu ve yapayalnız olduğum gerçeğini daha yeni yeni idrak ederken, gözyaşlarına tutulmamak için kendimi zor zapdettim. <br />
<br />
Ağlamayacaktım! benim hayatım bu değil miydi zaten?asla bir ailem ve bir geleceğim olmayacağını bilmiyor muydum sanki! Gezgin grubuna ilk katıldığım andan beri varlığımı insanlığın kurtuluşuna adamıştım. Ve benim için artık kişisel beklentilere yer yoktu hayatta! … <br />
<br />
 <br />
<br />
Kalbimde ince bir sızıyla yatağa uzanırken, yeniden yüzükteki kürede dolaştırdım parmaklarımı. Nasıl olduğunu bilmesem de dragondan ayrı düşmemin sebebi bu yüzüktü bence. <br />
<br />
Dük…… deep anlaşması……yüzük……e-ron ırkı dördü arasında bir bağ vardı kesin ama ne olduğunu acaba bulabilecek miydim? <br />
<br />
 <br />
<br />
derken yeni birşey daha hatırıma geldi ve bu şokla kalbim yeniden hızlandı. bu yüzüğü daha önce de görmüştüm çünkü! <br />
<br />
Aptal kafam daha ilk gördüğüm anda neden aklıma gelmemişti ki sanki! bir rüyada görmüştüm onu. Elk ormanındaki ilk gecemde. Karanlık lord ve dragon karşı karşıyaydı ve yüzük karanlık lordun elinde, dragonun enerjisini emiyordu! Sonrasında gücü dragonu öldürmüştü ve ben de uyanmıştım. sadece bir kabus olduğunu düşünmüştüm açıkçası bu rüyanın ve bir daha da hiç aklıma gelmemişti . zaten düşünüyorum da, karanlık lord’la karşılaştığımda da elinde bu yüzüğü gördüğümü sanmıyordum. Aptal bir rüyada gördüğüm aptal bir yüzüktü sadece işte…..ama peki şimdi nasıl oluyor da, karşımda hatta parmağımda duruyordu! <br />
<br />
Tekrar çıkartmaya denedim parmağımdan. ama olmadı. “lanetli! Baş belası!” diye bağırdım yüzüğe doğru. Acaba bu belayı hak etmek için tanrıya ne yapmıştım? … <br />
<br />
 <br />
<br />
şamdandan yükselen mum ışığında uykunun o huzur dolu kollarına kendimi bıraktım ne sonra. çarşafların serinliği içinde tatlı bir rüyaya daldım. annemi ve babamı gördüğüm güzel bir rüyaydı. uzun zamandır rüyalarıma gelmemişlerdi. küçüktüm ve örgülü saçlarımı okşuyordu babam. annem arkamdan sarılıp yanağıma bir öpücük konduruyordu ve ikisi birden sarılıyordu bana. derken ansızın uyandırıldım! <br />
<br />
 <br />
<br />
ama etrafta kimseciler yoktu ve ben ayaktaydım. sonra nasıl olduysa yeni bir rüyaya geçtiğimi fark ettim zaten. yani uyanmamıştım da aslında! sadece Tuhaf bir rüyaydı gördüklerim sadece. yatakta yatan bedenime bakıyordum bu sefer. Bugün dükle yaşadığımız o tuhaf ruh değişimi deneyimi yüzünden bilinçaltım sapıtmaya başlıyor herhalde diye düşündüm. <br />
<br />
odadan çıkarak karanlık koridor boyunca ilerledim Ve merdivenlerden inerek birkaç şamdanın aydınlattığı holde büyük bir kapının altından ışık sızdığını gördüm. Tuhaf bir rüyaydı çünkü kapıyı açmak için davranınca, elim boşluğu yakalamış ve dengemi kaybedip bir anda içeri düşüvermiştim….. <br />
<br />
tıpkı bir hayalet gibi kapının içinden öylece geçivermiştim! toparlanarak ayağa kalkarken bir yandan da odayı inceliyordum. burası gerçektende büyük ve etkileyici bir kütüphaneydi. iki katlıydı ve üst kattaki asma kata, ahşap bir merdivenlerle çıkılıyordu. uzayıp giden raflarda ise sayısız kitap vardı. bizim zamanımızda dijital bilgiye alışık olduğumuz için bende yabancı bir heyecan duygusuna sebep olmuştu bu görüntü. okumayı severdim ve Kahininde kitaplığında karşılaştığım o kalın ciltli kitaplardan sonra dahada çok sevmiştim bir kitaba dokunmayı ve kokusunu içime çekerek okumayı. ama buradaki eserlerin büyüklüğüne ve ciltlerin güzelliğine baktıkça içimdeki özlem ve arzu daha da büyüdü! keşke hepsini alıp okuyabilecek kadar vakite ve lükse sahip olabilseydim…. <br />
<br />
 <br />
<br />
derken yan taraftaki karanlık bölgede bir kıpırtı fark ettim ve haley’in orada olduğunu görünce şaşkınlıkla yeniden kapıya tutunayım derken, içinden geçip dışarı devriliverdim. ağırlığım yoktu. tabii gürültüde çıkartmamıştım. eh doğru ya rüyaydı bütün bunlar! neden yakalanmışım gibi bu kadar paniklemiştim ki sanki? <br />
<br />
kendime gülerken toparlanıp yeniden kafamı usulca içeri soktum ve haley’i izlemeye koyuldum.varlığımdan habersiz bir halde, açık duran bir kasanın içindeki bazı kağıtları karıştırıyordu!Bir kasa! Bunu daha önce nasıl düşünememiştim ki! Eskiden insanlar değerli eşyalarını kasalarda saklardı! Ve belki de deep anlaşması da böyle bir kasanın içinde saklıydı! içgüdüsel bir dikkatle usulca arkasından yaklaştım haley’in. Şimdi, elinde küçük bir kadife kutu tutuyordu. sonra bir şeyler mırıldanmaya başladı. ama o kadar yavaştı ki duymak için iyice yanaşmak zorunda kaldım. <br />
<br />
“enlik tafuk ,safir yahlum” <br />
<br />
bu mısraları tekrarlarken, ön kuşağından bir iksir şişesi çıkarttı ve içinde ne olduğunu göremediğim kutunun içine birkaç damlasını akıttı dikkatlice. iki elinde de deri eldivenler vardı. merakıma yenik düşerek, Kutunun içindekini görmek için parmak uçlarımda yükseldim ve haley’in aniden arkasını dönüp bana şaşkın ve öfkeli gözlerle bakmasından saniyeler önce, kutuda bir madalyon olduğunu zar zor fark edebildim. tabii rüyada da olsa haley’in bana vurabildiğini de!. <br />
<br />
 <br />
<br />
ama yumruğu bedenimin içinden geçip gitti neyseki. öyle tuhaftı ki rüyada olmama rağmen hissettiğim panik ve şaşkınlık yüzünden nefesim kesilmişti. koşar adımlarla kütüphaneden çıkıp merdivenlere yöneldim. ve haley’in arkamdan gelip gelmediğini kontrol ettim. hayır yoktu. şu kabusa dönüşen lanet rüyadan uyanmayı dileyerek odamın kapısından içeri girdim ve o anda odada birinin beni beklediğini farkettim! İrkildim. penceremin önünde birisi vardı…. <br />
<br />
bir erkek. <br />
<br />
 <br />
<br />
ama mumlar söndüğü için, ay ışığı yüzünü görmemde yetersiz kalıyordu. başka birisi olsaydı onu haley’ sanabilirdim kesin ama …hayır o değildi! çünkü hangi koşullar altında olursa olsun, Kevin’i nerde görsem tanırdım! <br />
<br />
 <br />
<br />
kalbimde bir tekleme oldu. ‘bu bir rüya Claire’ diyerek hatırlattım kendime. Güvendeydim ve hatta buda bilinç altımın bir oyunuydu sadece! Kim bilir, belki de onu düşündüğümden daha da fazla özlemiştim ve görmem de bu yüzdendi! derin bir nefes alarak, karanlık siluete doğru yürüdüm. yaklaştıkça önce saçları renk kazandı Kevin’in. toprak rengiydi yine ve kulaklarına kadar hafif dalgalar halinde başının etrafında dalgalanıyorlardı. teni artık açık mavi değilde buğday rengindeydi ama üzerindekiler değişmemişti hiç… tıpkı onu en son gördüğümdeki hali gibiydi ve o ana dair hatırladıklarım içimi dağladı çünkü onu En son gördüğümde, göğsünden büyük bir yara almış ve kollarımda can vermişti! <br />
<br />
 <br />
<br />
ama neyse ki şu anda göğsündeki o kötü yaradan bir iz yoktu. gözümden yaşlar geldiğini ne sonra fark ettim. insan rüyasında ağlayabilir miydi? kevinin hep hayallerimde yaşattığım gibi olan çekici gülümseyişi, ağladığımı görünce durdu. Kevin…. bu yabancı yerde gördüğüm tek dost yüz, bana parmaklarını uzattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
bense büyük bir özlemle ona sarılmak için boynuna atıldım düşünmeden ve o anda yatağımdan nefes nefese doğrularak uyandım. Odada yalnızdım ama tıpkı rüyamdaki gibi şamdandaki mumlar bitmiş ve oda karanlığa gömülmüştü. <br />
<br />
 <br />
<br />
Kevini gördüğüm boş pencere kenarına diktim gözlerimi ve belirsiz dakikalar boyunca onu gördüğüm haliyle hayal etmeye devam ettim. En son vedalaşmamızda onu ölüme uğurlamıştım. Kollarımda vermişti son nefesini. Dragon’un askerlerinden biriydi ve tıpkı onun gibi bir güneş perisiydi. Bana aşıktı. Ölümünden ise, bir şekilde de olsa ben sorumluydum! ama bana daha da acı veren asıl şey, ölürken benden istediği son dileği olmuştu.<br />
<br />
 “eğer sende beni seviyorsan kainatın en mutlu erkeği olarak öleceğim” demişti çünkü. <br />
<br />
Onu seviyordum elbette, ama bir arkadaş olaraktı hislerim. yinede isteğini kıramamış ve onu sevdiğimi söylemiştim dayanamayarak. halbuki o anda da, evvelinde de tek sevdiğim erkek dragon olmuştu. ama kevin’in, beni dragondan korumak için can verdiği düşünülürse, ona gerçekler konusunda yalan söylememin mazur görülecek bir davranış olacağını düşünüyordum hala da. ne de olsa, sevdiğim adamın başkası olduğunu söylemek,&lt; helede onun katili olan kişi olduğunu söylemek&gt; hazmı kolay bir gerçek değildi! <br />
<br />
 <br />
<br />
ben düşünce denizinde kaybolmuşken bir anda camda bir tıkırtı duydum ve korkuyla yutkunarak yavaş adımlarla pencereye bakmak için kalktım. Odam, şatonun arka tarafında kalan ağaçlık alana bakıyordu ve kimsenin giremeyeceği kadarda yüksekteydim. Ses aşağılardan gelmiş olmalıydı. <br />
<br />
 <br />
<br />
etrafı dikenli tellerle çevrilmiş olan şato duvarlarında yanan meşaleler, az da olsa görüş açısı sağlıyordu bakınmak için. pencereden iyice sarkıp, bir şeyler görmeye çabaladım ama görünürde hiçbirşey bulamadım. derken, çalıların arasındaki bir karaltı çekti dikkatimi. bir hayvan? bir insan? emin olamadan ağaçların arasında kayboldu.. <br />
<br />
 <br />
<br />
derken saniyeler içinde burnumun dibinde bir adam bittti! boşlukta öylece sallanan bir ruha benziyordu! yağlı saçları ve kırmızı burnuyla, paniklemiş bir halde ses çıkartmaya, sanki bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi ama sesi yoktu. o kadar korkmuştum ki aklıma tek gelen şey çığlık atmak oldu ve adamda hızla kollarıma tutundu. <br />
<br />
beni pencereden aşağıya çektiğini hissettiğimde yatağımdan &lt;yeniden!&gt;nefes nefese ve ter içinde uyandım. <br />
<br />
ve uyandığımda hatırımda kalan son şey, adamın boynunda gördüğüm bir çift ısırık izi oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siparişim Var! - Yorumlar]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-yorumlar.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 19:10:39 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-yorumlar.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="color: #ff00ff;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><br />
<br />
Siparişim Var! oyunumuz için yorumlarınızı bu başlık altında paylaşabilirsiniz.</span></span></span><br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="color: #ff00ff;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><br />
<br />
Siparişim Var! oyunumuz için yorumlarınızı bu başlık altında paylaşabilirsiniz.</span></span></span><br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siparişim Var! - Kurallar]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-kurallar.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 19:09:13 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/siparisim-var-kurallar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #990099;">Siparişim Var! Kurallar.<br />
<br />
1) Siparişim Var! da Siparişi alan kişi en az 1 paragraf en fazla 2000 kelimelik bölüm yazmalıdırlar.<br />
<br />
2) Siparişi Veren kişi bölüm sonuna 'Siparişimi X'e veriyorum, bölümde Veli-Aysel ile öpüşsün' diyerek siparişini verdiği kişiyi açıklamalıdır. Bir sonraki bölümde mutlaka sipariş edilen olay geçmelidir.<br />
<br />
3) İlk bölüm yarın (07.02.2012) eklenecektir. Siparişi alan kişiye özel mesaj ile ulaşılmalı ve 24 saat itibariyle yeni bölümü eklemelidir. <br />
<br />
4) Siparişi alan kişi çevrimiçi olan Moderatör'lerimizden birine yada yorum sayfasına "haberim var." mesajı yazıp yönetimi ve okuyucularımızı bilgilendirmelidir.<br />
<br />
5) Siparişi alan kişi 24 saat içerisinde mazeretsiz bölüm yayınlamazsa yada 24 içerisinde siteye girmezse sipariş yeni bir kişiye verilir. <br />
<br />
6) Siparişin yeni bir kişiye devredilmesi durumunda siparişi verecek kişi yada smodlar bunu belirler.<br />
<br />
7) Siparişim Var'da her 5 bölümde bir VE Forum Yönetiminden bir kişi bölümü yazacaktır. Yani her beş bölümden sonra Sipariş VE Forum Yönetiminden birine verilmelidir.<br />
<br />
8) Siparişim Var! oyunu Şubat ayı için organize edilen sonunda bir ödülün olmadığı bir etkinliktir.<br />
<br />
<br />
VE YÖNETİM</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;"><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #990099;">Siparişim Var! Kurallar.<br />
<br />
1) Siparişim Var! da Siparişi alan kişi en az 1 paragraf en fazla 2000 kelimelik bölüm yazmalıdırlar.<br />
<br />
2) Siparişi Veren kişi bölüm sonuna 'Siparişimi X'e veriyorum, bölümde Veli-Aysel ile öpüşsün' diyerek siparişini verdiği kişiyi açıklamalıdır. Bir sonraki bölümde mutlaka sipariş edilen olay geçmelidir.<br />
<br />
3) İlk bölüm yarın (07.02.2012) eklenecektir. Siparişi alan kişiye özel mesaj ile ulaşılmalı ve 24 saat itibariyle yeni bölümü eklemelidir. <br />
<br />
4) Siparişi alan kişi çevrimiçi olan Moderatör'lerimizden birine yada yorum sayfasına "haberim var." mesajı yazıp yönetimi ve okuyucularımızı bilgilendirmelidir.<br />
<br />
5) Siparişi alan kişi 24 saat içerisinde mazeretsiz bölüm yayınlamazsa yada 24 içerisinde siteye girmezse sipariş yeni bir kişiye verilir. <br />
<br />
6) Siparişin yeni bir kişiye devredilmesi durumunda siparişi verecek kişi yada smodlar bunu belirler.<br />
<br />
7) Siparişim Var'da her 5 bölümde bir VE Forum Yönetiminden bir kişi bölümü yazacaktır. Yani her beş bölümden sonra Sipariş VE Forum Yönetiminden birine verilmelidir.<br />
<br />
8) Siparişim Var! oyunu Şubat ayı için organize edilen sonunda bir ödülün olmadığı bir etkinliktir.<br />
<br />
<br />
VE YÖNETİM</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SÖZ 12. BÖLÜM]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/soz-12-bolum.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 08:32:22 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/soz-12-bolum.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Genç kızın bileği kötü görünüyordu ama kızarıklıkta gitmeye başlamıştı. Kenan içinden küfür etti durduk yere kıza sarıyordu, sanki her şeyin sorumlusu bu masum gözler olabilirmiş gibi…<br />
<br />
Ne kadar da ürkek bakıyordu. Biliyordu onu korkutmuştu çünkü korkutmak istemişti ama telefonda konuştuğu o cadı bu kızsa yakında korkusunun geçeceğine de şüphe yoktu. Aslında farklı şartlar altında tanışmış olsaydı hoşlanabilirdi bile bu kızda… Hakkını yememek lazımdı güzel kızdı ama amalar vardı işte…<br />
<br />
Sabah kalktığında elindeki vazoyla kendisine vurmaya çalıştığı çocuksu hali gelince gözlerinin önüne yüzünde bir gülümseme oluştu.<br />
<br />
“Ne gülüyorsun öyle? Yaptığın çok mu hoşuna gitti?” Kızın sesindeki meydan okuma o kadar netti ki onun bu haline tekrar gülmek geldi içinden ama kendini tuttu. Bu cadıyı yeterince kızdırmıştı zaten…<br />
<br />
Kafasını kaldırıp onun masum gözlerine baktı. Derin bir iç çekti. Ne kadarda güzeldi o masum gözleri fakat içindeki kırgınlığı görmemekte imkânsızdı. <br />
<br />
“Seni incitmek istemedim” diye itiraf edince genç kızın şaşkın gözleri iyice açıldı.<br />
<br />
“Özür mü diliyorsun?” dedi hayret dolu olduğunu belli eden bir sesle.<br />
<br />
“Evet.” Kenan kendinden emin bir sesle konuşmuştu. Kızın tepkisini ise çok merak ediyordu fakat beklediği gibi bağırıp çağırmadı genç kız…<br />
<br />
“Peki, bu neyi değiştirecek…” sesi bir fısıltıdan ibaretti. <br />
<br />
Başı yine aşağıya düşmüştü, kendi gözlerine bakmamaya çalıştığını anlamıştı genç adam.<br />
<br />
Çenesini iki parmağı arasına alıp başını kaldırdı genç adam ve genç kızın masum gözleri ile karşılaştı.<br />
<br />
“Bu senin duygularını değiştirecek. Yaptığından memnun olan bir hanzo olmadığımı anlamanı sağlayacak.” <br />
<br />
Genç kız duyduklarını doğru anlayıp anlamadığını sorguladıktan sonra bir an dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.<br />
<br />
Aslında tam olarak onun bir hanzo olduğunu, kaba şiddet yanlısı herifin teki olduğunu düşünüyordu. <br />
<br />
Fakat bu özür içindeki bu adama karşı olan bir yanının yumuşamasına neden oldu.<br />
<br />
Başını kaldırıp adamın esmer yüzünde içi parlayan kahverengi gözlere baktı. “Duygularımız değişince her şey daha kolay olacak değil mi?”<br />
<br />
Kızın mahzun sesi Kenan’ı da etkilemişti. Yavaşça kızın yüzüne uzandı parmakları… <br />
<br />
Cemre önce irkildi fakat gözlerinin önüne gelen birkaç saça doğru uzanan parmaklar bu kez de kabinin dörtnala koşmasına neden oldu. <br />
<br />
Kenan yavaşça ve nazikçe parmaklarının arasına aldığı yumuşak kahverengi saçları parmak uçlarıyla okşadıktan sonra genç kızın kulağının arkasına yerleştirdi. Kızın hafif pembeleşmiş yüzünü elleri arasına aldı… Yanakları da ne kadar yumuşaktı. Dudakları parlatıcının etkisini kaybetmiş kendi tonunda arzu uyandıracak şekilde hafif aralıktı. Öyle güzeldi ki onu öpme isteğini bastırmak çok zordu. Kızın gözlerine çevirdi bakışlarını…<br />
<br />
Cemre’nin kalbi kulaklarındaydı resmen! Belli etmemeye çalışsa da titriyordu. Onun elleri yanaklarını okşuyordu ama gözleri dudaklarını okşuyordu… Bunun ardından bir öpücük gelecekti biliyordu ama bu kez karşılık vereceğinden korkmaya başladı. Adamın bakışları dudaklarından gözlerine çevrildiğinde inanamasa da izin istediğini fark etmişti. Kararı ona bırakmıştı ve Cemre ne yapacağını bilmiyordu. Onun o kara gözlerinde hapis olmak istiyordu ama daha birkaç saattir tanımasına rağmen onu çok kırmıştı bu adam…<br />
<br />
Kenan onun gözlerine bakmaya devam ediyordu tek bir ışık görse kendini tutamayacaktı ama kızın gözlerinde gördüğü ışık arzuyu ve ya teslimiyeti değil endişeyi yansıtıyordu.<br />
<br />
Her ne kadar istemese de sinirlendi ellerini çekti kızın yanaklarından ve ayağa kalktı. Bu kez ise kızın endişesi şaşkınlık ve korkuya dönünce daha da sinirlendi… <br />
<br />
“Ben annemlere bakıp geleceğim…” dedi ve arkasını döndü eğer bir dakika daha kızın yanında kalırsa yine ona sataşacaktı biliyordu.<br />
<br />
Cemre genç adamın gidişiyle yanaklarından ellerini çektiği andaki soğukluğun iki katını hissetti. Of lanet olsun oda istemişti adamı öpmeyi anın büyüsüne kapılmıştı ama zamanın durduğu o anlarda hissettiği belirsizlik, endişe baskın gelmişti işte bir kereliğine olsun ona yaklaşmamıştı.<br />
<br />
Bunun büyük nedeni adamın değişken ruh haliydi… İlk günden adamdan hem hoşlanmış hem de ürkmüştü… <br />
<br />
Kenan yukarı odalara baktı ama annesinden de Cemre’nin kardeşi Büşra’dan da iz yoktu. Zaten gerilmiş olan sinirleri daha da arttı annesinin ona oyun oynadığını anlamıştı. Aklınca kızla kendisini kaynaştıracaktı. Telefonunu cebinden çıkarıp annesini aradı… Bekledi… Bekledi… Açmıyordu işte… Sinirle elindeki telefonu kahverengi deri koltukların üzerine fırlattı.<br />
<br />
Kızın hala aşağıda mutfakta olduğunu biliyordu.<br />
<br />
“Cemre…” diye seslendi.<br />
<br />
Birkaç saniye sonra tekrar seslendi ama bu kez bağırmıştı.<br />
<br />
“Cemre…”<br />
<br />
Cemre duyduğu sesin korkunç derecede sert olmasıyla farkında olmadan yutkundu. Hızla yerinden kalktı ve üst kata doğru koşar adımlarla çıktı.<br />
<br />
Nefes nefese merdivenin sonunda durdu.<br />
<br />
“Bir şey mi oldu?”<br />
<br />
Kızın gelmesi sanki saatler sürmüştü Kenan için ama onu böyle dolgun göğüsleri sık nefeslerle inip kalkarken görünce arzusuna engel olamadan gözleri o güzel göğüsleri bulmuştu. <br />
<br />
Derin bir nefes alıp başını kaldırdı. “Kardeşinin numarasını ver.” Bilerek sert tutmaya çalıştığı sesi haddinden sert çıkmış olacak ki genç kızın biçimli kaşları çatıldı.<br />
<br />
“Bir şey mi oldu” diye tekrarladı Cemre sorusunu… Biraz önce endişeli bir ses tonuyla çıkan cümle şimdi ısrarcı ve biraz daha sert çıkmıştı.<br />
<br />
Her kim olursa olsun bu adam ona emir veremezdi. Hele bu tonda asla… Ne çabuk o kendine güvenen Cemre gitmiş bu korkak kız gelmişti böyle… Eğer kendini bir an önce toparlamasa bu adamın esiri olacağının farkındaydı…<br />
<br />
“Ne olabilir ki annem ve senin çokbilmiş kız kardeşin bir olup bizi yalnız bırakmak için ellerinden geleni yaptılar ikisi de yok ortada… Annemi aradım açmıyor…”<br />
<br />
Cemre buna inanamıyordu bu canavarla onu nasıl yalnız bırakıp giderlerdi. “E… emin misin? Bir kez de ben baksa…”<br />
<br />
“Ben baktım yoklar işte… Artık ver şu telefon numarasını da emin olalım…” dedi kızın sözünü keserek.<br />
<br />
“Nasıl emin olacakmışız?”Cemre bakışlarını cüretkârca adama dikip tam dibinde durmuştu.<br />
<br />
Kenan artık hem kızın bu dik başlılığına hem annesine sinirlenmiş köpürüyorken birde kızın bu ukala tavırları ile ona yaklaşıp vücudunun sıcaklığını neredeyse kendi vücudunda hissetmesi ile daha fazla dayanamadı. <br />
<br />
Bir adım geri çekildi kızdan…<br />
<br />
“Şu numarayı ver dedim sana…” diye bağırdı.<br />
<br />
Ama Cemre korksa da bunun altında kalmayacaktı.<br />
<br />
“Demek numarayı istiyorsun…”İlk cümle sakin çıkmıştı ama ikinci cümlede Cemre de bağırdı. “O zaman düzgünce iste! Ben senin hizmetkârın değilim…”<br />
<br />
Kısa bir sessizlik gidip geldi aralarında Kenan’ın keskin gözleri genç kızın gözlerinin içine akıyordu sanki… Cemre de ona aynı karşılığı veriyordu… Çok kısa olmasına rağmen o an ikisi içinde sonsuza dek bitmeyecek gibi geliyordu. Sessizliği bozan Kenan oldu…<br />
<br />
“Bir daha… Bana sesini yükseltme…” Sesi tehditkâr bir sakinlikle çıkmıştı.<br />
<br />
Cemre gözlerini bir an bile adamın gözlerinden ayırmadı…<br />
<br />
“Sende bana bağırma ve emir vermeye de kalkışma…” dedi.<br />
<br />
Kenan derin bir nefes aldı. Cemre onun kendini sakinleştirmeye çalıştığını biliyordu ama ondan korkmuyordu ona olan öfkesi korkusunu yenmişti.<br />
<br />
“Tamam… Sen bilirsin ben dışarı çıkacağım senide annemlerin yanına atarım oldu mu…”genç adam bunu o kadar isteksiz söylemişti ki Cemre’nin istenilmediğini anlaması çok sürmemişti. Hem kimi kandırıyordu ki ikisi de başından beri bir birlerini istemiyorlardı zaten ve Kenan’ın onu ayak bağı gibi gördüğünden artık emindi. Gururlu bir tavırla adamın yüzüne baktı… İsteksizliğini yüzünde görmek bile mümkündü…<br />
<br />
“Olmadı…” dedi tek kelime söylemişti ama sesine yansıyan tizliği gizleyememişti. İşte yine aynısı oluyordu gururu inciniyordu ve bu adamın önünde böyle aciz durumlara düşmekten de ağlamaktan da nefret ediyordu.<br />
<br />
“Olmadı…” diye tekrar etti Kenan sıkıntılı bir sesle… “Peki, ne istiyorsun Cemre?”<br />
<br />
Genç kız omuzlarını silkti. Yine başlamıştı işte biraz önceki panter gitmiş yerine küçük kız çocuğu gelmişti. İşin tuhaf yanı her iki hali de Kenan’a çekici geliyor ve arzularını uyandırıyordu.<br />
<br />
“Hiç bir şey istemiyorum…”<br />
<br />
“Of...”<br />
<br />
“Bana sadece yolu tarif et bulurum gideceğim yeri…” <br />
<br />
Kenan genç kızı alayla süzdü... “Yok ya! Nasıl bulacakmışsın yolu?”<br />
<br />
Cemre Kenan’ın sesinde duyduğu alaylı tınıya daha fazla dayanamadı. Adamın yüzüne bile bakmadan arkasını dönüp ön bahçeye açılan kapıya doğru yürümeye başladı.<br />
<br />
“Sana ihtiyacım yok kendim arar bulurum…” diye de seslenmeyi ihmal etmedi… Özellikle sesinin sinirli çıkmasını sağlamamıştı ama zaten sinirli olduğu için çaba sarf etmesine de gerek kalmamıştı. Büyük ahşap kapıya doğru yürürken arkasında kaşları çatılmış sinirden gözleri kapkara olmuş bir Kenan bıraktığının farkında bile değildi.</span></span><br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="images/gulucukler/gulegule.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Gulegule" title="Gulegule" /> UMARIM BEĞENİRSİNİZ <img class="postimage" src="images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Genç kızın bileği kötü görünüyordu ama kızarıklıkta gitmeye başlamıştı. Kenan içinden küfür etti durduk yere kıza sarıyordu, sanki her şeyin sorumlusu bu masum gözler olabilirmiş gibi…<br />
<br />
Ne kadar da ürkek bakıyordu. Biliyordu onu korkutmuştu çünkü korkutmak istemişti ama telefonda konuştuğu o cadı bu kızsa yakında korkusunun geçeceğine de şüphe yoktu. Aslında farklı şartlar altında tanışmış olsaydı hoşlanabilirdi bile bu kızda… Hakkını yememek lazımdı güzel kızdı ama amalar vardı işte…<br />
<br />
Sabah kalktığında elindeki vazoyla kendisine vurmaya çalıştığı çocuksu hali gelince gözlerinin önüne yüzünde bir gülümseme oluştu.<br />
<br />
“Ne gülüyorsun öyle? Yaptığın çok mu hoşuna gitti?” Kızın sesindeki meydan okuma o kadar netti ki onun bu haline tekrar gülmek geldi içinden ama kendini tuttu. Bu cadıyı yeterince kızdırmıştı zaten…<br />
<br />
Kafasını kaldırıp onun masum gözlerine baktı. Derin bir iç çekti. Ne kadarda güzeldi o masum gözleri fakat içindeki kırgınlığı görmemekte imkânsızdı. <br />
<br />
“Seni incitmek istemedim” diye itiraf edince genç kızın şaşkın gözleri iyice açıldı.<br />
<br />
“Özür mü diliyorsun?” dedi hayret dolu olduğunu belli eden bir sesle.<br />
<br />
“Evet.” Kenan kendinden emin bir sesle konuşmuştu. Kızın tepkisini ise çok merak ediyordu fakat beklediği gibi bağırıp çağırmadı genç kız…<br />
<br />
“Peki, bu neyi değiştirecek…” sesi bir fısıltıdan ibaretti. <br />
<br />
Başı yine aşağıya düşmüştü, kendi gözlerine bakmamaya çalıştığını anlamıştı genç adam.<br />
<br />
Çenesini iki parmağı arasına alıp başını kaldırdı genç adam ve genç kızın masum gözleri ile karşılaştı.<br />
<br />
“Bu senin duygularını değiştirecek. Yaptığından memnun olan bir hanzo olmadığımı anlamanı sağlayacak.” <br />
<br />
Genç kız duyduklarını doğru anlayıp anlamadığını sorguladıktan sonra bir an dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.<br />
<br />
Aslında tam olarak onun bir hanzo olduğunu, kaba şiddet yanlısı herifin teki olduğunu düşünüyordu. <br />
<br />
Fakat bu özür içindeki bu adama karşı olan bir yanının yumuşamasına neden oldu.<br />
<br />
Başını kaldırıp adamın esmer yüzünde içi parlayan kahverengi gözlere baktı. “Duygularımız değişince her şey daha kolay olacak değil mi?”<br />
<br />
Kızın mahzun sesi Kenan’ı da etkilemişti. Yavaşça kızın yüzüne uzandı parmakları… <br />
<br />
Cemre önce irkildi fakat gözlerinin önüne gelen birkaç saça doğru uzanan parmaklar bu kez de kabinin dörtnala koşmasına neden oldu. <br />
<br />
Kenan yavaşça ve nazikçe parmaklarının arasına aldığı yumuşak kahverengi saçları parmak uçlarıyla okşadıktan sonra genç kızın kulağının arkasına yerleştirdi. Kızın hafif pembeleşmiş yüzünü elleri arasına aldı… Yanakları da ne kadar yumuşaktı. Dudakları parlatıcının etkisini kaybetmiş kendi tonunda arzu uyandıracak şekilde hafif aralıktı. Öyle güzeldi ki onu öpme isteğini bastırmak çok zordu. Kızın gözlerine çevirdi bakışlarını…<br />
<br />
Cemre’nin kalbi kulaklarındaydı resmen! Belli etmemeye çalışsa da titriyordu. Onun elleri yanaklarını okşuyordu ama gözleri dudaklarını okşuyordu… Bunun ardından bir öpücük gelecekti biliyordu ama bu kez karşılık vereceğinden korkmaya başladı. Adamın bakışları dudaklarından gözlerine çevrildiğinde inanamasa da izin istediğini fark etmişti. Kararı ona bırakmıştı ve Cemre ne yapacağını bilmiyordu. Onun o kara gözlerinde hapis olmak istiyordu ama daha birkaç saattir tanımasına rağmen onu çok kırmıştı bu adam…<br />
<br />
Kenan onun gözlerine bakmaya devam ediyordu tek bir ışık görse kendini tutamayacaktı ama kızın gözlerinde gördüğü ışık arzuyu ve ya teslimiyeti değil endişeyi yansıtıyordu.<br />
<br />
Her ne kadar istemese de sinirlendi ellerini çekti kızın yanaklarından ve ayağa kalktı. Bu kez ise kızın endişesi şaşkınlık ve korkuya dönünce daha da sinirlendi… <br />
<br />
“Ben annemlere bakıp geleceğim…” dedi ve arkasını döndü eğer bir dakika daha kızın yanında kalırsa yine ona sataşacaktı biliyordu.<br />
<br />
Cemre genç adamın gidişiyle yanaklarından ellerini çektiği andaki soğukluğun iki katını hissetti. Of lanet olsun oda istemişti adamı öpmeyi anın büyüsüne kapılmıştı ama zamanın durduğu o anlarda hissettiği belirsizlik, endişe baskın gelmişti işte bir kereliğine olsun ona yaklaşmamıştı.<br />
<br />
Bunun büyük nedeni adamın değişken ruh haliydi… İlk günden adamdan hem hoşlanmış hem de ürkmüştü… <br />
<br />
Kenan yukarı odalara baktı ama annesinden de Cemre’nin kardeşi Büşra’dan da iz yoktu. Zaten gerilmiş olan sinirleri daha da arttı annesinin ona oyun oynadığını anlamıştı. Aklınca kızla kendisini kaynaştıracaktı. Telefonunu cebinden çıkarıp annesini aradı… Bekledi… Bekledi… Açmıyordu işte… Sinirle elindeki telefonu kahverengi deri koltukların üzerine fırlattı.<br />
<br />
Kızın hala aşağıda mutfakta olduğunu biliyordu.<br />
<br />
“Cemre…” diye seslendi.<br />
<br />
Birkaç saniye sonra tekrar seslendi ama bu kez bağırmıştı.<br />
<br />
“Cemre…”<br />
<br />
Cemre duyduğu sesin korkunç derecede sert olmasıyla farkında olmadan yutkundu. Hızla yerinden kalktı ve üst kata doğru koşar adımlarla çıktı.<br />
<br />
Nefes nefese merdivenin sonunda durdu.<br />
<br />
“Bir şey mi oldu?”<br />
<br />
Kızın gelmesi sanki saatler sürmüştü Kenan için ama onu böyle dolgun göğüsleri sık nefeslerle inip kalkarken görünce arzusuna engel olamadan gözleri o güzel göğüsleri bulmuştu. <br />
<br />
Derin bir nefes alıp başını kaldırdı. “Kardeşinin numarasını ver.” Bilerek sert tutmaya çalıştığı sesi haddinden sert çıkmış olacak ki genç kızın biçimli kaşları çatıldı.<br />
<br />
“Bir şey mi oldu” diye tekrarladı Cemre sorusunu… Biraz önce endişeli bir ses tonuyla çıkan cümle şimdi ısrarcı ve biraz daha sert çıkmıştı.<br />
<br />
Her kim olursa olsun bu adam ona emir veremezdi. Hele bu tonda asla… Ne çabuk o kendine güvenen Cemre gitmiş bu korkak kız gelmişti böyle… Eğer kendini bir an önce toparlamasa bu adamın esiri olacağının farkındaydı…<br />
<br />
“Ne olabilir ki annem ve senin çokbilmiş kız kardeşin bir olup bizi yalnız bırakmak için ellerinden geleni yaptılar ikisi de yok ortada… Annemi aradım açmıyor…”<br />
<br />
Cemre buna inanamıyordu bu canavarla onu nasıl yalnız bırakıp giderlerdi. “E… emin misin? Bir kez de ben baksa…”<br />
<br />
“Ben baktım yoklar işte… Artık ver şu telefon numarasını da emin olalım…” dedi kızın sözünü keserek.<br />
<br />
“Nasıl emin olacakmışız?”Cemre bakışlarını cüretkârca adama dikip tam dibinde durmuştu.<br />
<br />
Kenan artık hem kızın bu dik başlılığına hem annesine sinirlenmiş köpürüyorken birde kızın bu ukala tavırları ile ona yaklaşıp vücudunun sıcaklığını neredeyse kendi vücudunda hissetmesi ile daha fazla dayanamadı. <br />
<br />
Bir adım geri çekildi kızdan…<br />
<br />
“Şu numarayı ver dedim sana…” diye bağırdı.<br />
<br />
Ama Cemre korksa da bunun altında kalmayacaktı.<br />
<br />
“Demek numarayı istiyorsun…”İlk cümle sakin çıkmıştı ama ikinci cümlede Cemre de bağırdı. “O zaman düzgünce iste! Ben senin hizmetkârın değilim…”<br />
<br />
Kısa bir sessizlik gidip geldi aralarında Kenan’ın keskin gözleri genç kızın gözlerinin içine akıyordu sanki… Cemre de ona aynı karşılığı veriyordu… Çok kısa olmasına rağmen o an ikisi içinde sonsuza dek bitmeyecek gibi geliyordu. Sessizliği bozan Kenan oldu…<br />
<br />
“Bir daha… Bana sesini yükseltme…” Sesi tehditkâr bir sakinlikle çıkmıştı.<br />
<br />
Cemre gözlerini bir an bile adamın gözlerinden ayırmadı…<br />
<br />
“Sende bana bağırma ve emir vermeye de kalkışma…” dedi.<br />
<br />
Kenan derin bir nefes aldı. Cemre onun kendini sakinleştirmeye çalıştığını biliyordu ama ondan korkmuyordu ona olan öfkesi korkusunu yenmişti.<br />
<br />
“Tamam… Sen bilirsin ben dışarı çıkacağım senide annemlerin yanına atarım oldu mu…”genç adam bunu o kadar isteksiz söylemişti ki Cemre’nin istenilmediğini anlaması çok sürmemişti. Hem kimi kandırıyordu ki ikisi de başından beri bir birlerini istemiyorlardı zaten ve Kenan’ın onu ayak bağı gibi gördüğünden artık emindi. Gururlu bir tavırla adamın yüzüne baktı… İsteksizliğini yüzünde görmek bile mümkündü…<br />
<br />
“Olmadı…” dedi tek kelime söylemişti ama sesine yansıyan tizliği gizleyememişti. İşte yine aynısı oluyordu gururu inciniyordu ve bu adamın önünde böyle aciz durumlara düşmekten de ağlamaktan da nefret ediyordu.<br />
<br />
“Olmadı…” diye tekrar etti Kenan sıkıntılı bir sesle… “Peki, ne istiyorsun Cemre?”<br />
<br />
Genç kız omuzlarını silkti. Yine başlamıştı işte biraz önceki panter gitmiş yerine küçük kız çocuğu gelmişti. İşin tuhaf yanı her iki hali de Kenan’a çekici geliyor ve arzularını uyandırıyordu.<br />
<br />
“Hiç bir şey istemiyorum…”<br />
<br />
“Of...”<br />
<br />
“Bana sadece yolu tarif et bulurum gideceğim yeri…” <br />
<br />
Kenan genç kızı alayla süzdü... “Yok ya! Nasıl bulacakmışsın yolu?”<br />
<br />
Cemre Kenan’ın sesinde duyduğu alaylı tınıya daha fazla dayanamadı. Adamın yüzüne bile bakmadan arkasını dönüp ön bahçeye açılan kapıya doğru yürümeye başladı.<br />
<br />
“Sana ihtiyacım yok kendim arar bulurum…” diye de seslenmeyi ihmal etmedi… Özellikle sesinin sinirli çıkmasını sağlamamıştı ama zaten sinirli olduğu için çaba sarf etmesine de gerek kalmamıştı. Büyük ahşap kapıya doğru yürürken arkasında kaşları çatılmış sinirden gözleri kapkara olmuş bir Kenan bıraktığının farkında bile değildi.</span></span><br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="images/gulucukler/gulegule.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Gulegule" title="Gulegule" /> UMARIM BEĞENİRSİNİZ <img class="postimage" src="images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[S.O.S!!! DUYGU-SALIM BATTI!!!]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/s-o-s-duygu-salim-batti.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 23:10:12 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/s-o-s-duygu-salim-batti.html</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://blogs.smh.com.au/lifestyle/asksam/Bebel-cry.jpg" border="0" alt="[Resim: Bebel-cry.jpg]" /> <br />
<br />
Aslında en başta erkekler üzerine kapsamlı bir yazı yazmak istiyordum. Ama yaptığım istatistiklere göre; uzun, başlığı güzel olmayan ve de konusu yeterince ilgi çekici olmayan yazılarım pek okunmuyor. O yüzden kapsamlı bir yazı yazmayacağım. Erkekler hakkında derinlemesine konuşmaya başlarsam, o yazı değil, V.C. Andrews serilerine döner…<br />
<br />
<br />
Son zamanlarda, bir arkadaşım vasıtasıyla, <span style="font-weight: bold;">“duygusal” erkek</span> kavramının <span style="font-weight: bold;">dibi</span> ile tanıştım. Yani şaşkınlığımı ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Şimdi, bazılarınız <span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">“Ne var yani? Erkek duygusal olabilir.”</span></span> Diyorsunuz, duyuyorum. Hele de bazı erkek arkadaşlarım <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Ama bu bahsettiğim dibi dibi!</span></span> Hani biskolatadaki yaprak altında gitar çalmayı seven türden değil… İstediği şeyi elde edemeyince hayata küsen tip bu… Bir kızla konuşurken, kız <span style="font-style: italic;">“Bir şeylerin olmayacağını, ilerlemeyeceğini”</span>söyleyince, kızı hayatından; ‘bir bardan yaka paça atılan abaza herif’ gibi çıkaran erkek bu. Böyle sırf gönderme olsun diye sosyal medyadan uzun uzun Orhan Gencebay’ın şarkı arası konuşmaları tadında yazılar yazıp kıza alenen mesaj yollayan türden! Facebooktan falan silen cinsten! Allah’ım! Ben alışkın değilim! Hele de, tanıdığım erkekte bu davranışları görünce dumura uğruyorum. Sonra “Oha lan, ben bu çocuğu tanımamışım ki?!” diyorum.<span style="font-weight: bold;"> Kızlara duygusal derler bir de; <span style="font-style: italic;"><span style="text-decoration: underline;">‘Yok sürekli ağlıyor, yok ben böyle deyince vikvikleniyor.’</span></span></span> <span style="text-decoration: underline;">Erkekler duygusallık konusunda çok daha vahimler!</span> Yani bu şey gibi bence; erkeklerin kızlardan daha fazla dedikodu yapması gibi.(<span style="font-style: italic;">Böyle bir şey de harbiden var! Kanıtlarla sabitlendi bu durum!</span>)<br />
<br />
Ben genelde erkekleri şöyle tanıdım(Yani tanıyordum): <span style="font-weight: bold;">Bir kızla konuşmaya başlar, güzel bulursa flört eder, sonra telefon çıtırdaşmalarına geçilir, “buluşalım mı vehehehehe” diye baskı kurar, sonra da eğer ilişki olursa olur, olmazsa olmaz.</span> Erkek bu kafadadır. Ama bir ilişkiyi; <span style="font-style: italic;">“buluşalım mı veheheheh”</span> evresinden sonra, istemeyen taraf kız olursa, <span style="font-style: italic;">“amaaaaaaağn Allah!”</span>mış, durum… Ben daha hiç şahit olmadım, genelde şutlanan taraf oldum. Ya da ben istemediysem de hiç gelip beni darlamadılar <span style="font-style: italic;">“Nolur deneyelim Sezgicancığım, bize bir şans veeeeğr” diye, “Eeeh be defol git!!!”</span> oldular hep.(<span style="font-style: italic;">bu kısım kızın cazibesi ile de alakalı olabilir ya da başka bir şey neyse bilemedim şimdi</span>) <span style="font-weight: bold;">Amaaaa neler gördüm, neler neler neler gördüm. Bir mesajlar… bir yazılar… Sırf bir ilişki geleceği görülmedi diye “Tamam artık görüşmeyelim, eğer sen sevgilim olmayacaksan hayatımda olma dayanamıyorum” demeler.</span> <span style="font-weight: bold;">Facebooklardan silmeler…</span> <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Neyse, ben trip atan erkeğe alışkın değilim, alışamıyorum, alışmak istemiyorum!</span></span> <span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Erkek reddedilmeye bir kızdan daha fazla tepki göstermemeli!</span></span> Ego meselesi değil buradaki olay! Kesinlikle değil. Zaten ego meselesi yapan adam çapkındır, uzun süreli ilişki aramaz, tek derdi listesine yeni<span style="font-style: italic;">“chick”s</span> eklemektir. Buradaki gereksiz duygusallık! Aşık olmuş olabilirsin, anlarım ama; aşık olmuş bir kız(normal bir kız) bir kez reddedildikten sonra;<br />
<br />
-Seni istemiyorum <span style="font-weight: bold;">Banunaz</span>, biz sevgili olamayız.<br />
-Ama <span style="font-weight: bold;">Berkecan</span>, bir deneseydik? Belki olurdu? Çok ortak yönümüz var. Mutluluk sarhoşluğundan ölebiliriz.<br />
<br />
Demez!!! Adabıyla reddedilmenin verdiği acıyı en yakın arkadaşı ile paylaşır. Twitterına özlü söz yazar. 1 hafta sonra biter bu sendrom. Bu kadardır. Bir erkek de bundan fazlası olmamalıdır! <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Hatta erkek lütfen twittera reddilme ile ilgili özlü söz de yazmasın! Facebook’u gözünde büyütmesin!</span></span> Duygusallık sadece hayvanlara işkence yapıldığında ve Angelina Jolie’nin filmlerde öldüğü sahnelerde kalsın erkekler için.(<span style="font-style: italic;">Bi de sevgilinizle baş başa kaldığınızda, hatta özellikle yatakta ilk kısımlardayken duygusal olunuz.</span>) Olur mu? Olmaz mı? Hı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Dip not:</span></span>Lütfen yazı konusu <span style="font-style: italic;">“eski sevgili”</span> durumu ile karıştırılmasın. <span style="font-style: italic;">“En az 1 yıllık”</span>sevgilisinden ayrılmış erkeğin acı çekmesine hak veririm çünkü, özellikle de terk edilmişse. Ben sadece ilişki başında reddedilmiş erkekten bahsettim. Yani eleştirileri ona göre alayım <img class="postimage" src="images/gulucukler/schaem4_833p.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Schaem4_833p" title="Schaem4_833p" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://blogs.smh.com.au/lifestyle/asksam/Bebel-cry.jpg" border="0" alt="[Resim: Bebel-cry.jpg]" /> <br />
<br />
Aslında en başta erkekler üzerine kapsamlı bir yazı yazmak istiyordum. Ama yaptığım istatistiklere göre; uzun, başlığı güzel olmayan ve de konusu yeterince ilgi çekici olmayan yazılarım pek okunmuyor. O yüzden kapsamlı bir yazı yazmayacağım. Erkekler hakkında derinlemesine konuşmaya başlarsam, o yazı değil, V.C. Andrews serilerine döner…<br />
<br />
<br />
Son zamanlarda, bir arkadaşım vasıtasıyla, <span style="font-weight: bold;">“duygusal” erkek</span> kavramının <span style="font-weight: bold;">dibi</span> ile tanıştım. Yani şaşkınlığımı ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Şimdi, bazılarınız <span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">“Ne var yani? Erkek duygusal olabilir.”</span></span> Diyorsunuz, duyuyorum. Hele de bazı erkek arkadaşlarım <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Ama bu bahsettiğim dibi dibi!</span></span> Hani biskolatadaki yaprak altında gitar çalmayı seven türden değil… İstediği şeyi elde edemeyince hayata küsen tip bu… Bir kızla konuşurken, kız <span style="font-style: italic;">“Bir şeylerin olmayacağını, ilerlemeyeceğini”</span>söyleyince, kızı hayatından; ‘bir bardan yaka paça atılan abaza herif’ gibi çıkaran erkek bu. Böyle sırf gönderme olsun diye sosyal medyadan uzun uzun Orhan Gencebay’ın şarkı arası konuşmaları tadında yazılar yazıp kıza alenen mesaj yollayan türden! Facebooktan falan silen cinsten! Allah’ım! Ben alışkın değilim! Hele de, tanıdığım erkekte bu davranışları görünce dumura uğruyorum. Sonra “Oha lan, ben bu çocuğu tanımamışım ki?!” diyorum.<span style="font-weight: bold;"> Kızlara duygusal derler bir de; <span style="font-style: italic;"><span style="text-decoration: underline;">‘Yok sürekli ağlıyor, yok ben böyle deyince vikvikleniyor.’</span></span></span> <span style="text-decoration: underline;">Erkekler duygusallık konusunda çok daha vahimler!</span> Yani bu şey gibi bence; erkeklerin kızlardan daha fazla dedikodu yapması gibi.(<span style="font-style: italic;">Böyle bir şey de harbiden var! Kanıtlarla sabitlendi bu durum!</span>)<br />
<br />
Ben genelde erkekleri şöyle tanıdım(Yani tanıyordum): <span style="font-weight: bold;">Bir kızla konuşmaya başlar, güzel bulursa flört eder, sonra telefon çıtırdaşmalarına geçilir, “buluşalım mı vehehehehe” diye baskı kurar, sonra da eğer ilişki olursa olur, olmazsa olmaz.</span> Erkek bu kafadadır. Ama bir ilişkiyi; <span style="font-style: italic;">“buluşalım mı veheheheh”</span> evresinden sonra, istemeyen taraf kız olursa, <span style="font-style: italic;">“amaaaaaaağn Allah!”</span>mış, durum… Ben daha hiç şahit olmadım, genelde şutlanan taraf oldum. Ya da ben istemediysem de hiç gelip beni darlamadılar <span style="font-style: italic;">“Nolur deneyelim Sezgicancığım, bize bir şans veeeeğr” diye, “Eeeh be defol git!!!”</span> oldular hep.(<span style="font-style: italic;">bu kısım kızın cazibesi ile de alakalı olabilir ya da başka bir şey neyse bilemedim şimdi</span>) <span style="font-weight: bold;">Amaaaa neler gördüm, neler neler neler gördüm. Bir mesajlar… bir yazılar… Sırf bir ilişki geleceği görülmedi diye “Tamam artık görüşmeyelim, eğer sen sevgilim olmayacaksan hayatımda olma dayanamıyorum” demeler.</span> <span style="font-weight: bold;">Facebooklardan silmeler…</span> <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Neyse, ben trip atan erkeğe alışkın değilim, alışamıyorum, alışmak istemiyorum!</span></span> <span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Erkek reddedilmeye bir kızdan daha fazla tepki göstermemeli!</span></span> Ego meselesi değil buradaki olay! Kesinlikle değil. Zaten ego meselesi yapan adam çapkındır, uzun süreli ilişki aramaz, tek derdi listesine yeni<span style="font-style: italic;">“chick”s</span> eklemektir. Buradaki gereksiz duygusallık! Aşık olmuş olabilirsin, anlarım ama; aşık olmuş bir kız(normal bir kız) bir kez reddedildikten sonra;<br />
<br />
-Seni istemiyorum <span style="font-weight: bold;">Banunaz</span>, biz sevgili olamayız.<br />
-Ama <span style="font-weight: bold;">Berkecan</span>, bir deneseydik? Belki olurdu? Çok ortak yönümüz var. Mutluluk sarhoşluğundan ölebiliriz.<br />
<br />
Demez!!! Adabıyla reddedilmenin verdiği acıyı en yakın arkadaşı ile paylaşır. Twitterına özlü söz yazar. 1 hafta sonra biter bu sendrom. Bu kadardır. Bir erkek de bundan fazlası olmamalıdır! <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Hatta erkek lütfen twittera reddilme ile ilgili özlü söz de yazmasın! Facebook’u gözünde büyütmesin!</span></span> Duygusallık sadece hayvanlara işkence yapıldığında ve Angelina Jolie’nin filmlerde öldüğü sahnelerde kalsın erkekler için.(<span style="font-style: italic;">Bi de sevgilinizle baş başa kaldığınızda, hatta özellikle yatakta ilk kısımlardayken duygusal olunuz.</span>) Olur mu? Olmaz mı? Hı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">Dip not:</span></span>Lütfen yazı konusu <span style="font-style: italic;">“eski sevgili”</span> durumu ile karıştırılmasın. <span style="font-style: italic;">“En az 1 yıllık”</span>sevgilisinden ayrılmış erkeğin acı çekmesine hak veririm çünkü, özellikle de terk edilmişse. Ben sadece ilişki başında reddedilmiş erkekten bahsettim. Yani eleştirileri ona göre alayım <img class="postimage" src="images/gulucukler/schaem4_833p.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Schaem4_833p" title="Schaem4_833p" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Buselik Makamı Bölüm 8 Fragman]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/buselik-makami-bolum-8-fragman.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 20:41:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/buselik-makami-bolum-8-fragman.html</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img152.imageshack.us/img152/4204/buselikmakamioe9.jpg" border="0" alt="[Resim: buselikmakamioe9.jpg]" /> <br />
<br />
<br />
Söz vermiştim fragman diye ama onun yerine Salı günü ekleyeceğim iki bölümü özetleyen bir şiir eklemek istedim sizler için...<br />
<br />
Salı akşamı görüşmek üzere... <img class="postimage" src="images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /> <br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Seni Seviyordum<br />
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi... <br />
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi <br />
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri <br />
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu <br />
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte... <br />
Güldüğü zaman yukarıya bakardı; <br />
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı... <br />
Ne güzeldiler sen bilmiyordun... <br />
BEN SENİ SEVİYORDUM... <br />
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler <br />
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu <br />
Geri dönüyordu, çoğalarak <br />
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun <br />
Kalp ağrısı oluyordun, <br />
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun, <br />
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk, <br />
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk <br />
Cesurduk... <br />
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller... <br />
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun... <br />
Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun <br />
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra <br />
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları <br />
Derken bir gün uzaktan gördüm seni... <br />
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak işte yine aynı <br />
Kalbimi acıttı her zamanki gibi... <br />
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun <br />
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boşver bilme en iyisi</span><br />
<br />
*İclal Aydın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img152.imageshack.us/img152/4204/buselikmakamioe9.jpg" border="0" alt="[Resim: buselikmakamioe9.jpg]" /> <br />
<br />
<br />
Söz vermiştim fragman diye ama onun yerine Salı günü ekleyeceğim iki bölümü özetleyen bir şiir eklemek istedim sizler için...<br />
<br />
Salı akşamı görüşmek üzere... <img class="postimage" src="images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /> <br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Seni Seviyordum<br />
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi... <br />
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi <br />
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri <br />
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu <br />
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte... <br />
Güldüğü zaman yukarıya bakardı; <br />
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı... <br />
Ne güzeldiler sen bilmiyordun... <br />
BEN SENİ SEVİYORDUM... <br />
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler <br />
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu <br />
Geri dönüyordu, çoğalarak <br />
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun <br />
Kalp ağrısı oluyordun, <br />
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun, <br />
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk, <br />
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk <br />
Cesurduk... <br />
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller... <br />
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun... <br />
Sevinçlerim oluyordun ara sıra sen hiç bilmiyordun <br />
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra <br />
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları <br />
Derken bir gün uzaktan gördüm seni... <br />
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak işte yine aynı <br />
Kalbimi acıttı her zamanki gibi... <br />
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun <br />
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boşver bilme en iyisi</span><br />
<br />
*İclal Aydın]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sivaslıca.. ]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/sivaslica.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 20:30:06 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/sivaslica.html</guid>
			<description><![CDATA[Sivaslıca 2012 ÖSS Sorusu<br />
<br />
<br />
Anşa gızınan gardaşı ırbaam goca bi ilaane su doldurup cimecemiş.<br />
 1.musluk 5 dakka da <br />
 2.musluk 3 dakka da doldururumuş. Bunlar da oynuyoh diye musluun birini açıp birini kabadırmış buna göre musluk kaç dakka da dolar ? <br />
<br />
<br />
A-) İlaan hiç dolmaz<br />
B-) İlaan daşar<br />
C-) İlaan yarıh hiç dolmaz<br />
D-) İlaan dolar<br />
E-) Anaları suynan oynamayın töremeyesiceler diyin ikisini de döver,ilaani de devirirrr <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <br />
<br />
<br />
<br />
İşimiz gücümüz yok böyle şeylerle uğraşıyoruz sınıfça <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Memleket sevgisi bir başkaa sizce de öyle değil mi ? <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sivaslıca 2012 ÖSS Sorusu<br />
<br />
<br />
Anşa gızınan gardaşı ırbaam goca bi ilaane su doldurup cimecemiş.<br />
 1.musluk 5 dakka da <br />
 2.musluk 3 dakka da doldururumuş. Bunlar da oynuyoh diye musluun birini açıp birini kabadırmış buna göre musluk kaç dakka da dolar ? <br />
<br />
<br />
A-) İlaan hiç dolmaz<br />
B-) İlaan daşar<br />
C-) İlaan yarıh hiç dolmaz<br />
D-) İlaan dolar<br />
E-) Anaları suynan oynamayın töremeyesiceler diyin ikisini de döver,ilaani de devirirrr <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <img class="postimage" src="images/gulucukler/yihhu.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Yihhu" title="Yihhu" /> <br />
<br />
<br />
<br />
İşimiz gücümüz yok böyle şeylerle uğraşıyoruz sınıfça <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Memleket sevgisi bir başkaa sizce de öyle değil mi ? <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben bile 'ben' değilken...]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/ben-bile-ben-degilken.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 14:57:51 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/ben-bile-ben-degilken.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://www.yukleresim.com/di-XXJS.jpg" border="0" alt="[Resim: di-XXJS.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;">Elbet bir gün beni de bulacak aşk.Sonra ya güleceğim ya ağlayacağım,ya gideceğim ya da kalağım.Önemli olan ne biliyor musun ? Ne kadar seveceğim.Korkuyorum şimdi.Ya çok seversem diye korkuyorum.Sonra sen gitsen bile ben de hep kalırsın diye korkuyorum.Senden değil kendimden korkuyorum.Ben değilde ‘sen’ olmaktan korkuyorum.Günden güne artacaksın ben de.İşte o anda sen bile kurtamayacaksın ‘seni’ benden.Ben bile korkarken kendimden...Sesin çınlayacak kulaklarımda,yüreğim olmayacak ben de.Bütün bunlar sen yokken olacak.Ben yalnız kalacağım bendeki senle.Aramızda mesafeler olacak ama ben yok edeceğim her defasında.İşte bunu için sevdiğim.Dedim ya senden değil kendimden korkuyorum.Çok seveceğim seni biliyorum.Fazla,yoğun ve durmaksınız seveceğim. Anlıyor musun şimdi ?<br />
Aşk herkeze kolay olmayabilir.Aşk ‘aşk’ değilse o başka tabii!</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://www.yukleresim.com/di-XXJS.jpg" border="0" alt="[Resim: di-XXJS.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;">Elbet bir gün beni de bulacak aşk.Sonra ya güleceğim ya ağlayacağım,ya gideceğim ya da kalağım.Önemli olan ne biliyor musun ? Ne kadar seveceğim.Korkuyorum şimdi.Ya çok seversem diye korkuyorum.Sonra sen gitsen bile ben de hep kalırsın diye korkuyorum.Senden değil kendimden korkuyorum.Ben değilde ‘sen’ olmaktan korkuyorum.Günden güne artacaksın ben de.İşte o anda sen bile kurtamayacaksın ‘seni’ benden.Ben bile korkarken kendimden...Sesin çınlayacak kulaklarımda,yüreğim olmayacak ben de.Bütün bunlar sen yokken olacak.Ben yalnız kalacağım bendeki senle.Aramızda mesafeler olacak ama ben yok edeceğim her defasında.İşte bunu için sevdiğim.Dedim ya senden değil kendimden korkuyorum.Çok seveceğim seni biliyorum.Fazla,yoğun ve durmaksınız seveceğim. Anlıyor musun şimdi ?<br />
Aşk herkeze kolay olmayabilir.Aşk ‘aşk’ değilse o başka tabii!</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tatil Bitti!]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/tatil-bitti.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 11:42:14 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/tatil-bitti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Bize ayrılan tatilin sonuna geldik. Pazartesi okullar açılıyor ve ‘haydi herkes okula’ sloganı da harekete geçiyor. Özledim mi? Özledim valla… Pembe koltukları mı, pembe makyaj seti mi ve pembe minikleri fazlaca özledim.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Aslında ben kardan umutluydum. Belki 1 hafta daha uzar diye ama kar yüzünden eve dikilip kalınca kar’a olan sempatim antipati’ye döndü. Bir ara ne olursa olsun yarın dışarıya ayak basacağım dedim, ertesi gün hasta oldum. Bildiğiniz öksürük, grip pis mikropla mücadele ettim. Ama nafile, uzadıkça uzadı kör olası mikroplar. Yani anlayacağınız uzun süre sümüklü börtü oldum.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Ama atlattım. Her pembe kişi gibi bunun da üstesinden geldim. Fazla mı şımardım ne? <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Evet, yeni bir dönem başlıyor. Pazartesi trafik yeniden hayata geçecek. Anneler-babalar (bir de dayılar <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /> ) miniklerini okul yoluna yeniden uğurlayacaklar. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Biz sınıfta yeniden şarkılar söyleyip dans edeceğiz. Bu mutlu günü kutlayacağız. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Ayrılırken pek bir üzülmüştük. Bir türlü kopamamıştık birbirimizden. Kapıdan dönüp tekrar sarılanlar falan oldu. O şirin yüzlerde hüzün olmamıştı zaten... Şimdi (pazartesi) yeniden gülme zamanı.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Şu kar günlerinde tek üzüldüğüm şey miniklerle kardan minik yapamamış olmamızdı. Çok istiyorlardı… Belki sesimizi duyan olurda hafif şirin kar yollar yukardan aşağıya… <img class="postimage" src="images/smilies/wink.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Wink" title="Wink" /></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Herkese daha doğrusu tüm velilere yeni dönemde başarılar diliyorum. Hatta tüm öğretmenlere ve öğrencilere de… </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Bu da benim sınıfımdan minik bir kare size…. Çok çok öptüm pembe kız (gossip girl olmasını beklemiyordunuz di mi? <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /> )</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/394052_3052809757729_1187828246_3293416_1956288818_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 394052_3052809757729_1187828246_3293416_...8818_n.jpg]" /><br />
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Bize ayrılan tatilin sonuna geldik. Pazartesi okullar açılıyor ve ‘haydi herkes okula’ sloganı da harekete geçiyor. Özledim mi? Özledim valla… Pembe koltukları mı, pembe makyaj seti mi ve pembe minikleri fazlaca özledim.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Aslında ben kardan umutluydum. Belki 1 hafta daha uzar diye ama kar yüzünden eve dikilip kalınca kar’a olan sempatim antipati’ye döndü. Bir ara ne olursa olsun yarın dışarıya ayak basacağım dedim, ertesi gün hasta oldum. Bildiğiniz öksürük, grip pis mikropla mücadele ettim. Ama nafile, uzadıkça uzadı kör olası mikroplar. Yani anlayacağınız uzun süre sümüklü börtü oldum.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Ama atlattım. Her pembe kişi gibi bunun da üstesinden geldim. Fazla mı şımardım ne? <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Evet, yeni bir dönem başlıyor. Pazartesi trafik yeniden hayata geçecek. Anneler-babalar (bir de dayılar <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /> ) miniklerini okul yoluna yeniden uğurlayacaklar. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Biz sınıfta yeniden şarkılar söyleyip dans edeceğiz. Bu mutlu günü kutlayacağız. </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Ayrılırken pek bir üzülmüştük. Bir türlü kopamamıştık birbirimizden. Kapıdan dönüp tekrar sarılanlar falan oldu. O şirin yüzlerde hüzün olmamıştı zaten... Şimdi (pazartesi) yeniden gülme zamanı.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Şu kar günlerinde tek üzüldüğüm şey miniklerle kardan minik yapamamış olmamızdı. Çok istiyorlardı… Belki sesimizi duyan olurda hafif şirin kar yollar yukardan aşağıya… <img class="postimage" src="images/smilies/wink.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Wink" title="Wink" /></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Herkese daha doğrusu tüm velilere yeni dönemde başarılar diliyorum. Hatta tüm öğretmenlere ve öğrencilere de… </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Bu da benim sınıfımdan minik bir kare size…. Çok çok öptüm pembe kız (gossip girl olmasını beklemiyordunuz di mi? <img class="postimage" src="images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /> )</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/394052_3052809757729_1187828246_3293416_1956288818_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 394052_3052809757729_1187828246_3293416_...8818_n.jpg]" /><br />
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşk-ı Ela’dan Sevgililer Gününe Özel “Bİ DOLU AŞK” Yastık Koleksiyonu]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/ask-i-ela%E2%80%99dan-sevgililer-gunune-ozel-%E2%80%9Cbi-dolu-ask%E2%80%9D-yastik-koleksiyonu.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 11:07:13 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/ask-i-ela%E2%80%99dan-sevgililer-gunune-ozel-%E2%80%9Cbi-dolu-ask%E2%80%9D-yastik-koleksiyonu.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/3066645499140.JPG" border="0" alt="[Resim: 3066645499140.JPG]" /> </div>
<br />
Ev tekstili ve dekorasyon alanında alternatif ürünler sunan Aşk-ı Ela, online alış veriş sitesini ve ilk mağazasını geçtiğimiz ay Bağdat Caddesi’nde açtı.<br />
	<br />
Tamamı özel tasarım olan dekoratif yastıklardan kokulu yastıklara, şık elbise askılarından banyo aksesuarlarına, masa örtülerinden runnerlara kadar geniş bir yelpazede ürünlerini sunan Aşk – ı Ela, 14 Şubat Sevgililer Günü için de “Bi Dolu Aşk” isimli özel bir yastık koleksiyonu hazırladı.<br />
	<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/ckfinder/userfiles/images/2ya.jpg" border="0" alt="[Resim: 2ya.jpg]" /></div>
<br />
Ayrı ayrı ama birbirini tamamlayacak şekilde tasarlanan “Bi Dolu Aşk” yastıkları ile sevgiliniz yanınızda değilken bile birlikte olduğunuzu her zaman hatırlayacaksınız…<br />
	<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/ckfinder/userfiles/images/3ya.jpg" border="0" alt="[Resim: 3ya.jpg]" /></div>
	<br />
Birinci kalite malzemeler, birbirinden farklı alternatifleri ile şık ve kaliteli detaylara sahip dekoratif ürünler sunan Aşk-ı Ela, sevgililer günü yorumuyla bu sefer aşkınızı, o en özel kişiye ifade edebilmeniz için Aşk – ı Ela showroom ve <a href="http://www.askiela.com/" target="_blank"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #ff00ff;"><span style="font-style: italic;">www.askiela.com</span></span></span></a>’da sizlerle…<br />
<span style="color: #999999;"><span style="font-size: x-small;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span><br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/3066645499140.JPG" border="0" alt="[Resim: 3066645499140.JPG]" /> </div>
<br />
Ev tekstili ve dekorasyon alanında alternatif ürünler sunan Aşk-ı Ela, online alış veriş sitesini ve ilk mağazasını geçtiğimiz ay Bağdat Caddesi’nde açtı.<br />
	<br />
Tamamı özel tasarım olan dekoratif yastıklardan kokulu yastıklara, şık elbise askılarından banyo aksesuarlarına, masa örtülerinden runnerlara kadar geniş bir yelpazede ürünlerini sunan Aşk – ı Ela, 14 Şubat Sevgililer Günü için de “Bi Dolu Aşk” isimli özel bir yastık koleksiyonu hazırladı.<br />
	<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/ckfinder/userfiles/images/2ya.jpg" border="0" alt="[Resim: 2ya.jpg]" /></div>
<br />
Ayrı ayrı ama birbirini tamamlayacak şekilde tasarlanan “Bi Dolu Aşk” yastıkları ile sevgiliniz yanınızda değilken bile birlikte olduğunuzu her zaman hatırlayacaksınız…<br />
	<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/ckfinder/userfiles/images/3ya.jpg" border="0" alt="[Resim: 3ya.jpg]" /></div>
	<br />
Birinci kalite malzemeler, birbirinden farklı alternatifleri ile şık ve kaliteli detaylara sahip dekoratif ürünler sunan Aşk-ı Ela, sevgililer günü yorumuyla bu sefer aşkınızı, o en özel kişiye ifade edebilmeniz için Aşk – ı Ela showroom ve <a href="http://www.askiela.com/" target="_blank"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #ff00ff;"><span style="font-style: italic;">www.askiela.com</span></span></span></a>’da sizlerle…<br />
<span style="color: #999999;"><span style="font-size: x-small;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span><br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diyetin Altın Kuralları]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/diyetin-altin-kurallari.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 11:02:42 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/diyetin-altin-kurallari.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/7376665979259.JPG" border="0" alt="[Resim: 7376665979259.JPG]" /> </div>
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Baş edemediğimiz kilolar yüzünden her duyduğumuz diyeti uygular, her detoksu yapar olduk. Fakat diyet yaparken atlanmaması gereken altın kuralları bu sırada unuttuk… İşte diyetin altın kuralları;<br />
<br />
• Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.<br />
<br />
• Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.<br />
<br />
• Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.<br />
<br />
• Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.<br />
<br />
• Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.<br />
<br />
• Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.<br />
<br />
• Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.<br />
<br />
• Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hala gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.<br />
<br />
• Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1,5 litre)<br />
<br />
• Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşlar bulun.<br />
<br />
• Küçük porsiyonları tercih edin.<br />
<br />
• Küçük bir tabak kullanın.<br />
<br />
• Daha yavaş yemek yiyin.<br />
<br />
• Tam olarak doyduğunuzda değil, açlığınız geçtiğinde yemeği bırakın.<br />
<br />
• Yemeğin servis tabağını masaya koymayın.<br />
<br />
• Yemek için küçük, salata için büyük tabak kullanın.<br />
<br />
• Yemeğe başlamadan önce 2 bardak su için.</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="color: #999999;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/7376665979259.JPG" border="0" alt="[Resim: 7376665979259.JPG]" /> </div>
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Baş edemediğimiz kilolar yüzünden her duyduğumuz diyeti uygular, her detoksu yapar olduk. Fakat diyet yaparken atlanmaması gereken altın kuralları bu sırada unuttuk… İşte diyetin altın kuralları;<br />
<br />
• Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.<br />
<br />
• Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.<br />
<br />
• Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.<br />
<br />
• Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.<br />
<br />
• Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.<br />
<br />
• Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.<br />
<br />
• Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.<br />
<br />
• Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hala gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.<br />
<br />
• Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1,5 litre)<br />
<br />
• Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşlar bulun.<br />
<br />
• Küçük porsiyonları tercih edin.<br />
<br />
• Küçük bir tabak kullanın.<br />
<br />
• Daha yavaş yemek yiyin.<br />
<br />
• Tam olarak doyduğunuzda değil, açlığınız geçtiğinde yemeği bırakın.<br />
<br />
• Yemeğin servis tabağını masaya koymayın.<br />
<br />
• Yemek için küçük, salata için büyük tabak kullanın.<br />
<br />
• Yemeğe başlamadan önce 2 bardak su için.</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="color: #999999;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Scotch&#x26;oda’da Sevgililer Günü İçin Geri Sayım Başladı!]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/scotch-soda%E2%80%99da-sevgililer-gunu-icin-geri-sayim-basladi.html</link>
			<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 10:59:18 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/scotch-soda%E2%80%99da-sevgililer-gunu-icin-geri-sayim-basladi.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/5209117067466.JPG" border="0" alt="[Resim: 5209117067466.JPG]" /><br />
<br />
<span style="font-size: large;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Scotch&Soda %30 oranındaki büyük Kış İndirimi ile Sevgililer Günü mutluluğunu ikiye katlıyor...</span></span></span></span></div>
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Sevgililer Günü yaklaşırken birbirlerine en özel hediyeyi almak isteyen sevgililerin tatlı telaşı da başlıyor. Ayrıcalıklı ve farklı çizgisiyle dikkat çeken Scotch&Soda’nın Nişantaşı mağazası, her zaman şıklık ve rahatlığına önem veren stil sahibi sevgililere, bugünü daha da anlamlı kılacak hediye alternatifleri sunuyor. Scotch&Soda sokak modasından vazgeçmeyen moda sever sevgilileri Nişantaşı mağazasında vintage tarzı koleksiyonu ile karşılıyor.<br />
<br />
Kadınlar için feminenliği ortaya çıkaran detayları ile Maison Scotch koleksiyonu; triko hırkalar, kazaklar, deri ceketler, gömlekler, denim pantolonlar, şapka ile eldiven, atkı gibi aksesuar seçenekleri sunuyor. Pastel renkleri ile soğuk kış aylarında sıcak bir Sevgililer Günü için, kadınlara özel Maison Scotch koleksiyonu Scotch&Soda Nişantaşı mağazasında...<br />
<br />
Scotch&Soda’nın siyah, haki ve kahve tonlarında ceket ve montlar, örme kazak ve hırkalar, gömlekler, sweat-shirt’ler, deri ceketler, farklı renk seçeneklerinin sunulduğu denim pantolonları ve aksesuar seçenekleri ile sezona damgasını vuran erkek koleksiyonunda stil sahibi sevgilinize uygun hediyeyi seçenekleri sizi bekliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AŞK’LA TASARLANAN KOLEKSİYONLAR…</span><br />
<br />
Benzersiz tasarımları ve detaylara verdiği olağanüstü önem ile adından söz ettiren Scotch&Soda’da koleksiyonlar gerçek bir koleksiyoncu aşkıyla tasarlanıyor ve üretiliyor. Dünyanın dört bir yanından toplanan ilhamlarla zenginleşen tasarımlarla yaratılan Scotch & Soda, markanın sevenleri ile özdeşleşip hayat buluyor. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="color: #999999;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://cosmoturk.com/uploads/yazilar/5209117067466.JPG" border="0" alt="[Resim: 5209117067466.JPG]" /><br />
<br />
<span style="font-size: large;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Scotch&Soda %30 oranındaki büyük Kış İndirimi ile Sevgililer Günü mutluluğunu ikiye katlıyor...</span></span></span></span></div>
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Sevgililer Günü yaklaşırken birbirlerine en özel hediyeyi almak isteyen sevgililerin tatlı telaşı da başlıyor. Ayrıcalıklı ve farklı çizgisiyle dikkat çeken Scotch&Soda’nın Nişantaşı mağazası, her zaman şıklık ve rahatlığına önem veren stil sahibi sevgililere, bugünü daha da anlamlı kılacak hediye alternatifleri sunuyor. Scotch&Soda sokak modasından vazgeçmeyen moda sever sevgilileri Nişantaşı mağazasında vintage tarzı koleksiyonu ile karşılıyor.<br />
<br />
Kadınlar için feminenliği ortaya çıkaran detayları ile Maison Scotch koleksiyonu; triko hırkalar, kazaklar, deri ceketler, gömlekler, denim pantolonlar, şapka ile eldiven, atkı gibi aksesuar seçenekleri sunuyor. Pastel renkleri ile soğuk kış aylarında sıcak bir Sevgililer Günü için, kadınlara özel Maison Scotch koleksiyonu Scotch&Soda Nişantaşı mağazasında...<br />
<br />
Scotch&Soda’nın siyah, haki ve kahve tonlarında ceket ve montlar, örme kazak ve hırkalar, gömlekler, sweat-shirt’ler, deri ceketler, farklı renk seçeneklerinin sunulduğu denim pantolonları ve aksesuar seçenekleri ile sezona damgasını vuran erkek koleksiyonunda stil sahibi sevgilinize uygun hediyeyi seçenekleri sizi bekliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AŞK’LA TASARLANAN KOLEKSİYONLAR…</span><br />
<br />
Benzersiz tasarımları ve detaylara verdiği olağanüstü önem ile adından söz ettiren Scotch&Soda’da koleksiyonlar gerçek bir koleksiyoncu aşkıyla tasarlanıyor ve üretiliyor. Dünyanın dört bir yanından toplanan ilhamlarla zenginleşen tasarımlarla yaratılan Scotch & Soda, markanın sevenleri ile özdeşleşip hayat buluyor. </span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="color: #999999;">Kaynak:CosmoTurk.com.tr</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uyanış-1.Bölüm ]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/uyanis-1-bolum.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 20:27:52 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/uyanis-1-bolum.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><br />
<br />
<span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;">Selam arkadaşlar. Özel nedenlerden ötürü yarın bilgisayara giremeyeceğimden hikâyenin ilk bölümünü bu gün ekliyorum. Gecikmesindense erken olması daha iyi diye düşündüm. İyi okumalar… </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"></span><span style="font-weight: bold;"></span><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">Birinci Bölüm<br />
<br />
<br />
Yeter ama artık herkesinde bir sınırı vardır dimi ama. Bak şimdiden söylüyorum bu kız biraz daha üzerime gelirse verdiğim bütün sözleri yıkıp paralıcam. ‘ salak şey giydiği şeye bak! Ne o güzelim gerçeğine paran mı yetmedi. Ay şekerim anlamıyorum ki ben böyle fakirleri paran yetmiyor madem çakmasını da giyme. Rezil şey!’ babam arada olmayacaktı ben ona sorardım ya gökçe dayan kızım tut kendini. Ay bu kız iyice sinirlerimi bozdu kiminle konuşuyorum ben!<br />
<br />
“ gökçe! Kızım sana diyorum. Müdire hanım odasına çağırıyor.” Kocaman açılmış gözlerimle arzu öğretmenin gözlerine baktım. Aksesuar amacıyla taktığım gözlükleri itip yanına gittim. Tuğçenin arkamdan hala çekiştirdiğini duyuyorum ama elden ne gelir ki? Genellikle görünmezim, özel okulda burslu olan her öğrenci gibi. Küçücük bir hatamı yakalasınlar anında ceza veya rezil eziyetler. Hey! Bu yaptığınıza çifte standart denir. Tabi bütün bunlar içimdeki çığlıklar dışımda tipik bir ineğim. Ellerim önümde girdiğim odada da gergince bakıyorum benden daha gergin suratlı müdiremize.<br />
<br />
“ Gökçe AKÇASOY’du dimi? Hangi sınıftaydın sen?” küstahlık saymayacağı kadar dik durdum.<br />
<br />
“11-A Berrin Hanım.” Bilgisayar ekranına iyice yapışarak dudaklarını büzdü.<br />
<br />
“ hıh! Şimdi hatırladım seni sen şu burslu kızsın.” Başımı salladım. Bu durumu neden bir özür gibi söylediklerini anlamıyorum. Onlardan zeki olduğumu kabullenmek yerine küçümsemek daha mı tatmin edici.<br />
<br />
“ bak kızım bütün masrafların devlet tarafından ödeniyor biliyorum. Fakat yıl içinde okul giderleri için topladığımız birde bağışlarımız var. Ailene haber verdik fakat seninkilerden haber çıkmadı. Söyle onlara pazartesi getirsinler parayı. Ben sizin gibilerle yüz göz olmak zorunda mıyım canım.” Pis cadı eminim sen o aldığın paralarla sarkan yerlerini geriyorsundur. Derin nefesler al!<br />
<br />
“ peki, efendim.” Daha fazla katlanamam buna. Topuklarımın üzerinde dönerek ritmik adımlarla odadan çıktım. Tamam, yaşamamıza yeten çok az paramız, benim yüzümden pamuk ipliğine bağlı babamın bir işi ve doğmak üzere olan 2 tane daha kardeşim var ama hayat yineden güzel. Güzel bir adele parçası mırıldanırken merdivenlerden yuvarlandım. Sanırım yine gözüme kapattım. <br />
<br />
“lanet olası pislik kalk üzerimden.” Zorlukla gözlerimi açtığımda burnumun dibinde kumral, çekici biriyle burun buruna kaldım.<br />
<br />
Omuzlarını kavrayıp yan tarafıma devirdim. Göğsüm sıkışıyordu. Hadi ama aslım krızim için hiç uygun bir zaman değil. Elim göğsümde deri nefesler alıyorum aslında alamıyorum.<br />
<br />
“ne-nefes al-ala-alamıyorum.” Etrafımdaki insanlar dönüyorlarmı? Gömleğimin düğmelerinin açıldığını hissediyorum. Bu durumda bile kızarabiliyorsam kendime tebrik koyabilirim. Ağzımda ilacın tanıdık şeklini hissedince beklenti içinde derin nefesler aldım. Sonra… Sonrası belli zaten karanlık,<br />
<br />
**** <br />
<br />
“iyi mi?” bir yerimi kanattıysam ayvayı yediğimin resmidir. Tereddütle bedenimi yoklarım acı var ama kesik yok gibi. Daha önce bir yerimi kesmedim ki nereden bileceğim acısını. İyice sersemledim ben. <br />
<br />
“ gitmek istiyorum.” sedyenin kollarından tutunup ayaklarımı aşağıya salladım.<br />
<br />
“ gördüğün gibi yeterince iyi” hemşireye ters ters baktıktan sonra kapıdan çıktım. Eve geç kaldım ayrıca servisi de kaçırdım. Otobüs durağına kadar yürücem. Hayat ne kadar acımasız ama<br />
<br />
“hey dur!” arkama döndüğümde yüksek bir ihtimalle çarptığım çocuğa baktım. Kollarımı göğsümde birleştirip tek kaşımı kaldırdım.<br />
<br />
“bir sorun mu var?” kumral ve ela gözlü vauv çok yakışıklı.<br />
<br />
“ önemli değil.” Özür dilememi mi istiyor. Etkilendim ama hatamı kabul etmicem. Baştan aşağıya süzdükten sonra küçümsercesine baktım. Topuklarımın üzerinde dönüp sınıfa gittim. Oda arkamda yürümeye başladı.<br />
<br />
“hadi ama sihirli kelimeyi biliyorsundur.” Elleri ceplerinde bana gülüyordu.<br />
<br />
“ bilmiyorsun herhalde ama söyleyeyim burslu öğrenciler görünmezlerdir. O yüzden benden uzak dur.” Parmağımı kaldırıp salladım.” Ayrıca o sihirli kelimeleri duyamıcaksın. ” Eşyalarımı alıp okuldan çıktım. Kulaklığı takıp yürümeye başladım. Bu hayata gelişin bir anlamı olmalı. Böyle körü kötüne yaşamak için gelmiş olamaz ya insan. Belki de birinin hayatında önemli bir yerim olduğu içindir dünyaya gelişim. Aslında tuhaf, herşey tuhaf. Dışarıdan bakıldığında aileden hiç kimseye benzemiyorum. Babamın teorisine göre büyük büyük büyükanneme benziyorum onu Rus geni bana geçmiş. Pek inanasım gelmiyor ya neyse. Otobüsün içi fena halde ter kokuyor. Eğer şimdi boğulmazsam herhalde bir daha ölmem. Zile basıp durakta indim. Apartmanın önüne geldiğimde Ahmet topu bana attı.<br />
<br />
“ abla atsana topu” Çantayı yere koyup onlarla maç oynadım.<br />
<br />
“ gökçe! Kızım geldin de niye haber vermiyorsun. Hemen yukarı gel!” beklide hayatımda ki yegâne amaç anneme yardımdı kim bilebilir ki… Annem ayaklarını koltuğa uzatmış, kocaman şişmiş karnının üzerinden kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. <br />
<br />
“ biliyorum gökçe, çok yükleniyorum sana ama yapabileceğim bir şey yok. Doğuma az kaldı. Sonrası bundan daha yoğun olacak.” Bundan daha kötüsü nasıl olabilir ki? Üzerimi değiştirmeden etrafı toplamaya başladım. Ahmet iyi bir cezayı hak ediyor ne bu evin hali. İçimde anlam veremediğim bir öfke dalgası geçti. Arada sırada beni yoklayan sinir dalgalarından bir tane daha geliyor. Ağzımı kapatarak odaya koştum ve müzik setinin sesini sona açıp avazım çıktı kadar bağırmaya kırıp dökmeye başladım. Bu öfke nöbetlerime hiçbir çare bulunamadı. İlaçlar, doğal ilaçlar ve hatta üfürükçükler hiçbir şey, ne nedenini biliyoruz nede engelleyebiliyoruz. Odanın kapısını kapatıp tekrardan işe döndüm. Bütün iş bittiğinde yemekleri yaptım.<br />
<br />
“ Ahmet eve gel!” ödevlerimin başına geçtim. Denklemler, polünomlar kafam karma karışık. <br />
<br />
Hayat sıradan ve anlamsız, bu kadar olamaz. Kendi hayatımda figüran gibiyim. Bu gidişe bir son verilmeli… <br />
<br />
Yatağın üzerine uzanıp kollarımı başımın altına aldım. Kendi evimdeyim ailemle kardeşimle ama sanki onlarla çok uzakmışım gibi. Büyük bir arayıp içindeymişim gibi geliyor. Uzun zamandır bu histen kurtulmaya çalışsam da olmuyor sanki. İçimdeki bu hissin üzerini örtmeye çalışsam da olmuyor. Kafam karma karışık oldu. Derin bir nefes alıp uyumaya çalışıyorum. <br />
<br />
<br />
“Anatolya’nın dirilişi için üç ülke kâhinleri toplandı. Nefesle tutuldu, kanlar çekildi. Paranoyakça geçen asırlar, tükenmiş kanın son ferdini aramakla geçti. Ben anatolya kâhini Tolunay, tükenmiş kanı bekleyen kişi! Dikkatle işitin sözlerimi. Bekleyiş sona erdi! <br />
<br />
<br />
Diriliş- ilk çıtırtılar\ 1.bölüm<br />
<br />
<br />
İyi kötü yorumları bekliyorum </span></span> <img class="postimage" src="images/gulucukler/ucankiz.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Ucankiz" title="Ucankiz" /> <br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Comic Sans MS;"><br />
<br />
<span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;">Selam arkadaşlar. Özel nedenlerden ötürü yarın bilgisayara giremeyeceğimden hikâyenin ilk bölümünü bu gün ekliyorum. Gecikmesindense erken olması daha iyi diye düşündüm. İyi okumalar… </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"></span><span style="font-weight: bold;"></span><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">Birinci Bölüm<br />
<br />
<br />
Yeter ama artık herkesinde bir sınırı vardır dimi ama. Bak şimdiden söylüyorum bu kız biraz daha üzerime gelirse verdiğim bütün sözleri yıkıp paralıcam. ‘ salak şey giydiği şeye bak! Ne o güzelim gerçeğine paran mı yetmedi. Ay şekerim anlamıyorum ki ben böyle fakirleri paran yetmiyor madem çakmasını da giyme. Rezil şey!’ babam arada olmayacaktı ben ona sorardım ya gökçe dayan kızım tut kendini. Ay bu kız iyice sinirlerimi bozdu kiminle konuşuyorum ben!<br />
<br />
“ gökçe! Kızım sana diyorum. Müdire hanım odasına çağırıyor.” Kocaman açılmış gözlerimle arzu öğretmenin gözlerine baktım. Aksesuar amacıyla taktığım gözlükleri itip yanına gittim. Tuğçenin arkamdan hala çekiştirdiğini duyuyorum ama elden ne gelir ki? Genellikle görünmezim, özel okulda burslu olan her öğrenci gibi. Küçücük bir hatamı yakalasınlar anında ceza veya rezil eziyetler. Hey! Bu yaptığınıza çifte standart denir. Tabi bütün bunlar içimdeki çığlıklar dışımda tipik bir ineğim. Ellerim önümde girdiğim odada da gergince bakıyorum benden daha gergin suratlı müdiremize.<br />
<br />
“ Gökçe AKÇASOY’du dimi? Hangi sınıftaydın sen?” küstahlık saymayacağı kadar dik durdum.<br />
<br />
“11-A Berrin Hanım.” Bilgisayar ekranına iyice yapışarak dudaklarını büzdü.<br />
<br />
“ hıh! Şimdi hatırladım seni sen şu burslu kızsın.” Başımı salladım. Bu durumu neden bir özür gibi söylediklerini anlamıyorum. Onlardan zeki olduğumu kabullenmek yerine küçümsemek daha mı tatmin edici.<br />
<br />
“ bak kızım bütün masrafların devlet tarafından ödeniyor biliyorum. Fakat yıl içinde okul giderleri için topladığımız birde bağışlarımız var. Ailene haber verdik fakat seninkilerden haber çıkmadı. Söyle onlara pazartesi getirsinler parayı. Ben sizin gibilerle yüz göz olmak zorunda mıyım canım.” Pis cadı eminim sen o aldığın paralarla sarkan yerlerini geriyorsundur. Derin nefesler al!<br />
<br />
“ peki, efendim.” Daha fazla katlanamam buna. Topuklarımın üzerinde dönerek ritmik adımlarla odadan çıktım. Tamam, yaşamamıza yeten çok az paramız, benim yüzümden pamuk ipliğine bağlı babamın bir işi ve doğmak üzere olan 2 tane daha kardeşim var ama hayat yineden güzel. Güzel bir adele parçası mırıldanırken merdivenlerden yuvarlandım. Sanırım yine gözüme kapattım. <br />
<br />
“lanet olası pislik kalk üzerimden.” Zorlukla gözlerimi açtığımda burnumun dibinde kumral, çekici biriyle burun buruna kaldım.<br />
<br />
Omuzlarını kavrayıp yan tarafıma devirdim. Göğsüm sıkışıyordu. Hadi ama aslım krızim için hiç uygun bir zaman değil. Elim göğsümde deri nefesler alıyorum aslında alamıyorum.<br />
<br />
“ne-nefes al-ala-alamıyorum.” Etrafımdaki insanlar dönüyorlarmı? Gömleğimin düğmelerinin açıldığını hissediyorum. Bu durumda bile kızarabiliyorsam kendime tebrik koyabilirim. Ağzımda ilacın tanıdık şeklini hissedince beklenti içinde derin nefesler aldım. Sonra… Sonrası belli zaten karanlık,<br />
<br />
**** <br />
<br />
“iyi mi?” bir yerimi kanattıysam ayvayı yediğimin resmidir. Tereddütle bedenimi yoklarım acı var ama kesik yok gibi. Daha önce bir yerimi kesmedim ki nereden bileceğim acısını. İyice sersemledim ben. <br />
<br />
“ gitmek istiyorum.” sedyenin kollarından tutunup ayaklarımı aşağıya salladım.<br />
<br />
“ gördüğün gibi yeterince iyi” hemşireye ters ters baktıktan sonra kapıdan çıktım. Eve geç kaldım ayrıca servisi de kaçırdım. Otobüs durağına kadar yürücem. Hayat ne kadar acımasız ama<br />
<br />
“hey dur!” arkama döndüğümde yüksek bir ihtimalle çarptığım çocuğa baktım. Kollarımı göğsümde birleştirip tek kaşımı kaldırdım.<br />
<br />
“bir sorun mu var?” kumral ve ela gözlü vauv çok yakışıklı.<br />
<br />
“ önemli değil.” Özür dilememi mi istiyor. Etkilendim ama hatamı kabul etmicem. Baştan aşağıya süzdükten sonra küçümsercesine baktım. Topuklarımın üzerinde dönüp sınıfa gittim. Oda arkamda yürümeye başladı.<br />
<br />
“hadi ama sihirli kelimeyi biliyorsundur.” Elleri ceplerinde bana gülüyordu.<br />
<br />
“ bilmiyorsun herhalde ama söyleyeyim burslu öğrenciler görünmezlerdir. O yüzden benden uzak dur.” Parmağımı kaldırıp salladım.” Ayrıca o sihirli kelimeleri duyamıcaksın. ” Eşyalarımı alıp okuldan çıktım. Kulaklığı takıp yürümeye başladım. Bu hayata gelişin bir anlamı olmalı. Böyle körü kötüne yaşamak için gelmiş olamaz ya insan. Belki de birinin hayatında önemli bir yerim olduğu içindir dünyaya gelişim. Aslında tuhaf, herşey tuhaf. Dışarıdan bakıldığında aileden hiç kimseye benzemiyorum. Babamın teorisine göre büyük büyük büyükanneme benziyorum onu Rus geni bana geçmiş. Pek inanasım gelmiyor ya neyse. Otobüsün içi fena halde ter kokuyor. Eğer şimdi boğulmazsam herhalde bir daha ölmem. Zile basıp durakta indim. Apartmanın önüne geldiğimde Ahmet topu bana attı.<br />
<br />
“ abla atsana topu” Çantayı yere koyup onlarla maç oynadım.<br />
<br />
“ gökçe! Kızım geldin de niye haber vermiyorsun. Hemen yukarı gel!” beklide hayatımda ki yegâne amaç anneme yardımdı kim bilebilir ki… Annem ayaklarını koltuğa uzatmış, kocaman şişmiş karnının üzerinden kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. <br />
<br />
“ biliyorum gökçe, çok yükleniyorum sana ama yapabileceğim bir şey yok. Doğuma az kaldı. Sonrası bundan daha yoğun olacak.” Bundan daha kötüsü nasıl olabilir ki? Üzerimi değiştirmeden etrafı toplamaya başladım. Ahmet iyi bir cezayı hak ediyor ne bu evin hali. İçimde anlam veremediğim bir öfke dalgası geçti. Arada sırada beni yoklayan sinir dalgalarından bir tane daha geliyor. Ağzımı kapatarak odaya koştum ve müzik setinin sesini sona açıp avazım çıktı kadar bağırmaya kırıp dökmeye başladım. Bu öfke nöbetlerime hiçbir çare bulunamadı. İlaçlar, doğal ilaçlar ve hatta üfürükçükler hiçbir şey, ne nedenini biliyoruz nede engelleyebiliyoruz. Odanın kapısını kapatıp tekrardan işe döndüm. Bütün iş bittiğinde yemekleri yaptım.<br />
<br />
“ Ahmet eve gel!” ödevlerimin başına geçtim. Denklemler, polünomlar kafam karma karışık. <br />
<br />
Hayat sıradan ve anlamsız, bu kadar olamaz. Kendi hayatımda figüran gibiyim. Bu gidişe bir son verilmeli… <br />
<br />
Yatağın üzerine uzanıp kollarımı başımın altına aldım. Kendi evimdeyim ailemle kardeşimle ama sanki onlarla çok uzakmışım gibi. Büyük bir arayıp içindeymişim gibi geliyor. Uzun zamandır bu histen kurtulmaya çalışsam da olmuyor sanki. İçimdeki bu hissin üzerini örtmeye çalışsam da olmuyor. Kafam karma karışık oldu. Derin bir nefes alıp uyumaya çalışıyorum. <br />
<br />
<br />
“Anatolya’nın dirilişi için üç ülke kâhinleri toplandı. Nefesle tutuldu, kanlar çekildi. Paranoyakça geçen asırlar, tükenmiş kanın son ferdini aramakla geçti. Ben anatolya kâhini Tolunay, tükenmiş kanı bekleyen kişi! Dikkatle işitin sözlerimi. Bekleyiş sona erdi! <br />
<br />
<br />
Diriliş- ilk çıtırtılar\ 1.bölüm<br />
<br />
<br />
İyi kötü yorumları bekliyorum </span></span> <img class="postimage" src="images/gulucukler/ucankiz.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Ucankiz" title="Ucankiz" /> <br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siyah İnciler  Bölüm 10]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/siyah-inciler-bolum-10.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 16:53:40 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/siyah-inciler-bolum-10.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/294001_178215288913379_121342071267368_393085_8292873_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 294001_178215288913379_121342071267368_3...2873_n.jpg]" /> <br />
</div>
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Siyah İnciler <br />
<br />
<br />
Bölüm 10 ~Değişiklik<br />
<br />
<br />
Merdivenlerden inip salona geçtim. Bir de ne göreyim, Tolga’nın babaannesi ve dedesi karşımda. Şaşkınlıkla Tolga’ya baktım. Bilmem dercesine kollarını iki yana açtı. O kadar içtenlikle bakıyorlardı ki yanlarına gidip onlara sarılmamak imkansızdı. Bende aynen öyle yaptım. <br />
<br />
<br />
-Segetales., dedi Tolga’nın dedesi gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
Çeviriyi yapması için Tolga’ya döndüm ama Tolga amcam lafa atladı.<br />
<br />
<br />
-Gelinimiz diyor senin için., dedi bana bakarak.<br />
<br />
<br />
Hiçbir şey diyemeden amcama baktım. Şaşırmış olduğumu anlayacak ki tekrar konuşmaya başladı.<br />
<br />
<br />
-Ne? Kurtça konuşmayı öğreniyorum., dedi.<br />
<br />
<br />
-Söylediniz mi?, diye sordum Tolga’ya.<br />
<br />
<br />
-Böyle bir olaydan bu kadar çabuk kurtulmamı başka türlü açıklayamazdık.<br />
<br />
<br />
-Hayal, nigavata şirata., diyerek yanıma geldi Şeyma ve bana sarıldı.<br />
<br />
<br />
-Küçük köpeğimiz seni çok özlemiş., dedi Tolga gülerek. <br />
<br />
<br />
-Tolga!, diye bağırdı Şeyma.<br />
<br />
<br />
-Boş ver sen onu tatlım. Bende seni çok özledim., dedim gülerek. Biz gülüşürken Sinem teyze bize doğru yaklaştı ve benim belimi tuttu.<br />
<br />
<br />
-Hayal’ciğim sana ve ailene çok teşekkür ederim. Sizin sayenizde oğlum kurtuldu., dedi Tolga ve bana gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
-Rica ederim efendim.<br />
<br />
<br />
-Sen gerçekten bizim gelinimiz olmalısın., dedi Bedir amca oturduğu koltuktan seslenerek.<br />
<br />
<br />
Babam homurdanarak anneme döndü. Annem babamın koluna girdi gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
-Aşkım yapma ama., dedi.<br />
<br />
<br />
-Tamam tamam., dedi babam zoraki bir gülümsemeyle.<br />
<br />
<br />
Biraz oturup muhabbet ettik. Şeyma, Berrak ve bana biraz kurt dilini öğretti. Yeni şeyler öğrenmek güzel. Kafamı Tolga’ya çevirdiğim an bana hayranlıkla baktığını gördüm. Gözleri parlıyordu adeta. Gülümsedim ve yanına gitmek için ayağa kalktım.<br />
<br />
<br />
-Hayal, nereye?, diye sordu Şeyma.<br />
<br />
<br />
-Gelirim şimdi, siz devam edin., diyerek dışarı çıktım. Tolga’da peşimden dışarı geldi. Arkamı dönüp ona baktım. Tam bir şeyler söyleyecekken o benden önce davrandı.<br />
<br />
<br />
-Hayal.<br />
<br />
<br />
-Efendim Tolga.<br />
<br />
<br />
Bana iyice yaklaştı ve ellerimi tuttu. Gözlerimin içine bakarak konuşmasını sürdürdü.<br />
<br />
<br />
-Çok güzelsin., diye fısıldadı. Aramızdaki mesafe gitgide kapanıyordu ki kafamı yere eğdim. Çenemden tutup kafamı kaldırdı ve yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. Tanrım! Ne utanç verici.<br />
<br />
<br />
-Şey. İçeri girsek iyi olacak. Şeyma ve Berrak beni bekliyorlardı., dedim kekeleyerek.<br />
<br />
<br />
-Pekala. Sen gir bende geliyorum.<br />
<br />
<br />
İçeri girdim ama gözleriyle beni takip ettiğine yemin edebilirdim. Salona geçtiğim anda Alp amcamın bir şeyler gördüğünü anladım. Yanına gidip kulağına eğildim.<br />
<br />
<br />
-Ne gördün amca?, diye sordum.<br />
<br />
<br />
-Bir vampir geliyor Hayal. Yeni bir vampir.<br />
<br />
<br />
-Kim bu?<br />
<br />
<br />
-Aytaç. <br />
<br />
<br />
-Ne zaman olacak peki?<br />
<br />
<br />
-Tarih belli değil Hayal. Onun sana karşı olan zaafını biliyoruz. Yani bu tamamen sana bağlı. Ona dikkat et kızım., dedi amcam.<br />
<br />
<br />
-Nasıl? Ben ne yapabilirim ki?<br />
<br />
<br />
-Kendini küçümseme.<br />
<br />
<br />
Şok olmuştum. Aytaç neden vampir olsun ki? Eğer vampir olursa Konsey onu öldürür. Ama o böyle bir şeyi istemez ki. Neden istesin? Tanrı aşkına aytaç, aklından neler geçiyor?<br />
<br />
<br />
~~~~~~~<br />
<br />
<br />
Yeni bir gün…<br />
<br />
<br />
Güzel bir hava…<br />
<br />
<br />
Okula gitmek zor olacak sanırım. Telefonumun titreşim sesiyle yerimde zıpladım. Kimden acaba bu mesaj sabah sabah?<br />
<br />
<br />
Aytaç… Tabi ya. Başka kimden olabilir ki…<br />
<br />
<br />
“Hayal, uyandın mı?” yazıyordu mesajda. Hemen Aytaç’ı aradım. İstemeye istemeyede olsa onun hayatı benim elimdeydi. Sesime neşeli bir tını vererek konuşmaya çalıştım.<br />
<br />
<br />
-Günaydın Aytaç, nasılsın?<br />
<br />
<br />
-Günaydın. İyiyim sen nasılsın?<br />
<br />
<br />
-Eh işte. Yavaş yavaş toparlanıyorum.<br />
<br />
<br />
-Okula gidecek misin?, diye sordu. Planı neydi acaba?<br />
<br />
<br />
-Evet gideceğim. Sen?<br />
<br />
<br />
-Evet. <br />
<br />
<br />
-Bir şey mi oldu? Neden mesaj attın?<br />
<br />
<br />
-Yo yo. Bir şey olmadı. Sadece seni merak ettim.<br />
<br />
<br />
-Teşekkürler. Endişelenmeni gerektiren bir durum yok ortada., dedim durumu toplamaya çalışarak.<br />
<br />
<br />
-Peki seni almaya gelmeli miyim?, diye sordu çekingen bir sesle.<br />
<br />
<br />
-Aslında iyi olurdu ama Tolga gelecek.<br />
<br />
<br />
-Peki. Dikkat edin, kaza yapmayın., dedi sert bir sesle.<br />
<br />
<br />
Neydi bu şimdi? Yaramı mı deşiyordu? Bir an Tolga’nın o günkü hali geldi gözümün önüne. Alttan almak lazımdı bu durumda. Madem hayatı söz konusu…<br />
<br />
<br />
-Aytaç., dedim o telefonu kapatmadan.<br />
<br />
<br />
-Efendim.<br />
<br />
<br />
-Düşündüm de, gelsen hiç fena olmaz.<br />
<br />
<br />
-Peki ya Tolga?, diye sordu.<br />
<br />
<br />
-Boş versene., dedim aldırmaz bir tavırla.<br />
<br />
<br />
-Peki, görüşürüz o zaman.<br />
<br />
<br />
-Görüşürüz., dedim ve telefonu kapatır kapatmaz Tolga’yı aradım.<br />
<br />
<br />
-Hayal. Bir şey mi oldu?, diye sordu. Sesi endişeliydi. <br />
<br />
<br />
-Yo yo, bir şey olmadı.<br />
<br />
<br />
-Neden aradın peki?<br />
<br />
<br />
-Ne yani sevgilimi arayamaz mıyım?, diye sordum.<br />
<br />
<br />
-Sevgili derken? Ha sevgili… Sevgiliii., dedi. Uykulu olmasına vererek konuşmama devam ettim.<br />
<br />
<br />
-Tolga bugün beni almana gerek yok.<br />
<br />
<br />
-Neden?<br />
<br />
<br />
-Aytaç gelecek, onunla gideceğim. Bir konuda konuşmamızda lazım.<br />
<br />
<br />
-Olmaz!, dedi sert bir sesle.<br />
<br />
<br />
-Kıskançlık krizlerine girme lütfen. <br />
<br />
<br />
-İyi peki. Okulda görüşürüz.<br />
<br />
<br />
-Görüşürüz canım…, diyordum ki telefonu yüzüme kapattı. Aman ya… Keyfi bilir…<br />
<br />
<br />
Aytaç asla vampir olmamalı.<br />
<br />
<br />
Konsey onu yok etmemeli… <br />
</span></span><br />
<br />
İyi okumalar &lt;3<br />
Yorum istiyorum bir de 10 kişi beğenirse sevinirim. <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
Feyza Altıngöz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"> <img class="postimage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/294001_178215288913379_121342071267368_393085_8292873_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 294001_178215288913379_121342071267368_3...2873_n.jpg]" /> <br />
</div>
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: large;">Siyah İnciler <br />
<br />
<br />
Bölüm 10 ~Değişiklik<br />
<br />
<br />
Merdivenlerden inip salona geçtim. Bir de ne göreyim, Tolga’nın babaannesi ve dedesi karşımda. Şaşkınlıkla Tolga’ya baktım. Bilmem dercesine kollarını iki yana açtı. O kadar içtenlikle bakıyorlardı ki yanlarına gidip onlara sarılmamak imkansızdı. Bende aynen öyle yaptım. <br />
<br />
<br />
-Segetales., dedi Tolga’nın dedesi gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
Çeviriyi yapması için Tolga’ya döndüm ama Tolga amcam lafa atladı.<br />
<br />
<br />
-Gelinimiz diyor senin için., dedi bana bakarak.<br />
<br />
<br />
Hiçbir şey diyemeden amcama baktım. Şaşırmış olduğumu anlayacak ki tekrar konuşmaya başladı.<br />
<br />
<br />
-Ne? Kurtça konuşmayı öğreniyorum., dedi.<br />
<br />
<br />
-Söylediniz mi?, diye sordum Tolga’ya.<br />
<br />
<br />
-Böyle bir olaydan bu kadar çabuk kurtulmamı başka türlü açıklayamazdık.<br />
<br />
<br />
-Hayal, nigavata şirata., diyerek yanıma geldi Şeyma ve bana sarıldı.<br />
<br />
<br />
-Küçük köpeğimiz seni çok özlemiş., dedi Tolga gülerek. <br />
<br />
<br />
-Tolga!, diye bağırdı Şeyma.<br />
<br />
<br />
-Boş ver sen onu tatlım. Bende seni çok özledim., dedim gülerek. Biz gülüşürken Sinem teyze bize doğru yaklaştı ve benim belimi tuttu.<br />
<br />
<br />
-Hayal’ciğim sana ve ailene çok teşekkür ederim. Sizin sayenizde oğlum kurtuldu., dedi Tolga ve bana gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
-Rica ederim efendim.<br />
<br />
<br />
-Sen gerçekten bizim gelinimiz olmalısın., dedi Bedir amca oturduğu koltuktan seslenerek.<br />
<br />
<br />
Babam homurdanarak anneme döndü. Annem babamın koluna girdi gülümseyerek.<br />
<br />
<br />
-Aşkım yapma ama., dedi.<br />
<br />
<br />
-Tamam tamam., dedi babam zoraki bir gülümsemeyle.<br />
<br />
<br />
Biraz oturup muhabbet ettik. Şeyma, Berrak ve bana biraz kurt dilini öğretti. Yeni şeyler öğrenmek güzel. Kafamı Tolga’ya çevirdiğim an bana hayranlıkla baktığını gördüm. Gözleri parlıyordu adeta. Gülümsedim ve yanına gitmek için ayağa kalktım.<br />
<br />
<br />
-Hayal, nereye?, diye sordu Şeyma.<br />
<br />
<br />
-Gelirim şimdi, siz devam edin., diyerek dışarı çıktım. Tolga’da peşimden dışarı geldi. Arkamı dönüp ona baktım. Tam bir şeyler söyleyecekken o benden önce davrandı.<br />
<br />
<br />
-Hayal.<br />
<br />
<br />
-Efendim Tolga.<br />
<br />
<br />
Bana iyice yaklaştı ve ellerimi tuttu. Gözlerimin içine bakarak konuşmasını sürdürdü.<br />
<br />
<br />
-Çok güzelsin., diye fısıldadı. Aramızdaki mesafe gitgide kapanıyordu ki kafamı yere eğdim. Çenemden tutup kafamı kaldırdı ve yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. Tanrım! Ne utanç verici.<br />
<br />
<br />
-Şey. İçeri girsek iyi olacak. Şeyma ve Berrak beni bekliyorlardı., dedim kekeleyerek.<br />
<br />
<br />
-Pekala. Sen gir bende geliyorum.<br />
<br />
<br />
İçeri girdim ama gözleriyle beni takip ettiğine yemin edebilirdim. Salona geçtiğim anda Alp amcamın bir şeyler gördüğünü anladım. Yanına gidip kulağına eğildim.<br />
<br />
<br />
-Ne gördün amca?, diye sordum.<br />
<br />
<br />
-Bir vampir geliyor Hayal. Yeni bir vampir.<br />
<br />
<br />
-Kim bu?<br />
<br />
<br />
-Aytaç. <br />
<br />
<br />
-Ne zaman olacak peki?<br />
<br />
<br />
-Tarih belli değil Hayal. Onun sana karşı olan zaafını biliyoruz. Yani bu tamamen sana bağlı. Ona dikkat et kızım., dedi amcam.<br />
<br />
<br />
-Nasıl? Ben ne yapabilirim ki?<br />
<br />
<br />
-Kendini küçümseme.<br />
<br />
<br />
Şok olmuştum. Aytaç neden vampir olsun ki? Eğer vampir olursa Konsey onu öldürür. Ama o böyle bir şeyi istemez ki. Neden istesin? Tanrı aşkına aytaç, aklından neler geçiyor?<br />
<br />
<br />
~~~~~~~<br />
<br />
<br />
Yeni bir gün…<br />
<br />
<br />
Güzel bir hava…<br />
<br />
<br />
Okula gitmek zor olacak sanırım. Telefonumun titreşim sesiyle yerimde zıpladım. Kimden acaba bu mesaj sabah sabah?<br />
<br />
<br />
Aytaç… Tabi ya. Başka kimden olabilir ki…<br />
<br />
<br />
“Hayal, uyandın mı?” yazıyordu mesajda. Hemen Aytaç’ı aradım. İstemeye istemeyede olsa onun hayatı benim elimdeydi. Sesime neşeli bir tını vererek konuşmaya çalıştım.<br />
<br />
<br />
-Günaydın Aytaç, nasılsın?<br />
<br />
<br />
-Günaydın. İyiyim sen nasılsın?<br />
<br />
<br />
-Eh işte. Yavaş yavaş toparlanıyorum.<br />
<br />
<br />
-Okula gidecek misin?, diye sordu. Planı neydi acaba?<br />
<br />
<br />
-Evet gideceğim. Sen?<br />
<br />
<br />
-Evet. <br />
<br />
<br />
-Bir şey mi oldu? Neden mesaj attın?<br />
<br />
<br />
-Yo yo. Bir şey olmadı. Sadece seni merak ettim.<br />
<br />
<br />
-Teşekkürler. Endişelenmeni gerektiren bir durum yok ortada., dedim durumu toplamaya çalışarak.<br />
<br />
<br />
-Peki seni almaya gelmeli miyim?, diye sordu çekingen bir sesle.<br />
<br />
<br />
-Aslında iyi olurdu ama Tolga gelecek.<br />
<br />
<br />
-Peki. Dikkat edin, kaza yapmayın., dedi sert bir sesle.<br />
<br />
<br />
Neydi bu şimdi? Yaramı mı deşiyordu? Bir an Tolga’nın o günkü hali geldi gözümün önüne. Alttan almak lazımdı bu durumda. Madem hayatı söz konusu…<br />
<br />
<br />
-Aytaç., dedim o telefonu kapatmadan.<br />
<br />
<br />
-Efendim.<br />
<br />
<br />
-Düşündüm de, gelsen hiç fena olmaz.<br />
<br />
<br />
-Peki ya Tolga?, diye sordu.<br />
<br />
<br />
-Boş versene., dedim aldırmaz bir tavırla.<br />
<br />
<br />
-Peki, görüşürüz o zaman.<br />
<br />
<br />
-Görüşürüz., dedim ve telefonu kapatır kapatmaz Tolga’yı aradım.<br />
<br />
<br />
-Hayal. Bir şey mi oldu?, diye sordu. Sesi endişeliydi. <br />
<br />
<br />
-Yo yo, bir şey olmadı.<br />
<br />
<br />
-Neden aradın peki?<br />
<br />
<br />
-Ne yani sevgilimi arayamaz mıyım?, diye sordum.<br />
<br />
<br />
-Sevgili derken? Ha sevgili… Sevgiliii., dedi. Uykulu olmasına vererek konuşmama devam ettim.<br />
<br />
<br />
-Tolga bugün beni almana gerek yok.<br />
<br />
<br />
-Neden?<br />
<br />
<br />
-Aytaç gelecek, onunla gideceğim. Bir konuda konuşmamızda lazım.<br />
<br />
<br />
-Olmaz!, dedi sert bir sesle.<br />
<br />
<br />
-Kıskançlık krizlerine girme lütfen. <br />
<br />
<br />
-İyi peki. Okulda görüşürüz.<br />
<br />
<br />
-Görüşürüz canım…, diyordum ki telefonu yüzüme kapattı. Aman ya… Keyfi bilir…<br />
<br />
<br />
Aytaç asla vampir olmamalı.<br />
<br />
<br />
Konsey onu yok etmemeli… <br />
</span></span><br />
<br />
İyi okumalar &lt;3<br />
Yorum istiyorum bir de 10 kişi beğenirse sevinirim. <img class="postimage" src="images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
Feyza Altıngöz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Ömür - 4. Bölüm]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/bir-omur-4-bolum.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 16:05:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/bir-omur-4-bolum.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">4.BÖLÜM:YANLIŞ ANLAŞILMA<br />
<br />
Aylin ve nehir çıktıktan sonra ben hala orada bön bön durmuş pilates hocası ve merti izlemeye devam ediyordum.Daha ben ne olduğunu anlamadan mert pilates hocasını omuzlarından tutup ittirdi ve bağırmaya başladı:<br />
<br />
-Sen ne yaptığını sanıyorsun.Daha sana kaç kere söylemem gerekiyor;bitti herşey,bit-ti.<br />
<br />
-Bitemez anlıyor musun beni?Hem beni o yeni gelen o aptal kız yüzünden terkediyorsun değil mi?<br />
<br />
-Saçmalama,hangi kızdan bahsediyorsun sen?<br />
<br />
-Kursa sürekli renk renk topuklu ayakkabılarla gelen kız var ya.Ayla mıydı,aylin miydi ismi hatırlamadım.<br />
<br />
-Hopp hopp...Burada müdahale etmek zorundaydım kusura bakma mert.Şimdi sana gelirsek esra çiyanı,zaten dersden beri sana gıcığım,şimdi benim dostuma aptal dedin.Beni sinir etmeye daha çok devam edersen, saçını başını yolarım senin.<br />
<br />
-Sen ne arıyorsun burada?Hayırdır yalnız kalmışsın.O iki aptal arkadaşın nerede? <br />
<br />
-Esra çeneni kapat.Deniz senin burada ne işin var?<br />
<br />
-Sen bir karışma mert hocam.Ben şunun bir ağzını yırtayım.Terbiyesiz sen kime aptal deyip duruyorsun.Çakma sarışın.<br />
<br />
Bir sinirle esra'nın üzerine atlıyorum.Mert hemen beni tutup geri çekiyor. <br />
<br />
-Yeterr artık.Esra seni bir daha uyarmıcam,çık git hayatımdan.Seni artık sevmiyorum,beni kırıcı konuşmaya mecbur bırakıyorsun.Eğer öğrenmek istiyorsan söyleyeyim,ben aylin'den hoşlanıyorum.Tamam mı?<br />
<br />
O an elimi karnıma sürtüp"ohh ohh"diyesim gelmişti.<br />
<br />
Esra uzun uzun Mert'e baktıktan sonra hışımla çıktı,gitti. <br />
<br />
Ben mert ile bir süre orada öylece durduk.Ne mert kıpırdıyordu ne de ben.Mert hiç kıpırdamadan durmaya devam ederken ben elimdeki meyve suyunu içmeye başladım.Mert konuşmaya başladığı zaman ben meyve suyumu bitirmiş,kutusunu da ayağımın altında patlatmak üzereydim.<br />
<br />
-Aylin'e söylemezsin değil mi bu olanları?<br />
<br />
-Hangi olanları?<br />
<br />
-Bu öpüşme olayını filan.<br />
<br />
-Oyy oyy adamım çok geç artık.Çünkü aylin,cadı esra'nın senin dudaklarına yumulduğunu gördü bile.<br />
<br />
-Neeee?Gördü mü?Ne dedi peki?Nasıl bir tepki verdi?Bn niye görmedim sizi?<br />
<br />
-Ho ho ho biz teker teker sor soruları.Şimdi açıklamaya başlıyorum,başka soru sorma lütfen.Biz yüzme dersine gitmek için dolaplarımızdan mayolarımızı almaya gelmiştik.Bir de ne görelim?Cadı pilates hocası ile seni öpüşürken gördük.Daha doğrusu o cadı sana yumulmuştu ama senin arkan bize dönük olduğu için,sen onu öpüyor gibi görünüyordun.Zaten aylin ve nehir gerisini izlemeden çektiler gittiler.Benim kalma sebebimi soracak olursan...-Tamam tamam sormuyorum o kadarını.Offf ne yapacağım şimdi ben?Herşeyi elimi yüzüme bulaştırdım.<br />
<br />
-Bi dakka bi dakka.Şimdi şunu açıklıya kavuşturalım.Sana sorular soracağım,lütfen bunlara dürüstlükle cevap ver.Birinci soru:Sen aylin'den hoşlanıyor musun?<br />
<br />
-Evet hoşlanıyorum.<br />
<br />
-Var ya eğer yalan atıyorsan...<br />
<br />
-Evet biliyorum.Eğer yalan atıyorsam ağzımı burnumu dağıtırsın.<br />
<br />
-Evet doğru cevap.Şimdi ikinci soruma geçiyorum:Cadı esra ile daha önce sevgili miydiniz?<br />
<br />
-Evet.Ayrılalı sekiz ay oldu,ayrılmamızı hala hazmedemedi esra.Gördüğün gibi hala peşimde.Ama benim içimde ona karşı hiçbir şey yok.<br />
<br />
-Hımm harika.O zaman geriye tek bir sorum kalıyor.Aylin'i nasıl ikna edeceksin.<br />
<br />
Mert bana imalı imalı bakınca kıllanıyorum:<br />
<br />
-Ne bakıyorsun bana öyle?Ahh dur bi dakka dur.Sakın bana aylin'i benim ikna etmem gerektiğini söyleme.Sakın. <br />
<br />
-Hemen itiraz etme deniz.Beraber ikna edeceğiz.Sonuçta olayın gerçeğini sen gördün.<br />
<br />
-Yaa ben aylin'in kendi kafasının dikine gidip her yeri kırıp döktüğünü gören insanım.O yüzden lütfen beni bulaştırma.<br />
<br />
-Deniz olanlara sadece sen tanık oldun.O yüzden bana yardım edeceksin,başka yolu yok.<br />
<br />
-Ya mert...<br />
<br />
-Deniz ya ma yok anladın mı?Bana karşı mı geleceksin,ben senin öğretmeninim.<br />
<br />
-Ohh işine gelince''sizin öğretmenimizsin'',işine gelmeyince"bana mert deyin".<br />
<br />
-Deniz uzatma yardım edecek misin etmeyecek misin?<br />
<br />
-Off be off.Tamam yardım edeceğim <br />
<br />
-Harikasın.Şimdi gidip herşeyi anlatalım.Hadi gel çabuk.<br />
<br />
-Bi sakin ol mert ya.Ben daha yeni kaza geçirmiş bir kızım,ayaklandırma beni hemen.<br />
<br />
-Tamam.Sen kendine gel,ondan sonra gidelim.Ama çabuk kendine gel olur mu?Meyve suyu getireyim mi sana?<br />
<br />
-Hımm olur.Yanında bir tane de gofret getirir misin?<br />
<br />
-Ne gofreti deniz,sen diyettesin.<br />
<br />
-Sustum. <br />
<br />
-Hadi kendine geldiysen gidelim,anlatalım ayline herşeyi.<br />
<br />
-Tamam kalktım.<br />
<br />
Mert ile birlikte kalkıp soyunma odası'ndan çıkıyoruz.Kızların kantin'de olduğunu öne sürerek direk oraya gidiyoruz.Ki tahminimizde yanılmıyoruz.Nehir ve aylin'i kantinde buluyoruz.Aylin masaya kafasını koymuş öylece duruyor,nehir'de hemen yanında muhtemelen ona teselli verecek şeyleri söylüyordu. <br />
<br />
Ben mert masalarına yaklaşırken nehir bizi gördü.Mert'e sinirle baktıktan sonra bana döndü:<br />
<br />
-Neredesin deniz sen,niye bu kadar geç kaldın?<br />
<br />
-Hımm soyunma odasındaydım.Nehir,aylin size birşey söylememiz gerekiyor.Soyunma odası'nda gördüğümüz herşey bir yanlış anlamaydı. <br />
<br />
-Ne diyorsun deniz sen,meyve suyu başına mı vurdu?<br />
<br />
-Yok nehir,meyve suyu başıma vurmadı da,şey diyordum,cadı pilates hocası ile bizim özel öğretmenciğimiz mert'e yumulmuştu ya onu diyorum.Yanlış anlamaydı.<br />
<br />
-Ne yanlış anlaması be,hem aylin'den hoşlandığını söylüyor aylin arkasını dönünce başka kıza koşuyor.<br />
<br />
-Dur bi dakka.Mert sen aylin'e ondan hoşlandığını söyledin mi?Vayy pislikler neden en son benim haberim oluyor.Aylin şu başını kaldır da bir cevap ver artık ya. <br />
<br />
-Off deniz bi rahat bırak beni.Bilmek istiyorsan evet söyleyeyim.Benden hoşlandığını söyledi.Ben size söylemedim çünkü mert söylememi istemedi.Önce ki sevgilisi hala peşini bırakmadığı için kendisine biraz zaman vermemi istedi.Zamanı başka kızları kıyıda köşede öperek geçiriyormuş meğer pislik.<br />
<br />
-Tamam işte ben de bunu anlatmaya çalışıyordum.Mert'in önceden çıktığı kişi pilatesci cadı,yani esra.Esra hala mert'in peşini bırakmadığı için senden zaman istedi.Biz soyunma odası'na gittiğimizde esra zorla mert'in dudaklarına yumulmuştu.Mert'in suçu yoktu.Siz gittikten sonra mert esra'yı ittirdi,ona bağırdı çağırdı.Ben onları gizli gizli izledim.Off içim tıkandı.Len mert sende konuşsana. <br />
<br />
-Aylin yalnız konuşabilir miyiz?<br />
<br />
-Hayır konuşamazsınız,ben izin vermiyorum.<br />
<br />
-Nehir lütfen.<br />
<br />
-Boşver nehir.Konuşalım uzamasın konu.<br />
<br />
-Aman be tamam.Kimse beni dinlemiyor zaten.Ne deniz dinler beni ne aylin.<br />
<br />
-Beni be karıştırıyorsun kızım işin içine.Bırak konuşsunlar.Gel biz de gofret alalım.<br />
<br />
-Hala gofret diyor ya,hala gofret.Deniz diyettesiniz.Ben gelene kadar hiçbir şey yemek yok.<br />
<br />
-Tamam be.Adama yardım ediyoruz o hala gofret yemeyin diye çemkiriyor. <br />
<br />
Mert ve aylin yanımızdan ayrıldıktan sonra bu seferde nehir bana çemkirmeye başlıyor.<br />
<br />
-Ne diye mert'i sen savunuyorsun.Sana mı düştü be salak.Şimdi onlar birbirleri ile çıkmaya başladılar diyelim,sonra sorunlu bir şekilde ayrıldılar.Bütün suç senin üzerine kalacak.Sonra aylin seni pembeye boyadığı baltasıyla koşturacak.Seni lime lime eder vallah.<br />
<br />
-Eyy maşallah nehir,iki dakka da Stephen Kıng romanı yazdın.Vallah ben doğruları söyleyerek savundum mert'i.İlerde ne halt yerlerse yesinler.Hatta birbirlerini yeseler aralarına girmem.<br />
<br />
-Tamam deniz sus.Zaten şu anda mert ne derse desin aylin onu kabul etmez.O yüzden içim rahat. <br />
<br />
-Ya aylin mert'i kabul ederse,o zaman ne yapacaksın?<br />
<br />
Nehir işaret parmağını ağzına götürüp yaladıktan sonra masaya kondurdu:<br />
<br />
-Bak şuraya yazıyorum aylin merti kesinlikle kabul etmez.<br />
<br />
Daha nehir'in masa'nın üzerinde ki tükürüğü kurumadan mert ve aylin sarmaş dolaş bize doğru geldiler. <br />
<br />
-İnanmıyorum aylin sana,inanamıyorum.Burada mert'in soyundan sopundan girdin sülalesinden çıktın,şimdi kalkmış mert'e sarılıyorsun.Nasıl birşeysin sen?<br />
<br />
-Nehircim bir sakin ol otur da anlatayım sana herşeyi.Hemen bağırıp çağırma.<br />
<br />
Aylin nehir'in yanına oturarak olan biten herşeyi anlatıyor ona.<br />
<br />
-Allah belanı versin,Allah seni kahretsinn.Bana gelen sana gelsin..... <br />
<br />
-Ayy kusura bakmayın,ben bi telefona bakayım.<br />
<br />
Masadan kalkıp sessiz bir yere çekiliyorum.Telefonumun müziği çalmaya hala devam ediyor.<br />
Hayatımı sen mahvettin,acımadın neler çektim.Kader seni de kör etsinn.<br />
<br />
Telefonun ekranında "pıtıratak" ismini görünce hemen açıyorum telefonu.<br />
-<br />
Pıtıratak ne haber kuzumm? <br />
<br />
-İyiyim kırocanım.Nerelerdesiniz siz.Nehir'i aradım cevap vermedi,aylini aradım cevap vermedi.<br />
<br />
-Beni aradın cevap verdim işte pıtıratak.Niye yine telaş oldun ki?<br />
<br />
-Deniz telefonunu kapattıktan sonra ekranına bak bakalım kaç cevapsız araman var.<br />
<br />
-Haa sen mi aradın?Duymadım be kuzum.Başımıza neler geldi bir bilsen.Bak anlatayım.Biz pilates dersine....<br />
<br />
-Kırocan ben İzmir'e geliyorum,geldiğim zaman anlatırsın herşeyi.<br />
<br />
-Kızım sizin üniversite tatil mi yapıyor?Vay anasını ya,bizim ki niye tatil yapmıyor? <br />
<br />
-Off deniz bi sus da,konuşayım ben.Tatil filan yok.Yapamıyorum ben burada,ailemi,sizleri özlüyorum.Herşeyden uzağım.Burada bir türlü arkadaşlık kuramadım.Herkes beni dışlıyor.Yapamıyorum deniz.Üniversite okuyacağım diye kendimi harap edemeyeceğim.Annemlerle konuştum,onlar da geri dönmemi istiyorlar.<br />
<br />
-Gülüm kıyamam ben sana ama üniversite'yi ne yapacaksın.<br />
<br />
-Tekrar sınava gireceğim.Bu sefer daha yüksek bir bölüm yapıp Ege Üniversitesi'ne gireceğim.O da olmadı Gediz Üniversitesi'ne giderim.<br />
<br />
-Tamam gül,çık gel vallah.Biz de seni çok özledik.Ayy üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim.Ama gelmene çok sevindim.Yine eskisi gibi okey dörtlüsü olacağız.Kızlar da çok sevinecekler bu habere. <br />
<br />
Gül ile bir beş dakika daha konuştuktan sonra telefonu kapatıp masaya geri dönüyorum.Bu arada aylin ve mert nehir'e olanları anlatmışlar,şimdi birşeye kahkahalarla gülüyorlardı.<br />
<br />
-Vayy ortamda ki gerilim gitmiş,can ciğer kuzu sarması olmuşsunuz.Durun durun tahtalara vurayım.<br />
<br />
Elimi kulağıma götürdükten sonra masaya tıklatıyorum.<br />
<br />
-Seni kim aradı deniz?Ayrıca senden birşey rica edebilir miyim?Şu telefonunun zil sesini değiştirir misin?<br />
<br />
-Niye değiştireyim ki aylin?Ne güzel söylüyor"Allah Belanı Versin"diye.Aman şimdi siz onu bunu bırakın da gül aradı beni.İzmir'e geri dönüyormuş.Siz sormadan söyleyeyim temelli dönüyormuş.Çünkü orada yapamıyormuş,öyle söyledi.Tekrar sınava girecekmiş.Ya Ege Üniversitesi'ni ya da Gediz Üniversitesi'ni istiyor. <br />
<br />
-Hadi ya.Zaten gül çabuk sıkılan biri,bu kadar süre kalması bile onun metanetliliğini gösterir.Gül'e inanıyorum ben,o ne yapar eder girer istediği üniversiteye.<br />
<br />
-İlk defa sana katılıyorum aylin(aylin burada nehir'e dil çıkarıyor).Gül ailesi ve biz olmadan dayanamaz.Biz de onsuz dayanamıyoruz zaten.Böylesi daha iyi oldu.<br />
<br />
Gül'ün gelecek olması gerçekten de harika olacaktı.O kadar emekle,çabayla üniversiteyi kazandı,şimdi tekrar çalışıp çabalamasına üzüleceğim ama yanımızda olduğu için de sevineceğim.Çok özledim gülümü.Gelsin de doya doya öpeyim bi onu.Tamam bizim kadro da tamamlandığına göre bakalım bizi ne maceralar bekliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
4.BÖLÜMÜN SONU</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: large;">4.BÖLÜM:YANLIŞ ANLAŞILMA<br />
<br />
Aylin ve nehir çıktıktan sonra ben hala orada bön bön durmuş pilates hocası ve merti izlemeye devam ediyordum.Daha ben ne olduğunu anlamadan mert pilates hocasını omuzlarından tutup ittirdi ve bağırmaya başladı:<br />
<br />
-Sen ne yaptığını sanıyorsun.Daha sana kaç kere söylemem gerekiyor;bitti herşey,bit-ti.<br />
<br />
-Bitemez anlıyor musun beni?Hem beni o yeni gelen o aptal kız yüzünden terkediyorsun değil mi?<br />
<br />
-Saçmalama,hangi kızdan bahsediyorsun sen?<br />
<br />
-Kursa sürekli renk renk topuklu ayakkabılarla gelen kız var ya.Ayla mıydı,aylin miydi ismi hatırlamadım.<br />
<br />
-Hopp hopp...Burada müdahale etmek zorundaydım kusura bakma mert.Şimdi sana gelirsek esra çiyanı,zaten dersden beri sana gıcığım,şimdi benim dostuma aptal dedin.Beni sinir etmeye daha çok devam edersen, saçını başını yolarım senin.<br />
<br />
-Sen ne arıyorsun burada?Hayırdır yalnız kalmışsın.O iki aptal arkadaşın nerede? <br />
<br />
-Esra çeneni kapat.Deniz senin burada ne işin var?<br />
<br />
-Sen bir karışma mert hocam.Ben şunun bir ağzını yırtayım.Terbiyesiz sen kime aptal deyip duruyorsun.Çakma sarışın.<br />
<br />
Bir sinirle esra'nın üzerine atlıyorum.Mert hemen beni tutup geri çekiyor. <br />
<br />
-Yeterr artık.Esra seni bir daha uyarmıcam,çık git hayatımdan.Seni artık sevmiyorum,beni kırıcı konuşmaya mecbur bırakıyorsun.Eğer öğrenmek istiyorsan söyleyeyim,ben aylin'den hoşlanıyorum.Tamam mı?<br />
<br />
O an elimi karnıma sürtüp"ohh ohh"diyesim gelmişti.<br />
<br />
Esra uzun uzun Mert'e baktıktan sonra hışımla çıktı,gitti. <br />
<br />
Ben mert ile bir süre orada öylece durduk.Ne mert kıpırdıyordu ne de ben.Mert hiç kıpırdamadan durmaya devam ederken ben elimdeki meyve suyunu içmeye başladım.Mert konuşmaya başladığı zaman ben meyve suyumu bitirmiş,kutusunu da ayağımın altında patlatmak üzereydim.<br />
<br />
-Aylin'e söylemezsin değil mi bu olanları?<br />
<br />
-Hangi olanları?<br />
<br />
-Bu öpüşme olayını filan.<br />
<br />
-Oyy oyy adamım çok geç artık.Çünkü aylin,cadı esra'nın senin dudaklarına yumulduğunu gördü bile.<br />
<br />
-Neeee?Gördü mü?Ne dedi peki?Nasıl bir tepki verdi?Bn niye görmedim sizi?<br />
<br />
-Ho ho ho biz teker teker sor soruları.Şimdi açıklamaya başlıyorum,başka soru sorma lütfen.Biz yüzme dersine gitmek için dolaplarımızdan mayolarımızı almaya gelmiştik.Bir de ne görelim?Cadı pilates hocası ile seni öpüşürken gördük.Daha doğrusu o cadı sana yumulmuştu ama senin arkan bize dönük olduğu için,sen onu öpüyor gibi görünüyordun.Zaten aylin ve nehir gerisini izlemeden çektiler gittiler.Benim kalma sebebimi soracak olursan...-Tamam tamam sormuyorum o kadarını.Offf ne yapacağım şimdi ben?Herşeyi elimi yüzüme bulaştırdım.<br />
<br />
-Bi dakka bi dakka.Şimdi şunu açıklıya kavuşturalım.Sana sorular soracağım,lütfen bunlara dürüstlükle cevap ver.Birinci soru:Sen aylin'den hoşlanıyor musun?<br />
<br />
-Evet hoşlanıyorum.<br />
<br />
-Var ya eğer yalan atıyorsan...<br />
<br />
-Evet biliyorum.Eğer yalan atıyorsam ağzımı burnumu dağıtırsın.<br />
<br />
-Evet doğru cevap.Şimdi ikinci soruma geçiyorum:Cadı esra ile daha önce sevgili miydiniz?<br />
<br />
-Evet.Ayrılalı sekiz ay oldu,ayrılmamızı hala hazmedemedi esra.Gördüğün gibi hala peşimde.Ama benim içimde ona karşı hiçbir şey yok.<br />
<br />
-Hımm harika.O zaman geriye tek bir sorum kalıyor.Aylin'i nasıl ikna edeceksin.<br />
<br />
Mert bana imalı imalı bakınca kıllanıyorum:<br />
<br />
-Ne bakıyorsun bana öyle?Ahh dur bi dakka dur.Sakın bana aylin'i benim ikna etmem gerektiğini söyleme.Sakın. <br />
<br />
-Hemen itiraz etme deniz.Beraber ikna edeceğiz.Sonuçta olayın gerçeğini sen gördün.<br />
<br />
-Yaa ben aylin'in kendi kafasının dikine gidip her yeri kırıp döktüğünü gören insanım.O yüzden lütfen beni bulaştırma.<br />
<br />
-Deniz olanlara sadece sen tanık oldun.O yüzden bana yardım edeceksin,başka yolu yok.<br />
<br />
-Ya mert...<br />
<br />
-Deniz ya ma yok anladın mı?Bana karşı mı geleceksin,ben senin öğretmeninim.<br />
<br />
-Ohh işine gelince''sizin öğretmenimizsin'',işine gelmeyince"bana mert deyin".<br />
<br />
-Deniz uzatma yardım edecek misin etmeyecek misin?<br />
<br />
-Off be off.Tamam yardım edeceğim <br />
<br />
-Harikasın.Şimdi gidip herşeyi anlatalım.Hadi gel çabuk.<br />
<br />
-Bi sakin ol mert ya.Ben daha yeni kaza geçirmiş bir kızım,ayaklandırma beni hemen.<br />
<br />
-Tamam.Sen kendine gel,ondan sonra gidelim.Ama çabuk kendine gel olur mu?Meyve suyu getireyim mi sana?<br />
<br />
-Hımm olur.Yanında bir tane de gofret getirir misin?<br />
<br />
-Ne gofreti deniz,sen diyettesin.<br />
<br />
-Sustum. <br />
<br />
-Hadi kendine geldiysen gidelim,anlatalım ayline herşeyi.<br />
<br />
-Tamam kalktım.<br />
<br />
Mert ile birlikte kalkıp soyunma odası'ndan çıkıyoruz.Kızların kantin'de olduğunu öne sürerek direk oraya gidiyoruz.Ki tahminimizde yanılmıyoruz.Nehir ve aylin'i kantinde buluyoruz.Aylin masaya kafasını koymuş öylece duruyor,nehir'de hemen yanında muhtemelen ona teselli verecek şeyleri söylüyordu. <br />
<br />
Ben mert masalarına yaklaşırken nehir bizi gördü.Mert'e sinirle baktıktan sonra bana döndü:<br />
<br />
-Neredesin deniz sen,niye bu kadar geç kaldın?<br />
<br />
-Hımm soyunma odasındaydım.Nehir,aylin size birşey söylememiz gerekiyor.Soyunma odası'nda gördüğümüz herşey bir yanlış anlamaydı. <br />
<br />
-Ne diyorsun deniz sen,meyve suyu başına mı vurdu?<br />
<br />
-Yok nehir,meyve suyu başıma vurmadı da,şey diyordum,cadı pilates hocası ile bizim özel öğretmenciğimiz mert'e yumulmuştu ya onu diyorum.Yanlış anlamaydı.<br />
<br />
-Ne yanlış anlaması be,hem aylin'den hoşlandığını söylüyor aylin arkasını dönünce başka kıza koşuyor.<br />
<br />
-Dur bi dakka.Mert sen aylin'e ondan hoşlandığını söyledin mi?Vayy pislikler neden en son benim haberim oluyor.Aylin şu başını kaldır da bir cevap ver artık ya. <br />
<br />
-Off deniz bi rahat bırak beni.Bilmek istiyorsan evet söyleyeyim.Benden hoşlandığını söyledi.Ben size söylemedim çünkü mert söylememi istemedi.Önce ki sevgilisi hala peşini bırakmadığı için kendisine biraz zaman vermemi istedi.Zamanı başka kızları kıyıda köşede öperek geçiriyormuş meğer pislik.<br />
<br />
-Tamam işte ben de bunu anlatmaya çalışıyordum.Mert'in önceden çıktığı kişi pilatesci cadı,yani esra.Esra hala mert'in peşini bırakmadığı için senden zaman istedi.Biz soyunma odası'na gittiğimizde esra zorla mert'in dudaklarına yumulmuştu.Mert'in suçu yoktu.Siz gittikten sonra mert esra'yı ittirdi,ona bağırdı çağırdı.Ben onları gizli gizli izledim.Off içim tıkandı.Len mert sende konuşsana. <br />
<br />
-Aylin yalnız konuşabilir miyiz?<br />
<br />
-Hayır konuşamazsınız,ben izin vermiyorum.<br />
<br />
-Nehir lütfen.<br />
<br />
-Boşver nehir.Konuşalım uzamasın konu.<br />
<br />
-Aman be tamam.Kimse beni dinlemiyor zaten.Ne deniz dinler beni ne aylin.<br />
<br />
-Beni be karıştırıyorsun kızım işin içine.Bırak konuşsunlar.Gel biz de gofret alalım.<br />
<br />
-Hala gofret diyor ya,hala gofret.Deniz diyettesiniz.Ben gelene kadar hiçbir şey yemek yok.<br />
<br />
-Tamam be.Adama yardım ediyoruz o hala gofret yemeyin diye çemkiriyor. <br />
<br />
Mert ve aylin yanımızdan ayrıldıktan sonra bu seferde nehir bana çemkirmeye başlıyor.<br />
<br />
-Ne diye mert'i sen savunuyorsun.Sana mı düştü be salak.Şimdi onlar birbirleri ile çıkmaya başladılar diyelim,sonra sorunlu bir şekilde ayrıldılar.Bütün suç senin üzerine kalacak.Sonra aylin seni pembeye boyadığı baltasıyla koşturacak.Seni lime lime eder vallah.<br />
<br />
-Eyy maşallah nehir,iki dakka da Stephen Kıng romanı yazdın.Vallah ben doğruları söyleyerek savundum mert'i.İlerde ne halt yerlerse yesinler.Hatta birbirlerini yeseler aralarına girmem.<br />
<br />
-Tamam deniz sus.Zaten şu anda mert ne derse desin aylin onu kabul etmez.O yüzden içim rahat. <br />
<br />
-Ya aylin mert'i kabul ederse,o zaman ne yapacaksın?<br />
<br />
Nehir işaret parmağını ağzına götürüp yaladıktan sonra masaya kondurdu:<br />
<br />
-Bak şuraya yazıyorum aylin merti kesinlikle kabul etmez.<br />
<br />
Daha nehir'in masa'nın üzerinde ki tükürüğü kurumadan mert ve aylin sarmaş dolaş bize doğru geldiler. <br />
<br />
-İnanmıyorum aylin sana,inanamıyorum.Burada mert'in soyundan sopundan girdin sülalesinden çıktın,şimdi kalkmış mert'e sarılıyorsun.Nasıl birşeysin sen?<br />
<br />
-Nehircim bir sakin ol otur da anlatayım sana herşeyi.Hemen bağırıp çağırma.<br />
<br />
Aylin nehir'in yanına oturarak olan biten herşeyi anlatıyor ona.<br />
<br />
-Allah belanı versin,Allah seni kahretsinn.Bana gelen sana gelsin..... <br />
<br />
-Ayy kusura bakmayın,ben bi telefona bakayım.<br />
<br />
Masadan kalkıp sessiz bir yere çekiliyorum.Telefonumun müziği çalmaya hala devam ediyor.<br />
Hayatımı sen mahvettin,acımadın neler çektim.Kader seni de kör etsinn.<br />
<br />
Telefonun ekranında "pıtıratak" ismini görünce hemen açıyorum telefonu.<br />
-<br />
Pıtıratak ne haber kuzumm? <br />
<br />
-İyiyim kırocanım.Nerelerdesiniz siz.Nehir'i aradım cevap vermedi,aylini aradım cevap vermedi.<br />
<br />
-Beni aradın cevap verdim işte pıtıratak.Niye yine telaş oldun ki?<br />
<br />
-Deniz telefonunu kapattıktan sonra ekranına bak bakalım kaç cevapsız araman var.<br />
<br />
-Haa sen mi aradın?Duymadım be kuzum.Başımıza neler geldi bir bilsen.Bak anlatayım.Biz pilates dersine....<br />
<br />
-Kırocan ben İzmir'e geliyorum,geldiğim zaman anlatırsın herşeyi.<br />
<br />
-Kızım sizin üniversite tatil mi yapıyor?Vay anasını ya,bizim ki niye tatil yapmıyor? <br />
<br />
-Off deniz bi sus da,konuşayım ben.Tatil filan yok.Yapamıyorum ben burada,ailemi,sizleri özlüyorum.Herşeyden uzağım.Burada bir türlü arkadaşlık kuramadım.Herkes beni dışlıyor.Yapamıyorum deniz.Üniversite okuyacağım diye kendimi harap edemeyeceğim.Annemlerle konuştum,onlar da geri dönmemi istiyorlar.<br />
<br />
-Gülüm kıyamam ben sana ama üniversite'yi ne yapacaksın.<br />
<br />
-Tekrar sınava gireceğim.Bu sefer daha yüksek bir bölüm yapıp Ege Üniversitesi'ne gireceğim.O da olmadı Gediz Üniversitesi'ne giderim.<br />
<br />
-Tamam gül,çık gel vallah.Biz de seni çok özledik.Ayy üzüleyim mi sevineyim mi bilemedim.Ama gelmene çok sevindim.Yine eskisi gibi okey dörtlüsü olacağız.Kızlar da çok sevinecekler bu habere. <br />
<br />
Gül ile bir beş dakika daha konuştuktan sonra telefonu kapatıp masaya geri dönüyorum.Bu arada aylin ve mert nehir'e olanları anlatmışlar,şimdi birşeye kahkahalarla gülüyorlardı.<br />
<br />
-Vayy ortamda ki gerilim gitmiş,can ciğer kuzu sarması olmuşsunuz.Durun durun tahtalara vurayım.<br />
<br />
Elimi kulağıma götürdükten sonra masaya tıklatıyorum.<br />
<br />
-Seni kim aradı deniz?Ayrıca senden birşey rica edebilir miyim?Şu telefonunun zil sesini değiştirir misin?<br />
<br />
-Niye değiştireyim ki aylin?Ne güzel söylüyor"Allah Belanı Versin"diye.Aman şimdi siz onu bunu bırakın da gül aradı beni.İzmir'e geri dönüyormuş.Siz sormadan söyleyeyim temelli dönüyormuş.Çünkü orada yapamıyormuş,öyle söyledi.Tekrar sınava girecekmiş.Ya Ege Üniversitesi'ni ya da Gediz Üniversitesi'ni istiyor. <br />
<br />
-Hadi ya.Zaten gül çabuk sıkılan biri,bu kadar süre kalması bile onun metanetliliğini gösterir.Gül'e inanıyorum ben,o ne yapar eder girer istediği üniversiteye.<br />
<br />
-İlk defa sana katılıyorum aylin(aylin burada nehir'e dil çıkarıyor).Gül ailesi ve biz olmadan dayanamaz.Biz de onsuz dayanamıyoruz zaten.Böylesi daha iyi oldu.<br />
<br />
Gül'ün gelecek olması gerçekten de harika olacaktı.O kadar emekle,çabayla üniversiteyi kazandı,şimdi tekrar çalışıp çabalamasına üzüleceğim ama yanımızda olduğu için de sevineceğim.Çok özledim gülümü.Gelsin de doya doya öpeyim bi onu.Tamam bizim kadro da tamamlandığına göre bakalım bizi ne maceralar bekliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
4.BÖLÜMÜN SONU</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayat Hakkında]]></title>
			<link>http://www.vefaenver.com.tr/forum/hayat-hakkinda.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 08:56:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.vefaenver.com.tr/forum/hayat-hakkinda.html</guid>
			<description><![CDATA[Bu sabah bir mail aldım. Benim çok hoşuma gitti. Bir yazı bu kadar anlamlı olabilir diye düşündüm ve sizlerle paylaşmak istedim . Bakalım bu yazı sizlere ne düşündürecek?<br />
<br />
Kendini aşan herkes yarışın birincisidir…<br />
Özgürlük, içindeki duvarlarda gizlidir…<br />
Kendisi ile barışık olmayan herkese darılır…<br />
Herkes, kendi uçurumlarının derinliğine inanır…<br />
Yaşınız çok geçmeden hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin…<br />
İdeallerimiz çoğunlukla bize değil,yaşımıza aittir!…<br />
Birini değiştirmek istiyorsan, bu fikrini değiştirerek kendinden başla…<br />
Yalnız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur…<br />
Köyün ortasındaki vadi, köyün iki yakasını ayırır mı, birleştirir mi?…<br />
Bir tartışmaya bütün sözlerinizi söylemiş kadar sakin başlarsanız, bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar…<br />
İnsanları sevin, buna ihtiyacınız var…<br />
Bazı şeyler nedensizde güzeldir, neden aradığınız zaman,onu bulursunuz,ama güzelliği yitirirsiniz…<br />
Yaşam boyunca her yaş, bazı şeyler ancak o yaşta yapılabildiği için güzeldir…<br />
Her şey hakkında yargı sahibi olan, herkesi kendi hakkında yargıç yapar…<br />
Düşünmeye zaman ayırırsan, zaman kazanırsın…<br />
Para cesur insanları satın alabilir, ama cesareti asla…<br />
Kültür üzerinde yetiştiğimiz toprağın bileşimidir…<br />
Bildiğim en iyi şey, zamanla öğreneceğimdir…<br />
Nefret etmek, kendinizi asla unutmamaya mahkum etmektir…<br />
Bir insana sonuna kadar güvenirsen, onun insan olduğunu unutursun…<br />
Aykırı düşün, bakalım tepkin ne olacak…<br />
Bir şeyi çok önceden beri biliyorsan, geçirdiği değişikliklerden haberin yok demektir…<br />
Gülümse!<br />
İyi bir neden bulacaksın…<br />
Çıkış yolunu kendin bulacaksın, çünkü nereye gideceğini en iyi sen biliyorsun…<br />
İnsan parayla ölçülebilen tüm varlıklarını yitirdiğinde, geriye kalandır…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu sabah bir mail aldım. Benim çok hoşuma gitti. Bir yazı bu kadar anlamlı olabilir diye düşündüm ve sizlerle paylaşmak istedim . Bakalım bu yazı sizlere ne düşündürecek?<br />
<br />
Kendini aşan herkes yarışın birincisidir…<br />
Özgürlük, içindeki duvarlarda gizlidir…<br />
Kendisi ile barışık olmayan herkese darılır…<br />
Herkes, kendi uçurumlarının derinliğine inanır…<br />
Yaşınız çok geçmeden hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin…<br />
İdeallerimiz çoğunlukla bize değil,yaşımıza aittir!…<br />
Birini değiştirmek istiyorsan, bu fikrini değiştirerek kendinden başla…<br />
Yalnız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur…<br />
Köyün ortasındaki vadi, köyün iki yakasını ayırır mı, birleştirir mi?…<br />
Bir tartışmaya bütün sözlerinizi söylemiş kadar sakin başlarsanız, bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar…<br />
İnsanları sevin, buna ihtiyacınız var…<br />
Bazı şeyler nedensizde güzeldir, neden aradığınız zaman,onu bulursunuz,ama güzelliği yitirirsiniz…<br />
Yaşam boyunca her yaş, bazı şeyler ancak o yaşta yapılabildiği için güzeldir…<br />
Her şey hakkında yargı sahibi olan, herkesi kendi hakkında yargıç yapar…<br />
Düşünmeye zaman ayırırsan, zaman kazanırsın…<br />
Para cesur insanları satın alabilir, ama cesareti asla…<br />
Kültür üzerinde yetiştiğimiz toprağın bileşimidir…<br />
Bildiğim en iyi şey, zamanla öğreneceğimdir…<br />
Nefret etmek, kendinizi asla unutmamaya mahkum etmektir…<br />
Bir insana sonuna kadar güvenirsen, onun insan olduğunu unutursun…<br />
Aykırı düşün, bakalım tepkin ne olacak…<br />
Bir şeyi çok önceden beri biliyorsan, geçirdiği değişikliklerden haberin yok demektir…<br />
Gülümse!<br />
İyi bir neden bulacaksın…<br />
Çıkış yolunu kendin bulacaksın, çünkü nereye gideceğini en iyi sen biliyorsun…<br />
İnsan parayla ölçülebilen tüm varlıklarını yitirdiğinde, geriye kalandır…]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
